SAL'dan Mektup Var (4)

Duyguların bizi nasıl etkileyip ne hissettireceği yaşadığımız topluma göre değişiyor ve çoğunlukla da sonradan öğreniliyor.

Dünya Küçük

Geçende bir arkadaşım şimdiye kadar geldiğimiz yoldan sonra hissettiklerimi üç kelime ile özetlememi istedi. Hazırmışım demek ki kelimeler hemen ağzımdan döküldü. Hatta üç yerine beş kelime çıktı ve hiç birini eleyemedim: “Kendine güven”, “özgürlük”, ”merak”, “dostluk”, “küçüklük”. Öncelik sıralaması yapmadan neden bu kelimelerin ilk avazda aklıma geldiğini paylaşmak isterim.

Biz 1 Mayıs 2025’te İstanbul’dan çıktığımız Dünya turuna Şubat 2026 itibari ile Karayipler’de devam ediyoruz. Şu ana kadar Akdeniz’i ve Atlas Okyanusu’nu geçtik. Dünya’nın büyük bir nüfusunun yaşadığı yerleri kat ettik yani. Bundan sonrasında daha çok deniz, daha az kara var. Şu ana kadar denizde ve denizden gördüklerim bundan sonra beni şaşırtacakların teminatı gibi.

Santa Antao / Cabo Verde

Varlığını bile bilmediğim onca konuyu öğrenme hevesi, yaşama sevincimi de arttırıyor. Öğrendikçe öğrenesim geliyor. İçimde mısır taneleri patlıyor sanki. Yolculuğa başlamadan önce de dünyada pek çok olayı merak ederdim ama yarıçapım çok küçüktü, bir miktar kısır döngü içindeymişim de sanırım. Kendimizle ilgili konuların çevresinde dolanır dururdum. Geçtiğimiz ülke sınırları ile birlikte algımın sınırları da genişleyince “merak” kelimesi hemen sıraya giriverdi. Artan kendime güvenin yan etkisi de olabilir bu tabi. Yapabilecek miyim, yapamayacak mıyım, kendim için mi yapıyorum, eşim için mi, çok zor olacak mı minvalinde bin sorunun üzerini cevabını vererek kapatabilmenin mutluluğu… Bir de üstüne sosyal medyadan gelen “bu kadın bu seyiri bitiremez”, ”adam iyi de , kadın itici”, “adam çok konuşuyor”, ”artist bunlar”, “adama bir şey olsa kadın hiçbir şey yapamaz” ,”deli misiniz?” tarzı yapıcı(!) cümlelerin tam ters etki yaratması açıkçası. Anladım ki sadece varlığımız bile rahatsız edebiliyor bazı insanları. Ya da yapamayacağımızı düşünmemiz hemen fark ediliyor ve derhal bir yumuşak karın halini alıyor. O andan sonra da gelen pek çok destek mesajının içinde sadece bir, iki tane beter mesaj doğrudan hedefi vuruyor. Sütün içine düşen sinek misali.

Mindelo / Cabo Verde

Graciosa / Kanaryalar

Özetle fark ettim ki neyi nasıl yaptığımızın çok da önemi yok. Rahatsız olacaksa birisi; kişiden bağımsız, sadece yüzümüzün şeklinden, saçlarımızdan, hızlı veya yavaş konuşmamızdan bile rahatsız olabiliyor. 

Sal Adası'na varıldığında

Tam da bu yüzden negatif bir yorum duyduğumda özüme dönüp, kendimi suçlamayı genlerime kodlamanın anlamsızlığını anlayıverdim. Ortamda kabahat aramayıp sadece yapmakta olduğumuza odaklanınca büyük bir eşik atlandı, alınan keyif katmerlendi ve okyanusu geçip de Barbados’a vardığımızda kendimi tamamlanmış hissettim. Bilinmezliğin heyecanı, beklenen gerçekleşince ve “yapabildim” duygusuna dönünce beynimde yeni bir bulmaca daha çözüldü yani. Meğer ben hâlâ ne derler diye kendimi kasıyor, çeşitli endişelerle içimden geldiği gibi davranamıyormuşum.

