Bugün hayatımın merkezinde duran bir tutku.
Denizle uyumlanmak, rüzgârla mücadele etmek ve bazen bir denizaltıya “Efenim, yarıştayız!” diye seslenebilmek…
İşte bir amatör yelkencinin hikâyesi.
Ömer Evran Kimdir?

1980, İstanbul doğumluyum. Tüm kariyerim; su üstü platformlar, gemi inşa ve mühendislik dünyasının içinde geçti. Yıllarca denizin üzerinde çalıştım ama işin ironik tarafı şu ki; yelken sporunun büyüsünü yalnızca 5 yıl önce keşfettim.
Uzun yıllar uzakdoğu sporlarıyla uğraştım, spor hayatım hiç durmadı. Taekwondo, Kickbox, Wushu, Fitness, Plates, Zumba… Ne ararsanız var diyebiliriz. Ancak içimdeki maviye, gökyüzüne ve özgürlüğe olan tutku, asıl yelkenle tanışınca anlam buldu.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum: “Meğer ben doğuştan yelkenciymişim.”
Yelkenle Tanışma Hikâyem

Yelkenle tanışmam yaklaşık 5 yıl önce, şirketimizin bir yelken takımı kurmak için mail atması ile başladı. Başvurumu yaptım, seçildim ve eğitimlere başladık.

Eğitimlerimizi Vira Yatçılık Yelken Okulları üzerinden aldık. Kimi zaman güneşte kavrulduk, kimi zaman soğuk rüzgârlarda titredik. Bazen broş olduk, bazen rüzgârdan eser yoktu. Ama her seferinde yeni bir şey öğrendik.
Ve geriye dönüp baktığımda, unutamadığım anılar biriktirdiğimizi görüyorum.
Bir Elden, Bir Ayaktan İbaret…
Aralık ayı, hava kararsız: yağmur, dolu, kar… Hocamız “Balon basıyoruz,” dedi. Biz de “Hocam, ileride kayalık var…” diye uyardık ama ısrarcıydı. Belki de bize zor şartlarda zor işleri yapmayı öğretmek istiyordu.
Kavança sırasında bir ses duydum. Döndüm baktım: Bir arkadaş teknede yok; sadece trapezde sallanan bir el ve bir ayak!
Bumbanın kimseye çarpmaması için onu tutup yavaşlatmaya çalışmış. Ancak bumbanın dönüş ivmesi, onu denize fırlatmış. Hemen yerimden fırladım, elinden yakaladım ve teknenin içine çektim. Deniz buz gibiydi ama arkadaş hâlâ, “Devam edelim ya, bir şey olmaz, daha üşümüyorum,” diyordu.
İşte aşk dediğimiz şey tam olarak buydu. Tam dönmeye karar verdik, bu kez de kıçtan takma motorumuz çalışmadı. Güler misiniz, ağlar mısınız bilemiyorum; o gün deniz bize her duyguyu tattırdı.
Sınav Günü: Fiyasko Üstüne Fiyasko
Üç farklı periyotta toplam 12 derslik eğitimi tamamladık ve geldik son sınavımıza… Denize şamandıralarımızı attık. Hocamız, “Artık ben size hiçbir şey söylemeyeceğim, hepiniz her pozisyonda iki şamandıra arasında yarışacaksınız.” dedi.
Bizim yarış şöyle özetlenebilir:
Tramola deyip kavança atanlar, tekneyi gereğinden fazla yatırıp trimi kaçıranlar… Kafası karışanlar… Kısacası tam anlamıyla bir fiyasko!
Bir saat bize yetti ama hocanın sabrına yetmedi. Hepimizi güzelce fırçaladı, haşladı, paparayı yedik. Ama ikinci saatte toparlandık, kendimize geldik ve hocanın istediği gibi kusursuz bir şekilde manevraları tamamladık.
Ve o gün, gerçekten “yelken hayatımız” başlamış oldu.
İlk Yarış Deneyimi: Corporate Sailing Cup
İlk yarış deneyimimizi Vira Yatçılık Corporate Sailing Cup’ta yaşadık.
11 yarışta:
• 8 birincilik,
• 1 ikincilik,
• 2 üçüncülük
Bu başarı, yelken sporunun bizim için “hafta sonu etkinliği” olmanın çok ötesine geçtiğini, artık hayatımızın bir parçasına dönüştüğünü gösteriyordu. Aslında o şampiyonlukla birlikte, yelken hayatımız gerçekten başladı.
Yelken Deneyimim Nasıl Şekillendi?

