Rusya’nın Uçsuz Bucaksız Coğrafyası - S i b i r y a - (Tataristan)

Merhaba,

Dünya’nın rakamsal olarak en büyük topraklara sahip ülkesi Rusya, batıda Ukrayna sınırından doğuda Pasifik Okyanusu’na kadar uzanan 17 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle hem farklı iklim koşullarını hem farklı etnik grupları hem farklı kültürel izleri hem de farklı dil gruplarını barındıran bir coğrafya. Bu yola çıkmamın nedeni, Tataristan’dan Moğolistan içlerine kadar uzanan bir yolculuğun bu farklılıkları yerinde izlemek adına yararlı olacağı düşüncesiydi.

Öncelikle belirtmeliyim ki bu yazının konusu Tataristan tarihi değil. Ancak ülke her ne kadar Tataristan olarak anılıyor olsa da yaşayan yerli halkın aslında Kıpçak Türkleri olduğu gerçeğinin altını çizmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Peki o halde Tatar lafı nereden geliyor?

Cengiz Han, ölmeden önce sahip olduğu devasa toprakları çocukları arasında paylaştırmıştı. Çuçi adlı oğluna da Karadeniz’in kuzeyindeki geniş toprakları verdi. Bu topraklarda o dönemlerde yaşayan halkın tamamına yakını şu anda olduğu gibi Kıpçak Türkleriydi. Ülkenin kuzeyindeki Rus Knezleri güneyde yaşayan Çuçi’ye bağlı Moğolları “Tatar” olarak adlandırıyorlardı. Zaman içinde o bölgede yaşayan Türk boyları da Tatar olarak tanınmaya başlandı.

Hemen söylemek gerekir ki Tataristan’da birkaç gün boyunca bize rehberlik eden Nadia, tek kelime Türkçe bilmemesine rağmen kendisinin de ısrarla Türk olduğunu belirtiyordu. Birlikte hareket ettiğimiz süre içinde her fırsatta hayranlık dolu bakışlarıyla bizleri süzmesi, sanırım beyninin derinliklerinde yer alan manevi bir eksikliğin giderilmesi ihtiyacıydı. Kim bilir? Geniş yüzü, çıkık elmacık kemikleri, çekik gözleri ve kapkara uzun saçlarıyla Nadia zaten bir Türk olduğunu fazlasıyla belli ediyordu.

Tarihte sırasıyla Kimmerler, İskitler, Batı Hunları, Avarlar, Hazarlar, İtil Bulgarları, Peçenekler, Uzlar gibi Türk boylarına yurtluk yapan coğrafya şimdi de Kıpçak Türklerinin yaşam alanı olmuştu. Buna bağlı olarak ilk adımı attığımız Kazan kenti de bu coğrafyanın yaşamsal noktalarından biriydi. Şimdilerde Tataristan olarak anılan özerk devletin başkentiydi.

Tarihte ulaşım ve su ihtiyacını karşılama kolaylığı açısından kentlerin nehir kıyılarında kurulması prensibi burada da kendini göstermiş, bir zamanlar İtil (İdil) nehrinin kuzey kıyısında kurulmuş tarihi Kazan şehri zamanla büyüyerek bugün nehrin güneyine sarkmış. Ne ilginçtir ki sembolü de dev bir “kazan”.

Tataristan hakkında haber günlüklerinde neredeyse hiç haber yer almaz. Ancak yakından bakıldığında ülkenin barış ve huzur içinde olduğu, sanılanın aksine ekonomik açıdan gelişmiş olduğu hemen fark edilir. Bunda Rusya’nın özerk bir bölgesi olması, buna bağlı olarak merkezi hükümetin kontrolü altında bulunması ve “Ruslaştırma” gibi politikaların da etkisi olduğunu söylemeye gerek yoktur.

Yer altı madenleri ve petrol açısından bol kaynaklara sahip olmasına rağmen Tataristan, bunların kendisinden çok ucuza alınıp başka ülkelere yüksek fiyattan satılan bir devlet konumundadır. Buna rağmen geldiği nokta itibariyle Tataristan’ın halkına eğitim, kültürel serbestlik, özgürlük gibi evrensel hakları sağladığı görülür.

Bunun en canlı örneğini ünlü Bauman Caddesi’nde görmek mümkündür. 

Bauman Caddesi:

Lokantadan kiliseye, bardan sanat merkezine, sinema, tiyatro, alışveriş merkezi, mağazalardan müzeye, eğlence merkezlerine kadar uzanan renkli bir yelpazenin parçaları aynı cadde üstünde bulunur. Yurt dışından çok sayıda öğrencinin eğitim almak üzere Kazan’a gelmesi ise şaşırtıcıdır.

Kazan Kremlini, nehir kıyısında yer alan tarihi bir kale. Özgün hali korunsa da şimdilerde cami, katedral ve devlet başkanlığı binasına ev sahipliği yapıyor.

Ülkedeki hâkim inanç, Müslümanlık olsa da Ortodoks inancına da sahip çok sayıda insan yaşıyor. Bunun nedeninin, Rusya için iç güvenliğin ön planda tutulması ve bu gibi bölgelere çok sayıda Rus vatandaşının yerleştirilmesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kul Şerif Cami ve Mercani Cami başkentin öne çıkan Müslüman ibadethanelerinden.

İnanç konusunda en dikkat çekici olan nokta, Kazan’da hiçbir ibadethaneden dışarı çan ya da ezan sesi çıkmamasıydı. Örneğin Kul Şerif Cami’ne girildiğinde, geniş salonun bir köşesindeki camlı bölmeye yerleştirilmiş bir masada Kur’an okuyan kişinin sesi sadece caminin içinde ve büyük bir dinginlikle yankılanıyordu. Belki dışarıda ezan okunsa bu denli kutsi bir atmosfer oluşamazdı.

Yolumuz uzun, Tataristan’ı ve soydaş Kıpçak Türklerini geride bırakarak devam ediyoruz. Önce Kazan’dan görüntüler:  

Kazan Cadde Ve Sokakları:

Eski Kentten İdil Nehri ve Yeni Kente bakış

Kazan Kremlini:

Kazan Üniversitesi:

Sibirya gezimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Levent Dinçer / Yelkencinin Gazetesi

Benzer Yazılar

Bu yazıya benzer içerik bulunamadı.

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735