Cabo Verde'de bir ağaç 

Seyir esnasında tuttuğumuz mahi mahi balığı

Yola çıkmadan önceki aylarda İstanbul’da toplum içinde sesli kahkaha atmaktan, sosyal medyada azıcık bile güzel bir olaydan bahsetmekten, sesimi yükseltmekten, yabancılardan, karanlıktan çekinir olmuşum. Sevdiklerimin başına kötülük gelecek, önlem almalıyım hissiyatı bir hastalık gibi her yerimi sarmış. Oysa okyanusta bağıra bağıra gülme, korkunca saklamama, istediğinde içinden geleni haykırma şansına sahip olunca sadece asıl hissettiklerimi yaşamaya odaklanabilmişim. Böyle olunca da o olması olası kötülükler, bana o kadar da olacakmış gibi görünmemeye başlamış. Meditasyon sonrası kafanın boşalmasına benzer bir his özgürlük! Genelde de özgürlükle bağdaştırılan deniz yaşamı, karadan çok farklı. Karada yaşanan çekişmeler, facialar, bencillikler, kibir, kendini beğenmeler karada kalınca , insanlar sırf kendileri olarak denize açılınca kurulan dostluklar eşsiz oluyor.

Guadalupe - Pazar yeri

Dominika çıkışında gördüğümüz cruise 

Milliyetten bağımsız, hemen hemen tanıştığımız herkes hem çok yardımcı, hem çok eğlenceli, hem çok neşeli, hem çok güvenilir insanlar çıktılar. Bu kadarı tesadüf olamaz sanki. Ya özlerine dönüp, saf iyi olan insanlar denize çıkıyor ya da deniz insanı öyle yapıyor. Hele hele bu sene beraber Atlantik’i geçtiğimiz Türk teknelerinin mürettabatı… Rastlantı mıdır bilemiyorum ama herkes hem o kadar farklı, hem o kadar tatlı olabilir mi? Karadaki tecrübelerim olmaz diyor, savunma kalkanlarını kaldır diye de emir veriyor. Oysa denizde tüm dinamikler farklı. Normalde Filozof Barış, Çılgın Bilal, şirinlik abidesi ve şahane gülüşlü Derya, ağır ve güvenilir ağabey Murat, aklı gözlerinin parlaklığına yansımış Nur, dünyaca ünlü olduğu kadar tevazu sahibi karizmatik Semih, görmüş geçirmiş her daim destek Serdar, her sorunu çözen Cabbar Vahide bir sofrada oturup bizim eğlendiğimiz gibi eğlenebilir miydi? Herkes sadece kendi olarak oradaydı ve sonuç, ömür boyu kırılmayacak bağlar... Karada olsa asla tanımayacağım bu dünya akıllısı ve şahane insanlar, ailemden biri oldular. Dostluk kelimesi nasıl ilk akla gelen kelimelerimden olmasın?

Saint Pierre / Martinique

Anse D’arle / Martinique

Bu tura çıkanların hepsinde hatta el arttırıyorum doğaya çıkıp şehir ışıklarından uzakta gökyüzüne bakmış herkeste bireysel olarak insanın ne kadar küçük, önemsiz bir zerre olduğu duygusu belirmiştir. Bende de, okyanusta gördüğüm gökyüzünün tetiklemesi ile kaçınılmaz olarak defalarca gerçekleşen bu hissiyat Barbados’ta bindiğimiz bir taksinin şoförünün kendi halkı ile böbürlenmesi ile zirveye ulaştı. Barbados tarihini anlatıyordu, dedi ki:

“Barbados halkı çok uysaldır; Jamaika, Haiti gibi değildir. Köle tüccarları Atlas Okyanusu’nu geçince ilk olarak bu adaya gelirlermiş, ve ilk seçilen köleler her zaman en uyumluları olurmuş. Biz de onların torunlarıyız.”

Saint Anne / Martinique

Le Marin / Martinique

Duygular evrensel mirim, her insanın kendisiyle gurur duymaya ihtiyacı var. Duyguların bizi nasıl etkileyip ne hissettireceği ise yaşadığımız topluma göre değişiyor ve çoğunlukla da sonradan öğreniliyor. Gurur öznesi bazen kişinin milliyeti, bazen tuttuğu takım, bazen ailesi, bazen evi , bazen de atalarının uysallığı olabiliyor. Oysa aslında en temelde hepimiz, yaşadığımız için gurur duyuyoruz. Bir gün daha sağlıkla yaşadığımız için… Öyle çok da büyüklenmeye gerek yok yani! Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Aynı kumaşın laciverti diyelim.