2022 sezonundan itibaren işi daha profesyonel bir seviyeye taşıdık. Hedef Yelken ile, şirketimizin kendi takımı olarak antrenman ve yarışlara başladık. Yeni teknemizle daha çok bilgi edindik, daha çok tecrübe kazandık ve gerçek anlamda takım olduk. İlk yıl IRC 3 te yarıştık. Bir sonraki yıl tekneyi değiştirerek rekabetin en yoğun olduğu IRC 1’e geçtik ve tam bir yarış takımı olduk diyebilirim.
Tekne içinde hemen hemen her pozisyonda görev alabiliyorum:
Yelken Benim İçin Ne İfade Ediyor?

Benim için yelken, “doğanın en saf haliyle uyumlanmak” demek.
Rüzgârla hareket ederken denizle mücadele etmek; onu anlamak, ona şekil vermek…
Bu sadece bir spor değil; benim için içsel bir dışavurum, bir varoluş biçimi.
Maviye, denize, gökyüzüne âşık biriyim. Yelkene geç kavuşmuş olabilirim ama artık eminim: Ben yelken yapmak için doğmuşum.
‘’Yarışmamak'' Diye Bir Şey Yok

Geçtiğimiz yıl Bosphorus Cup’a bir gün kala antrenman sonunda tekneyi iskeleye yanaştırdık. Kıç halatı almak için rıhtıma atlarken ayağım vardavelaya takıldı ve dengesiz bir şekilde düştüm.
Sol kol dirseğimde iki küçük kemik parçası kopmuş ve çatlak oluşmuş. Kolumu ne tam açabiliyor ne de kapatabiliyordum. Eve gidip krem, ilaç derken ertesi gün geldi; üç gün sürecek yarışlar başlayacaktı.
Takım eksikti. Yarışları bırakmak hiç aklıma gelmedi.
Bir coğrafi, iki şamandıra ve bir Boğaz yarışında, ağrıya ve acıya rağmen mücadele ettim.
Boğaz yarışında ise:
• İlk şamandıra dönüşünde cenovamız taftaftan patladı,
• Tekrar bastık, yine patladı,
• Bir kez daha bastık, bu defa fitil taftafaya sıkıştı,
• İndirirken bu kez cenova yırtıldı.
Bütün filo önümüzden aktı, herkes bize fark attı.
Aşağıdan yedek cenovayı aldık, bastık ve yarışa devam ettik. Buna rağmen 17 tekneyi geçerek finişe ulaştık.
Benim için sporun özü tam olarak bu: “Yılmamak. Ne olursa olsun mücadeleyi bırakmamak.”
“Efenim, Yarıştayız!”
65. Yıl Donanma Kupası yarışlarındayız. Aynı gün Preveze Deniz Zaferi’nin yıl dönümü ve Boğaz’da kortej geçişi varmış. Askeri platformlar limanlarına dönüyor.
Türk denizaltısı, Boğaz’dan çıkıp Gölcük’e doğru seyirde…
Tam öyle bir anda denk geldik ki, resmen çatışma rotasındayız.
Ekip kendi arasında konuşuyor:
“Bize yol verir mi?”
“Yok artık, verir mi ya?”
“Ağabey sonuçta yarıştayız…”
Biz ilerliyoruz, o ilerliyor. Mesafe iyice daraldı.
Dayanamadım; kollarımı iki yana açıp tüm özgüvenimle bağırdım:
“Efenim, yarıştayız!”
Ve sonra olan oldu. Dümen kırdılar. Gerçekten de bize yol verdiler.

