
Avukat, yazar, şair, şarkı sözü yazarı ve kendi kendini Mavi Kapı’ya tayin etmiş bir adam.
1958 yılında İstanbul Beşiktaş’ta dünyaya geldi. Kimseye danışmadan geldiği bu dünyada, yıllar sonra herkese danışmanlık yapmaya başladı.
Önce mühendis olmaya karar verdi. Bir yıl makine mühendisliği okuduktan sonra makinelerle uğraşmaktansa insanlarla uğraşmanın daha ilginç olacağını düşündü.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine geçti.
1984 yılında avukat oldu. Kırk yılı aşkın süre avukatlık yaptı. Bankalarda, gazetelerde hukuk müşavirliği ve yöneticilik görevlerinde bulundu.
Sonra serbest çalışmaya başladı.
Yıllarca insanların anlaşmazlıklarını çözmeye uğraştı. Fakat insanların neden bu kadar çok anlaşmazlığa düştüğünü hâlâ tam olarak çözebilmiş değil.
Meslek hayatı boyunca karşı taraftan hiçbir hediye kabul etmedi.
Buna karşılık başkalarına hediye vermeyi oldukça sevdi. Bu alışkanlığının Mavi Kapı’da biraz ileri gittiğini söyleyenler de var.
AVUKATLIK YETMEDİ, ŞAİRLİĞE BAŞLADI!
Hukukla yetinmedi. Tarihe merak sardı. Anadolu Feneri ve Rumeli Feneri’nin geçmişini araştırdı, kitaplar yazdı. Roman da yazdı.
Ardından ilk gençlik yıllarında da şiir yazdığını hatırlayıp tekrar şiire bulaştı.
2021 senesinden itibaren her sene bir tane olmak üzere Sen, Ben, Öteki, Maya, Mavi Kapı ve Mor Salkımlı Ev isimli altı şiir kitabı yayımlandı.
Dikkat ederseniz önce Sen dedi, sonra Ben, ardından Öteki geldi. Sonunda Mavi Kapı ve Mor Salkımlı Ev ile kendine bir yer bulabildi.
Bazı şiirleri bestelendi. Bununla da yetinmedi, şarkı sözü yazmaya başladı.
Bugün kafasının bir tarafında hukuk, diğer tarafında şiir var. Arada ikisi birbirine karışıyor.
Bazen şiire itiraz ediyor, bazen de kendi yazdığı mısraların savunmasını yapıyor.
PEKİ, MAVİ KAPI NEREDEN ÇIKTI?
Anadolu Feneri’ne gönül veren bu adam, 1909 yılında fırın olarak yapılmış, yıllarca terk edilmiş tarihî bir binanın yeniden hayat bulmasına öncülük etti.
Restorasyonun ardından 14 Temmuz 2015 tarihinde Mavi Kapı açıldı.
İşin resmî tarafını da açıklayalım.
Mavi Kapı’nın işletmecisi kızı Ayşegül Soysal Taşçı’dır.
Ali Soysal ise buranın fiilî ev sahibi, gönüllü karşılayıcısı, sürekli sohbetçisi ve fırsat buldukça şiir okuyucusudur.
İşletme kızına aittir. Baba ise burada kendi kendine bir görev ihdas etmiştir.
Üstelik bu görevinden emekli olmaya da hiç niyeti yoktur.
İŞTE MAVİ KAPI’NIN ASIL TUHAFLIĞI!
Mavi Kapı cuma, cumartesi ve pazar günleri çalışanlarıyla birlikte normal bir kafe ve mantı evi olarak hizmet verir.
Kahvenizi söylersiniz, içersiniz, daima makul olan hesabınızı ödersiniz.
Buraya kadar her şey normal.
Fakat haftanın diğer dört günü işler biraz değişir.
Pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri kafe servisi yoktur.
Ama Mavi Kapı’nın kapısı yine açıktır.
Çünkü Ali Soysal buradadır.
Burası onun ofisi, çalışma odası, kütüphanesi ve dünyadan biraz uzaklaşabildiği özel köşesidir.
