
Mayınlar, deniz dronları, İHA parçaları ve vurulan gemiler… Karadeniz’in güvenliği artık yalnızca savaşan ülkelerin meselesi değil.
Karadeniz’in dalgaları kıyılarımıza her zamanki gibi vuruyor. Ancak artık bu dalgalar yalnızca yosun, kum ve deniz kabukları taşımıyor. Savaşın yarattığı tehlikeler de zaman zaman denizle birlikte kıyılarımıza kadar ulaşıyor. Sürüklenen mayınlar, deniz dronları, insansız hava araçları ve bunlara ait parçalar; Karadeniz’de seyir yapan tekneler, balıkçılar, ticari gemiler ve denizle iç içe yaşayan kıyı halkı için yeni bir güvenlik tablosu ortaya çıkarıyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın üzerinden yıllar geçmesine rağmen Karadeniz’deki gerilim dinmiş değil. Üstelik savaşın etkileri artık yalnızca limanlarda, askeri hedeflerde veya cephe hatlarında görülmüyor. Denizdeki sivil yaşamın içine kadar uzanıyor. İstanbul’un Karadeniz’e açılan kıyılarından Şile’ye, Batı Karadeniz’in balıkçı barınaklarından açık denizde seyreden ticari gemilere kadar uzanan geniş bir alanda, denizin güvenliği her zamankinden daha fazla önem taşıyor.
Şile kıyılarından açık denize uzanan tehlike

Şile sahillerinde bulunan şüpheli cisimler ve kıyılara ulaşan savaş kaynaklı materyaller, denizin ne kadar geniş bir etki alanına sahip olduğunu hatırlatıyor. Deniz üzerinde başlayan bir tehlike, rüzgârın, dalgaların ve akıntıların etkisiyle kıyıya ulaşabiliyor. Açık denizde fark edilmeyen bir cisim, sahilde yürüyen bir vatandaşın, balık tutan bir kişinin ya da küçük teknesiyle denize açılan bir denizcinin karşısına çıkabiliyor.
Özellikle deniz mayınları, görünüşleri ve sürüklenme biçimleri nedeniyle ciddi bir risk oluşturuyor. Bağlantılarından kurtulan veya bulunduğu yerden hareket eden mayınlar, akıntılarla farklı bölgelere taşınabiliyor. Bu nedenle bir çatışma bölgesinden uzakta olmak, denizdeki tehlikelerden bütünüyle uzak olmak anlamına gelmiyor.
Millî Savunma Bakanlığının 28 Mart 2026 tarihli açıklamasına göre, savaşın başlamasından bu yana yürütülen faaliyetlerde Karadeniz’de 275 şüpheli cisim tespit edildi; bunların 10’unun mayın, 8’inin kamikaze İHA ve 11’inin kamikaze insansız deniz aracı olduğu belirlendi ve etkisiz hâle getirildi. Bu veriler, denizde karşılaşılan risklerin tek bir tehditle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Savaşın yeni yüzü: Deniz dronları ve vurulan gemiler

Deniz savaşlarında yaşanan teknolojik dönüşüm, Karadeniz’deki risklerin niteliğini de değiştiriyor. Uzaktan kumandalı veya otonom sistemlerle hareket edebilen insansız deniz araçları, ticari gemileri ve enerji taşımacılığını hedef alan saldırılarda kullanılabiliyor. Bir geminin vurulmasıyla ortaya çıkan yangın, patlama, yakıt sızıntısı ve deniz kirliliği ise saldırının gerçekleştiği noktayla sınırlı kalmayabilecek sonuçlar doğuruyor.
2025 yılının sonlarında Karadeniz’de Kairos ve Virat adlı petrol tankerlerinin deniz dronlarıyla hedef alınması ve ağır hasar görmesi, ticari deniz taşımacılığının karşı karşıya olduğu tehlikeyi yeniden gündeme taşıdı. Türkiye de münhasır ekonomik bölgesindeki saldırılar nedeniyle endişesini dile getirdi.
Bu tür olaylar, denizde yalnızca gemilerin ve mürettebatın güvenliğinin değil, çevrenin, kıyı ekonomisinin ve deniz ulaşımının devamlılığının da tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor.
Yanan ya da ağır hasar alarak hizmet dışı kalan bir gemi, yalnızca ekonomik değeri yüksek bir metal yığını değildir. İçinde kalan yakıt, makine yağları, kimyasal yükler ve diğer tehlikeli maddeler; denize karışmaları hâlinde deniz canlıları, kıyı habitatları ve balıkçılık faaliyetleri üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle her gemi saldırısı, aynı zamanda muhtemel bir çevre kazası olarak da değerlendirilmelidir.
İHA parçaları kıyıya ulaştığında risk sona ermiyor

Karadeniz’de yaşanan güvenlik sorunlarının bir diğer boyutunu da insansız hava araçları ve bunlara ait parçalar oluşturuyor. Hava savunma faaliyetleri, düşme veya denize çakılma gibi olayların ardından ortaya çıkan enkazın ne olduğu her zaman ilk bakışta anlaşılamayabiliyor.

Bir İHA’nın kıyıya ulaşan gövdesi, motoru, bataryası ya da başka bir parçası, dışarıdan bakıldığında zararsız bir metal veya plastik parçası gibi görünebilir. Oysa cismin içinde patlayıcı düzenekler, tehlikeli bataryalar veya başka riskli bileşenler bulunabilir. Bu nedenle kaynağı belirlenmemiş hiçbir parçaya dokunulmaması ve yetkili birimlere haber verilmesi büyük önem taşıyor.