Kıç tarafımızdan, yaklaşık 5–6 metre mesafeden, koca gövdeleriyle sessizce süzülüp geçtiler.
O an tüm ekip birbirimize bakıp,
“Biz az önce ne yaptık? Koca denizaltıya yol verdirdik.” dedik. İşte o an, benim gözümde yelken bir hobi değil; bir gurur, bir cesaret ve bir sahneye dönüştü.
Hayaller Paris, Gerçekler Marmara
Şaka bir yana, kendime hedefler koydum ve ilk hedefimi gerçekleştirdim: Açık deniz yarışlarına katılmak.
TAYK Marmara Kupası’na, Hedef Yelken’den Engin Özgen komutasında katıldık. Yaklaşık 145 mil boyunca kuvvetli lodostan hafif lodosa, gündüzden geceye seyir yaptık. Bu, benim ilk açık deniz tecrübemdi.

Ve o yarışın sonunda şunu fark ettim: Ben orada gerçekten özgürüm.
Şimdiki hedefim ise Güney Yarışı. İstanbul Boğazı’ndan çıkıp Göcek’e kadar süren yaklaşık 550 millik bir “dev yarış”. Bir gün orada, rüzgârla yan yana mücadele ederek finişe ulaşmak istiyorum. Çünkü deniz benim için huzurun kaynağı; yelken ise bu hayattaki varlığımın en saf hâli.
Başarılar da Geldi

Amatör ruh ama profesyonel mücadeleyle, zorluklar karşısında yılmadık. Yağmur altında ıslandık, güneş altında kavrulduk.
Ve sonunda kürsüler geldi:
• IRC 3 – IRC 1, ORC B sınıfında kupalar ve dereceler,
• Birçok yarışta podyum,
• “Zoru başarırız, imkânsız biraz zaman alır.” diyen bir takım ruhu…



Yelken Herkese Göre mi?
Yelken, başlamak için çok kişiyi cezbediyor ama devam etmek için gerçekten bir “ruh” istiyor.
Çünkü yelken:
• Azim ister,
• Disiplin ister,
• Kuvvet ister,
• Ve en çok da denize saygı ister.
Seven, çok sever.

“Tam Unutuyordum, Bir de Sailographia Var…”
Denizde, yarışlarda veya antrenmanlarda fotoğraf ve video çekmeyi çok seviyorum. Başta kendi kişisel sosyal medya hesabımdan paylaşıyordum. Sonra bir gün, “Neden bu içerikleri ayrı bir hesapta toplamıyorum?” diye düşündüm.
Böylece yelken tutkusu, uluslararası bir markanın doğmasına vesile oldu:
Sailographia – Real Sailing Story
Orada da aynı şeyi anlatıyorum:
Gerçek denizcilik…
Gerçek mücadele…
Gerçek hikâyeler…
Deniz = Huzur, Yelken = Varoluş
Bazıları için yelken bir hobi.
Benim için hayatın özü.
“Yelken yapmak, doğanın en saf hâliyle uyumlanmaktır.”
Güneş doğarken rüzgârın kokusu, gece seyrinde ay ışığı, yağmurda güverteye düşen her damla…
Hepsi bana yaşadığımı hatırlatıyor.
Belki hep denizle iç içeydim ama gerçek denize geç kavuşmuş olabilirim.
Rüzgâr bana kucak açtı.
Artık her dalgada yeniden doğduğumu hissediyorum.
Buraya kadar sıkılmadan okuyan herkese teşekkür ederim.
Eğer buraya kadar okuduysanız, Instagram’da Sailographia hesabına bir mesaj atın; sizi de “cümle aleme” duyurayım.
Yazar Hakkında:
Ömer EVRAN, gemi inşa üzerine çalışıyor, amatör yarış yelkencisi ve “Sailographia – Real Sailing Story” isimli sosyal medya markasının kurucusudur. Yelkeni, “doğanın en saf hâliyle uyumlanmak” olarak tanımlar.
İnstagram hesabım: sailographia
Konuk Yazar: Ömer Evran
Kamera ve Fotoğraflar: Ömer Evran Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.