Deniz Kadını Taşır, Sömürüyü Kıyıda Bırakır

Gerçek bir kaptan, dürüstlüğü okyanuslara taşır; çıkarları kıyıda bırakır.

Suyun yüzeyinde kalabilmek tek başına denizcilik değildir. Denizcilik; dalga yükseldiğinde, rüzgâr sertleştiğinde ve yol uzadığında nasıl durduğunuzla, yelkenlerinizi doğanın anaç rüzgârlarına nasıl açtığınızla ilgilidir.

Deniz, rüzgârları yelkenlerini dolduranlardan; o rüzgâr kesildiğinde de aynı vefayla yolda kalabilmelerini bekler. Deniz, alabildiğine maviliğiyle olduğu kadar, insandan beklediği niyetle de temizdir. Bu yüzden deniz, empatisi yüksek, sorumluluk alan insanları kabul eder. Orada bağırarak var olunmaz; bastırarak, gerçekliği yok sayarak yol alınmaz. Deniz, uyumu ve vefayı sever.

Denizin kuralları nettir… İki yüzlülüğü barındırmaz, gri alanlara sığınmaz. Çünkü rengi nettir; o mavidir. Deniz; rol yapanı değil, dürüst olanı kabul eder. Denizde maskeler düşer; sözle değil, davranışlar konuşur.

Doğanın gerçekliğini reddeden; rüzgâr yelkenleri doldururken bunu kabul edip, fırtına çıktığında tekneyi terk eden; rüzgârı yok sayıp yalnızca “güvenli limanları” tercih eden anlayış, gerçek denizcilik değildir.

Gerçek kaptanlıkta ise rüzgâr, yelkenleri doldurduğunda var olup zorlaştığında yok sayılmaz. Doğa pazarlık kabul etmez; deniz, tutarlılığı sınar.

Denizde, denize birlikte çıkılan mürettebat denizin ya da okyanusun ortasında bırakılamaz. Zorlu ve uzun seyirlerde herkes, dalgalarla birlikte mücadele eden, birbirine tutunan yol arkadaşıdır. Dayanışma denizcilikte bir tercih değil, yolculuğun kendisidir. Fırtınalarda yaşanan dayanışma, kıyıya çıkınca unutulabilir mi? Dahası, yok sayılabilir mi?

Gerçek denizcilikte kadın bir araç değildir. Ne süstür, ne vitrin, ne de işine gelince hatırlanan bir kolaylık… Kadın, bu yolculuğun eşit ve vazgeçilmez parçasıdır. Denizi ve yelkeni anlayan herkes bilir ki denizin de, yelkenin de ruhu kadındır: sezgidir, denge kurmaktır, sabırdır; rüzgârı zorlamak değil, onunla konuşabilmektir.

Kadını işine geldiği gibi var sayıp zorlaştığında yok saymak, denizin yazısız kurallarına aykırıdır. Deniz, koşullara göre değişen değerleri tanımaz. Çünkü denizde insan, ancak birlikte ayakta kalır.

Kaptanlık, sadece rotayı bilmek değildir. Kaptanlık; zor gününde dalgalarla birlikte mücadele edeni unutmamaktır. Sessizce yük alanı görmek, emeği hatırlamak ve kimseyi denizin ortasında bırakmamaktır.

Gerçek denizcilikte kimse bir araç değildir. Ne doğa, ne emek, ne de insan… Denize birlikte çıkılan herkes, yolun sonuna kadar değerli bir yol arkadaşıdır.

Sonuç basittir: Suyun yüzeyinde kalabilmek bir beceri olabilir. Ama gerçek denizcilik; vefayı unutmayan, kadını ve emeği merkeze alan, doğayla tutarlı bir duruştur.

Gerçek bir kaptan, dürüstlüğü okyanuslara taşır; çıkarları kıyıda bırakır.

Yazı: Hilal Alper

Kamera ve Fotoğraflar: Hilal Alper Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesinin Kuruluşudur.

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735