Burada asıl mesele, her bulunan cismin mutlaka patlayıcı olduğu düşüncesiyle korku yaratmak değil, ne olduğu bilinmeyen bir parçanın uzmanlar tarafından incelenmeden güvenli kabul edilemeyeceğini hatırlatmaktır.
Denizciler için değişen seyir koşulları
Karadeniz’deki gelişmeler, özellikle küçük tekne sahipleri, amatör denizciler, yelkenciler, balıkçılar ve kıyıdan açılan diğer deniz kullanıcıları açısından ayrıca değerlendirilmek zorunda.
Bir yelkenli için deniz emniyeti; hava tahminini takip etmekten, rotayı planlamaktan ve teknenin donanımını kontrol etmekten ibaret değil. Bölgesel güvenlik duyurularını takip etmek, seyir uyarılarını dikkate almak ve şüpheli cisimlerden uzak durmak da giderek önem kazanıyor.
Denizde görülen her cismin tehlikeli olduğu söylenemez. Ancak bir mayın, insansız deniz aracı veya askeri enkaz ihtimali varsa, merak duygusuyla yaklaşmak ya da cismin fotoğrafını çekmek için rotayı değiştirmek ciddi sonuçlara yol açabilir. Böyle durumlarda yapılması gereken, cisme yaklaşmamak, konumunu mümkün olduğunca güvenli mesafeden kaydetmek ve Sahil Güvenlik ya da ilgili yetkili birimlere bildirmektir.
Yelkencilik, doğayla uyum içinde hareket etmeyi gerektirir. Fakat savaşın denize taşıdığı yeni riskler, denizciliğin bu temel anlayışına bir sorumluluk daha ekliyor: Bilinmeyen tehlikeleri fark etmek ve güvenliği her türlü merakın önünde tutmak.
Deniz ekosistemi savaşın görünmeyen mağduru olabilir
Karadeniz’in güvenliği yalnızca insan hayatıyla sınırlı bir konu değil. Denize karışabilecek petrol ve kimyasal maddeler, gemi enkazları, patlayıcı kalıntıları ve diğer savaş atıkları, deniz ekosisteminin hassas dengesini de tehdit edebilir.
Olası bir sızıntı, su yüzeyindeki canlılardan kıyıdaki yaşam alanlarına kadar geniş bir çevresel etki yaratabilir. Balıkçılık alanlarının zarar görmesi, kıyıların kirlenmesi ve deniz canlılarının yaşam alanlarının bozulması, çatışmaların doğrudan hedefi olmayan toplumların da bedel ödemesine neden olabilir.
Bu nedenle Karadeniz’de deniz güvenliği denildiğinde yalnızca askeri tedbirler değil; çevresel izleme, kirliliğe hızlı müdahale, kıyıların düzenli kontrolü ve olası çevre zararlarının bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi de akla gelmelidir.
Türkiye’nin aldığı önlemler ve ihtiyaç duyulan iş birliği
Türkiye, Romanya ve Bulgaristan, sürüklenen mayın tehlikesine karşı bölgesel iş birliğini geliştirmek amacıyla Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nu oluşturdu. 2024 yılında faaliyete geçen bu girişim, Karadeniz’de mayın riskinin tek bir ülkenin çabasıyla yönetilemeyeceğini gösteren önemli adımlardan biri.
Millî Savunma Bakanlığı da Karadeniz’de keşif, gözetleme, devriye ve şüpheli cisimlerin etkisiz hâle getirilmesine yönelik faaliyetlerin sürdürüldüğünü bildiriyor. Ancak deniz güvenliğinin kalıcı biçimde sağlanması, yalnızca bulunan mayınların imha edilmesi veya saldırıların izlenmesiyle mümkün değil. Kıyı ülkeleri arasında bilgi paylaşımı, sivil denizcilere zamanında uyarı yapılması, limanlar ve balıkçı barınakları için acil müdahale planları hazırlanması ve çevresel risklerin izlenmesi de bu mücadelenin ayrılmaz parçaları olmalı.
Sonuç: Karadeniz’in ihtiyacı daha fazla gerilim değil, güvenlik ve barış
Karadeniz, yüzyıllardır kıyısındaki toplumları birbirine bağlayan bir deniz. Balıkçının geçim kaynağı, yelkencinin özgürlük alanı, ticaret gemilerinin rotası ve kıyı kentlerinin yaşam damarlarından biri.
Bugün ise savaşın etkileri, denizin doğal sınırlarını aşarak sivil yaşamın kapısına kadar dayanıyor. Kıyıya vuran bir mayın, denize düşen bir İHA parçası veya saldırıya uğramış bir gemi, bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Denizde yaşanan bir güvenlik sorunu, yalnızca uzak bir coğrafyanın meselesi olarak kalmıyor.
Denizcilerin, balıkçıların, kıyı halkının ve deniz ekosisteminin korunması için daha güçlü bir farkındalığa, etkili bir koordinasyona ve uluslararası hukuka dayalı kalıcı barışa ihtiyaç var. Çünkü Karadeniz’in dalgaları sınır tanımıyor. Savaşın yarattığı riskler de öyle.
Yelkencinin Gazetesi olarak çağrımız açık: Karadeniz’de deniz emniyeti, kıyı güvenliği ve çevrenin korunması, savaşın gölgesinde ertelenebilecek konular değildir. Denizi korumak, yalnızca bugünün denizcilerini değil, gelecek kuşakların yaşam alanlarını da korumaktır.
Sertan Sayın / Yelkencinin Gazetesi
Fotoğraflar: Sultan - Sertan Sayın
Benzer Yazılar
Bu yazıya benzer içerik bulunamadı.