Doğu Karadeniz'in bir sahil köyünde denizle iç içe geçen yokluklar içindeki çocukluk yıllarım… O yıllarda her gün yüzerek kıyıyı kaybedinceye kadar denizlere açılma sevdam. Ortaokul sonrası daha iyi bir gelecek için kendi çabamla İstanbul'a gelişim ve yatılı Haydarpaşa Lisesi, ODTÜ’de 2 yıl eğitim ve yurt yaşamı sonrası denizi özleyip tekrar İstanbul’a dönüş ve İTÜ Makine’de beş yıl Mühendislik eğitimim… İTÜ son sınıfta çok sevdiğim bir hocama “Çalışmam lazım hocam, part time işe ihtiyacım var” dememle başladığım iş benim gelecek iş yaşantımda neler yapacağımı da belirlemiş, ‘nasıl başlarsan öyle gider’ kuralı sonucu kendi firmam ile çoğu yurt dışında geçen uzun ve zor şantiyecilik yıllarım…
Ama uzak diyarlarda, yoğun çalışma yıllarımda kafamı yastığa her koyduğumda hayallerini kurduğum stresten uzak, sessiz, sakin bir kıyı kasabasına kaçma ve orada yaşama özlemi ile geçen uzun şantiyecilik yıllarımda okumaya başladığım başta büyük ustamız ‘Sadun Boro’nun Pupa Yelken’ dünya turu kitabı olmak üzere yelkene gönül vermiş büyüklerimizin Dünya turu kitaplarının deprem etkisi ile emeklilik sonrası 37 feet teknesi ile gelip Bodrum’a yerleşmiş Chris Duffin’den yakın arkadaşlarımla birlikte aldığımız 15 günlük yelken teorik ve pratik eğitimi dersleri sonrası ve İstanbul’daki eğitim kursları aldığım ve amatör kaptanlık belgesi ve yelkenli tekne ile buluşmalarım benim önümde yeni bir ufuk açmış oldu.
Her yıl birkaç defa haftalık kiralamalarla geçen ama tekneleri tanıma isteğimle her defasında farklı bir tekne seçmemle hep acemisi olduğum yelkenli teknelerle tanıştığım ve yelkenli teknelerle aşka düştüğüm o ilk yıllar. Her yıl heyecanla beklenen fuar sezonları ve sadece yelkenli teknelerin üzerinde geçen saatler ve günler.
Bir yelkenli tekne sahiplenme isteğim nihayet 2008 yılı Aralık ayında İstanbul'daki bir fuarda üç kez girip, çıkıp yanından bir türlü uzaklaşamadığım ve son bir defa daha girdiğimde ise 'aradığım bu işte' diyerek o gün siparişini verdiğim ilk yelkenli teknem Jeanneau 45 DS, ismi kızlarımın adlarından türettiğim BerSel ve medeniyetin henüz uzanamadığı nadide koylarımızda deniz üzerinde ailece geçirdiğimiz keyifli günler ve gecelerde yeniden denizin, gökyüzünün kısaca doğanın yıllarca es geçtiğimiz keyfini doyasıya yaşamak. Ege ve Güney sahillerimizde geçirdiğimiz çok güzel ve keyifli ama hiçbir zaman yeterli olmayan bu yılların, ruh sağlığım üzerindeki olumlu etkileri bir yana devam eden işlerimin getirdiği zor ve stresli yılların sonucu büyüyen ve patlamaya az kaldı sinyali veren kalp-aort kökü genişlemesinin ameliyatı zorunlu hale getirmesi ile kendimle hesaplaşmam da ikinci aşamaya geçti. O zamana kadar kafamın içinde hapsetmiş olduğum hayallerimi artık kontrol edemez olmuştum. İçine girdikçe beni daha çok saran yaşadıklarımın da etkisi ile hayallerim coşmuş, Ege ve Güney denizleri ve Akdeniz’in sınırlarına sığmaz, okyanuslarda dolaşır olmuştum.
Her ne kadar BerSel'i çok sevsem, güzel anılarım olsa da hayallerime ulaşmak ve yeni karaları yeni denizlere bağlamak adına daha büyük, daha konforlu ve okyanuslar için de güvenilir yeni bir tekne arayışına başlamıştım bile. Evet, ne istediğimi artık biliyordum ama diğer alternatif olabilecek tekneleri de çıplak gözle görüp onlara dokunmak istiyordum. Son bir yıl içinde her fırsatı değerlendirerek katkısı olabilecek ve/veya sadece beni dinleme nezaketini gösterebilen pek çok tecrübeli ve güzel insanın düşüncelerini dinlemiş ve bu sürecin sonucunda da kafamdaki hayallerin artık giderek şekillenmeye başladığını hissediyordum.
İşte aort kökü genişlemesi ve aort kapağı tadilatı için kalp ameliyatım öncesi o günlerde kendime verdiğim sözü Ağustos 2011’de gittiğim İsveç'te 'Hallberg Rassy Open Week' etkinliğinde daha fazla öteleyemedim. Halbuki oraya gitmeden önce kendime ve benzeri tekne üretici temsilcisi dostlarıma söz vermiştim benzer teknelere ait detayları ve tersaneleri de inceledikten sonra karar vereceğime ama yapamadım.

Hallberg Rassy Open week / Ağustos 2011

Hallberg Rassy Open week / Ağustos 2011
Denizle her buluştuğumda duyduğum heyecan gibi giderek artan deniz ve yelken tutkum Ellös'te gördüklerimle iyice tetiklenmiş ve beni geri dönülmez bir yola sokmuştu. Artık yapabilecek bir şeyim yoktu. Bu kararı vermemde en büyük iki etkenden biri tersane üretim hollerinde hiç bir sınırlama olmadan her birime serbestçe girebilmemiz ve gördüklerim ile ertesi gün 30 mil üzeri esen sert, rüzgârlı ve orta dalgalı bir havada Hallberg Rassy patronu Marcus Rassy'nin HR54 teknesi ile yaptığımız keyifli ve güven hissi dolu test seyri etkili oldu. 200 kişi ile yılda ortalama 260 tekne üretimi gerçekleştirilen bu tersanenin güven veren yılların birikimi üretim teknikleri, İsveç'in tüm detayları ile harika ahşap işçilikleri, HR’nin Dünya denizlerindeki servis ağı ile sorunsuz ve çok güvenli seyir hikayeleri tutkularımla buluşunca Satış Müdürü Roland ile yaptığım görüşmede sayfalar dolusu sıralanan ilaveler listesi ve SEK olarak düzenlenmiş rakamların büyüklüğünden bile korkmadan HR54 siparişi için imzayı atıvermiştim bile. İmza ile birlikte künyemiz de HR54#43 oluvermiş, sipariş tarihi 29 Ağustos 2011, teslim tarihi ise 22 Mayıs 2012 saat 10:00 olarak kesinleşmiş oldu.

Hallberg Rassi Örüst-İsveç tersanesi üretim holünden görüntüler / Ağustos 2011

İmza sonrası gelen büyük rahatlama ve o zamanki Hallberg Rassy Türkiye Distribütörü Galip Bey'in akşam yemeği için hepimizi davet ettiği İsveç'in binlerce adasından birindeki çok güzel bir restoranda yaptığımız kutlamada şarabın tadı bile daha bir güzel gelmişti ve artık hayallerime dokunabiliyordum.
İşte bir tutkunun peşinde sürüklendiğim ve bir yelkenli teknede yaşayan bir denizci olma maceram böyle başladı.
Konuk Yazar: Recep Yıldız / Marmaris, Bozburun - 20 Mart 2025
Fotoğraflar: Recep Yıldız Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.