Bazen bir şiir yazar, bazen dava dosyası inceler, bazen kitap okur. Boğaz’a bakıp düşünür.
Derken kapıdan biri girer.
“Bir kahve içebilir miyiz?” diye sorar.
“Buyurun, oturun!” der.
Kahve yapar. Kafa dengi ise sohbet eder. Ardından yazdığı şiir kitaplarından birini hediye eder.
Misafir kalkarken sorar:
“Hesabımız ne kadar?”
Cevap:
“Ne hesabı? Kahve de kitap da hediyem!”
Misafir şaşırır.
“ Ama size zahmet oldu”
Falan gibi laflar eder.
Alacağı cevap hazırdır:
“Ben yapmadım ki makine yaptı! “
Herkesin bir şeyler satmaya çalıştığı bir dünyada, birisinin karşılık beklemeden kahve ikram etmesine insanlar pek alışık değildir.
Kimi inanamaz, kimi ısrar eder.
“Olmaz, mutlaka bir şey ödeyelim!”
Ali Soysal bu kez kafenin giriş katında kayığın üzerinde durmakta olan cam fanusu gösterir:
“Çok istiyorsanız sokak hayvanlarına mama almak için bir kutumuz var. İçinizden ne geliyorsa oraya bırakabilirsiniz.”
Bırakılan paralarla sokak hayvanlarına yiyecek alınır.
Böylece kahve içen mutlu olur, kitap alan mutlu olur, sokak hayvanları da bu alışverişten nasibini alır.
Üstelik kimsenin bir şey bırakma zorunluluğu yoktur.
Misafir hâlâ şaşkınsa son açıklama gelir:
“Bakın, şu anda burası bir kafe değil, bir avukatın yazıhanesi. Siz de benim misafirimsiniz. İnsan misafirinden para alır mı?”
Kırk yılı aşkın avukatlık hayatında sayısız hesapla uğraşmış bir adamın, kendi yazıhanesinde kahvenin hesabını yapmaması belki de işin en eğlenceli tarafıdır.
PEKİ, BU ADAMIN DERDİ NE?
Eşi Leyla’yla kırk yıllık bir hayatı, iki çocuğu ve Maya adında bir torunu var.
Yıllarca çalışmış, davalara girmiş, kitaplar yazmış, dünyanın türlü hâlini görmüş, hemen hemen yarısını gezmiş…
Şimdilerde en çok sevdiği şeylerden biri Anadolu Feneri’nde, Mavi Kapı’da oturmak.
Yeni insanlar tanımak, eski dostlarla buluşmak, şiir yazmak, sohbet etmek, gençlere örnek olmak, bu toplumdan aldığını topluma geri vermek, çoğu insanın aksine farklı bir model olmak.
Ona göre herkesin bir hikâyesi vardır. Bazen bir fincan kahve, o hikâyeyi dinlemeye yeter.
Burada herkesin cebindeki para değil, söyleyecek sözü önemlidir.
Mavi Kapı onun için yalnızca bir iş yeri değil, hayatının bir parçasıdır.
SON SÖZ
Buraya cuma, cumartesi veya pazar günü gelirseniz güzel bir kafede ağırlanırsınız.
Haftanın diğer dört günü kapıdan içeri girerseniz bir avukatın misafiri olabilirsiniz.
Kahveniz ikram edilir, bir şiir kitabı hediye edilir.
Biraz tarih, biraz hukuk, biraz da şiir dinlemeniz mümkündür.
Ancak dikkat!
Kahvenizi içip kitabınızı alabilirsiniz.
Ama eğer siz de istekliyseniz sohbet başladı mı ne zaman biteceği belli olmaz!
Çünkü bu adamın kırk yıllık avukatlık tecrübesi ve altı şiir kitabı vardır.
Kahvenin hesabı yoktur ama anlatacak hikâyesi çoktur.
ALİ SOYSAL
Mavi Kapı’nın gönüllü ev sahibi
Anadolu Feneri, İstanbul
Benzer Yazılar
Bu yazıya benzer içerik bulunamadı.