Pusula ve Rüzgar Arasında

Deniz seni her şartla sınar; rüzgarla, fırtınayla, şimşekle, yağmurla. Önemli olan her şartta ve her daim cesaretle ve azimle yola devam etmektir.

On yıl önce, Hatay'ın sıcak topraklarında, iki motosikletin farı birbirini selamlamıştı. Biri, her detayı hesaplayan, makinenin ruhunu anlayan bir mühendis olan Sertaç'tı. Diğeri ise insan kalbinin en ince damarlarında hayatı yeniden başlatan bir kalp damar cerrahı profesörü, Ahmet. O gün başlayan tanışıklık, Avrupa'nın virajlı yollarında, binlerce kilometrelik asfaltta perçinlenmiş bir dostluğa dönüştü. Onlar için özgürlük, iki tekerin rüzgarla dansıydı.

Yıllar geçti. Ahmet, ameliyathanenin steril sessizliğinden sıyrılıp denizin o kaotik ama mükemmel ritmine kendini bıraktı. "Opium" adını verdiği teknesiyle denizlerde tecrübe kazandı. Sertaç ise uzun yıllardır bir tekne sahibi olmasına rağmen, denizi daha çok bir hafta sonu kaçamağı olarak görüyordu. 2023'teki Hatay depremi, hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatan bir dönüm noktası oldu. Bu olay, Sertaç'ın hayallerini ertelemekten vazgeçip yelkenliyle denizde yaşama kararını hızlandırdı. Kısa süre içinde 34 feet boyundaki Bavaria marka, "Ehlikeyif" adını verdiği yelkenlisini aldı.

Bu karar, Sertaç'ı inanılmaz bir yolculuğa çıkardı. 2023 ve 2024 yıllarında, Ege ve Akdeniz'de basmadık kıyı bırakmadı. Acemiliğini denizin sert ama adil rüzgarlarıyla attı. Bu yeni tutkusu onu o kadar ileri taşıdı ki, 2025'te hayatında ilk kez katıldığı Bodrum yelken yarışında üçüncülük kürsüsüne çıkarak herkesi şaşırttı. Artık o, hevesli bir acemi değil, rüştünü ispatlamış bir denizciydi. Geriye tek bir eksik kalmıştı: Türkiye kıyılarını tamamlama hayalinin son etabı olan Karadeniz.

İşte bu noktada, telefon çaldı. Arayan Ahmet'ti. "Sertaç, Karadeniz'e ne dersin? Son eksik parçayı tamamlama zamanı geldi. Bu seyirde sana eşlik etmek istiyorum." Bu davet, Sertaç'ın beklediği işaretti. Yıllık izinlerini bu büyük hayalin son etabı için kullanmaya karar verdi. Asfaltın birleştirdiği iki dostu, deniz yeniden kavuşturuyordu; bu kez iki tecrübeli kaptan olarak.

Trabzon'un yemyeşil tepelerine son bir kez bakarken, "Ehlikeyif"in güvertesinde on yıllık bir dostluğun ve yarım kalmış bir hayalin tamamlanma anı duruyordu. Ahmet, dostunun bu büyük dönüşümüne ve denizdeki başarılarına şahitlik etmişti. Şimdi, bu anlamlı finalde ona eşlik etmek için oradaydı.

Karadeniz'in, yelkencilerin popüler rotasında olmamasına rağmen ne kadar bakir ve güzel olduğunu keşfettiler. Bu sadece bir deniz yolculuğu değil, aynı zamanda karaya çıktıkları her limanda bir kültür seyahatiydi. Cide'de Rıfat Ilgaz'ın evini ziyaret ederek Hababam Sınıfı'nın yazarının mütevazı dünyasına adım attılar. Sinop'ta, duvarları Sabahattin Ali gibi isimlerin hüzünlü hikayelerini barındıran tarihi cezaevinin koridorlarında yürüdüler. Zonguldak'ta Maden Deneyim Müzesi ve Gökgöl Mağarası'nın derinliklerine inerek yerin altındaki bambaşka bir dünyayı keşfettiler. Şile'de ise denizden gördükleri heybetli kale, onlara geçmişin anılarını fısıldadı.

Denizdeki hayatları ise bambaşka bir ritimdeydi. Günleri, iş stresinden ve şehir hayatının karmaşasından fersah fersah uzakta, sadece rüzgarın gücüyle, doğayla tam bir uyum içinde geçiyordu. Bu yolculuk, onlara yelkenciliğin doğa dostu bir tutku olmasının yanı sıra, doğaya mutlak bir saygı gerektirdiğini de öğretti. Deniz, hava ve dalga durumunu sürekli takip etmek, rotalarını anlık verilerle güncellemek zorundaydılar; her karar güvenlikleri için hayati önem taşıyordu. Yemeklerini teknenin küçük mutfağında kendileri yapıyor, güvertede yiyor ve sık sık onlara eşlik eden, teknenin baş dalgasında oynayan neşeli yunus sürülerinin keyfini çıkarıyorlardı. Bu, sadece bir seyahat değil, aynı zamanda bir arınmaydı. Fırtına yaşamamış olsalar da, Karadeniz'in aniden değişen rüzgarları ve sert dalgaları, iki kaptanın da tüm dikkatini ve tecrübesini gerektiriyordu. Sertaç'ın mühendislik bilgisi ve Ahmet'in cerrah soğukkanlılığı, en zorlu anlarda bile mükemmel bir uyumla çalışarak "Ehlikeyif"i güvenle limanlara ulaştırdı.

İstanbul Boğazı'nı geçtikten sonra Bozcaada'nın meşhur koylarında demirlediler, Ayvalık'ın adaları arasında süzüldüler. Karadeniz'in yeşil ve hırçın sularından sonra Ege'nin turkuaz ve sakin suları, ruhlarına bir merhem gibi geldi.

Ve nihayet Ayvalık... Cunda'nın taş sokaklarının kokusu burunlarına dolarken, "Ehlikeyif"i limana usulca yanaştırdılar. Bu, sadece 15 günlük bir seyrin sonu değil, 2023'te alınan ani bir kararla başlayan kişisel bir yolculuğun zaferle tamamlanmasıydı. Halatı bağlarken birbirlerine baktılar. Asfaltın ve toprağın gezgini ile kalbin ve hayatın cerrahı, şimdi denizin iki bilge müridiydi. Macera bitmemişti, sadece en anlamlı limanına varmıştı.

Konuk Yazar: Sertaç Kaya

Fotoğraflar: Sertaç Kaya Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735