Bu aşamada yeni özümsediğim bir konudan daha bahsetmeden geçemeyeceğim. Bir gün derken 24 saat kalıbını kullanmıyorum artık. Eskiden ne kadar uzun zaman olduğunu vurgulamak için çok kullanırdım halbuki. Zira zamanı ölçmek de insanın uydurduğu sonra da kölesi olduğu bir kurallar bütünü. Okyanusta yuvarlak Dünya’mızın üzerinde ilerledikçe ve teknedeki tüm saatler başka bir sayıyı gösterince, gerçekte insanoğlu için önemli olanın sadece güneşin ve ayın doğması ve batması olduğunu içtenlikle anladım. Hoş, bazı geceler sadece yıldızlar oluyordu ki hop yine geldik mi “küçücüğüz” kavramına…

Sadece bireysel olarak insanın küçüklüğü değil bahsettiğim, Dünya’nın fiziksel küçüklüğü de var. Yelkenli ile en fazla yaptığımız hız 7/8 knot. Hatta biz Atlas Okyanusu’nu geçerken ortalama hızımız 4/5 knot idi. 7.5 / 9 km/saat yani. Bu rakam normal hızda egzersiz yapan bir sporcunun koşma hızı... Diğer bir deyiş ile yola çıktığımız günden bu yana geçen dokuz ayda, kara olarak bakıldığında neredeyse Dünya’nın yarısını koşu hızında geçtik. Deniz üzerinde yürüyebilseydik, aylar içinde koşarak gelebilirmişiz yani. Hem de beğendiğimiz yerlerde dura kalka.

Le Marin'de yerel yelkenliler / Martinique 

Çok uzun süreler uçaklara binemediğimiz için, vize alamadığımız için, oradaki insanlar başkaları olduğu için bize ulaşılmaz gelen Dünya, aslında hiç de öyle değil. Koca koca sınırlar koyduğumuz için bize uzak geliyor. Oysa herkes özgür olsa, Dünya koskocaman bir şehir olsa… Olur yani. O da anca tüm insanlık için ortak bir düşman ya da tehlike karşısında gerçekleşebilir herhalde. İş, uzaylılara kaldı yine. Mümkünse biz görmeyelim ama artık onu, şöyle sağlıklısından seksene kadar yaşayıp sonra hayırlısıyla gidelim. Eğer bu hızla devam edersek biz gelecek sene ülkeye döneriz, inanın Dünya hiç de öyle koca, yaşlı, şişko değil. Bu nedenle bundan sonra biraz daha yavaşlayıp tadını çıkara çıkara gitmek, kelime dağarcığımızı biraz daha geliştirmektir amacımız.

Bridgetown / Barbados

İlk hedef Karayip Denizi’ni geçmek. Sonra Panama Kanalı var ve umarım uzun süre Kostarika. Yine bilinmezliğe doğru ilerleyerek, selametle.

Konuk Yazar: Sema Salbaş

Fotoğraflar: Sema -Sencer Salbaş Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.

Yapılmış Yorumlar (1)

payzanoğlu
08 Nisan 2026, 20:22

Sema hanım, duygularınız okyanus ötesinde kendimi bulduğum duygularla dalgaların çarpışması gibi çarpıştı ve denizin o harika dalga örüntüsü içinde küçük noktalara dönüştü haritada. Zamandan uzaklaşma duygusu karaya döndüğümde de eskiye dönmedi. Hatta hiçbir şey eskiye dönmedi. Ne mutlu ki. Sizi ve eşinizi bu eşsiz seyahate çıkmanızdan ötürü gösterdiğiniz büyük cesaretten ötürü kutlarım. Ama bana göre bundan öte daha büyük cesaret kendinizle konuşmalarınız ve bu güzel içsel yolculuk ve duygularınızdaki bu değişimi de akıntıya bırakma gönüllülüğü. Selametle devam edin. Bir gün belki çapalarımızı bir koyda bırakır ve gün batımına karşı hasbıhal etme fırsatımız olur. Sevgiler

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735