Yelkencilik üzerine daha önce yazdığım metinlerde, meselenin daha çok sınıfsal kodlarına ve toplumsal dışavurumlarına değinmiştim. Bu kez dümeni içeriye, insanın en mahrem ve en savunmasız olduğu yere; zihnine kırmak istiyorum.
Özkan Gülkaynak, Erik Aanderaa ya da Alluring Arctic gibi denizcilerin peşine düşerken aslında neyi arıyoruz? Bir kaçışı mı, yoksa modern hayatın bolluk içinde kaybettiği o sade ve berrak hâli mi?
Kıtlık: Zihnin Arınma Alanı
Kıtlık çoğu zaman bir yoksunluk olarak anlatılır. Oysa küçük bir yelkenli üzerinde kıtlık, zihni dağıtan fazlalıkların tasfiyesidir. Alan dardır, su sınırlıdır, enerji ölçülüdür. Bu fiziksel kısıtlar, zihinsel bir düzen yaratır. Şehir hayatında binlerce küçük kararla parçalanan dikkat, denizde dar ama net bir odak alanına girer.
Yüksek enlemlerde seyreden Alluring Arctic ekibinin disiplininde ya da kısıtlı bir alanda yaşayan Allison & James çiftinin sakinliğinde görülen şey tam da budur. Seçenekler azaldıkça zihinsel gürültü azalır. Karar yorgunluğu yerini, hayatta kalmanın sade ve bütünlüklü ritmine bırakır. İktisadi bir kısıt olan kıtlık, burada psikolojik bir özgürleşme aparatına dönüşür.
Korkunun Somutlaşması ve Onarım
Modern insanın en büyük psikolojik yüklerinden biri, nesnesi belli olmayan kaygılardır. Gelecek, statü ya da belirsizlik korkusu soyuttur; bu yüzden de felç edicidir. Denizde ise korku somuttur ve dürüsttür.
Erik Aanderaa fırtınanın içine girerken, aslında zihnin kaçtığı şeyle yüz yüze gelmesini sağlar. Bu bir meydan okuma değil, bilinçli bir maruz kalma (exposure) hâlidir. Rüzgâr sertleştiğinde yapılacaklar bellidir: yelken küçültülür, rota gözden geçirilir, tekne ayakta tutulur. Soyut kaygı, somut bir korkuya dönüştüğünde zihin donmaz; çalışır. Denizci fırtınadan çıktığında sadece teknesini değil, kendi iç dengesini de onarmış olur.
Solo ve Çift Olmanın Farklı Yalnızlıkları
Solo denizcilik, Özkan Gülkaynak’ın ya da Erik Aanderaa’nın seyirlerinde gördüğümüz gibi, psikolojik bir “aynasızlık” hâlidir. Sosyal onayın, bakışların ve etiketlerin olmadığı bir yalnızlık. Okyanusun ortasında kimse sizi izlemiyorken dürüst kalabilmek, sahte kimliklerin ve sosyal maskelerin yavaşça düşmesi demektir.
Buna karşılık, Allison & James ya da Juho & Sohvi gibi çiftlerin uzun seyirleri, dar bir alanda kurulan hassas bir dengeye dayanır. Burada ilişki romantik bir anlatıdan çok, ortak bir hayatta kalma pratiğidir. Egolar törpülenir, sorumluluk paylaşılır, rıza her gün yeniden üretilir. Küçük tekne, ilişkinin tüm gizli çatlaklarını görünür kılan bir laboratuvara dönüşür. Sosyolojik bir birim olan "çift", denizde bir "mürettebata" evrilir.
Sonuç
İnsanlar neden yıllarca küçük bir teknenin içine sığmaya çalışır? Belki de modern hayatın “daha fazla” vaadinin yarattığı içsel boşluğu, denizin dayattığı kıtlıkla doldurmak için.
Denize çıkmak bir coğrafya değiştirmekten çok, üzerimize giydirilmiş kimliklerden soyunma pratiğidir. O daracık kabinde, rüzgârın ve suyun karşısında “haklı çıkmak” anlamsızlaşır; geriye sadece insanın kendisi kalır. Çünkü denizde insan, ne olmak istediğini değil; ne olmadan da yaşayabildiğini öğrenir.
Bahsi geçen youtube kanalları:
Alluring Arctic Sailing (Juho & Sohvi) @AlluringArctic
Özkan Gülkaynak @gulkaynakozkan
Allison & James @AllisonandJamesSailing
Erik Aanderaa @erikaanderaa
Konuk Yazar: Alper Demir
Fotoğraf: B. Hulusi Gürbüz
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.