Hayatta bazı yolculuklar planlanır, bazıları ise hiç beklemediğiniz bir anda sizi bambaşka bir rotaya götürür. Benim yelkenle tanışmam da böyle oldu.
ODTÜ Fizik mezunuyum. Yaklaşık 25 yıl boyunca savunma sanayiinde yazılım geliştirme ve proje yönetimi alanlarında çalıştım. Kariyerim boyunca planlama, ekip yönetimi, risk analizi ve doğru zamanda doğru karar verme üzerine yoğunlaştım. Bugün geriye dönüp baktığımda, denize açılmadan çok önce aslında yelkenciliğin bazı temel prensipleriyle farklı bir ortamda tanıştığımı fark ediyorum.
2010 yılında tamamen bir hobi olarak başladığım yelken, zamanla hayatımın en önemli parçalarından biri hâline geldi. Başlangıçta amacım sadece denizde keyifli vakit geçirmekti. Ancak her seyirde yeni bir şey öğreniyor, her manevrada farklı bir deneyim kazanıyor, denizin insana öğrettiklerinin sınırsız olduğunu görüyordum. Öğrenme süreci ilerledikçe bunu başkalarıyla paylaşma isteğim de doğal olarak gelişti. Beraber seyre çıktığım arkadaşlarımın ve eğitim aldığım hocalarımın teşviki, bu yolda ilerlemem için bana cesaret verdi.
Bugün yelkenle ilk kez tanışanlardan deneyimini geliştirmek isteyen denizcilere kadar farklı seviyelerde eğitimler veriyor, deneyim seyirleri ve yetkili eğitim merkezleri aracılığıyla sertifikasyon programları düzenliyorum.
Her tekne farklı,
Her ekip farklı,
Her hava şartı farklı...
Belki de bu yüzden hiçbir seyir birbirinin aynısı olmuyor.
Yelken benim için tekne kullanmanın ötesinde denizcilik kültürünü özümsemek ve denizi okumayı öğrenmek. Çünkü deniz, ezber kabul etmiyor. Rüzgâr, akıntı, dalga, diğer tekneler gibi dış faktörlerin yanı sıra teknenin manevra kabiliyeti, yelken performansı, ekibin dinamikleri gibi iç faktörler de sürekli değişiyor ve siz de değişen şartlara uyum sağlamak zorundasınız. Bu süreç; gözlem yapmayı, doğru karar vermeyi, riskleri önceden değerlendirmeyi ve gerektiğinde planınızı değiştirebilmeyi öğretiyor.
Belki de mesleki geçmişimle yelkenciliğin en güçlü ortak noktası burada ortaya çıkıyor. Yıllarca proje yönetiminde üzerinde çalıştığım kavramların önemli bir kısmını bugün denizin üzerinde birebir yaşayabiliyorum. Plan yapmak, gerektiğinde planı değiştirecek kararı vermek, riskleri görmek ve onlara hazırlıklı olmak, ekibi aynı hedefte odaklayabilmek ve motivasyonu canlı tutabilmek. Bütün bunlar, birbirinden çok farklı gibi görünen iki dünyanın ortak dili benim için.
Bu nedenle zaman içinde yelkeni yalnızca bir spor veya hobi olarak değil, aynı zamanda güçlü bir öğrenme ortamı olarak görmeye başladım. Geçmişte çalıştığım kurumda Yelken Topluluğu'nun koordinatörlüğünü yürüttüm ve burada da bilgilerimi paylaştım. Bunun yanında, proje yönetimi ve liderlik alanındaki mesleki deneyimimi denizle birleştirerek ekip oluşturma, ekip geliştirme ve liderlik konularında uygulamalı çalışmalar gerçekleştirmeye başladım. Çünkü teknede yaşanan pek çok durum, toplantı salonlarında saatlerce anlatılmaya çalışılan birçok kavramı birkaç saat içinde somut olarak deneyimleme fırsatı sunuyor.
Yıllar içinde fark ettiğim en önemli şey ise şu oldu: İnsan denizde yalnızca tekne kullanmayı öğrenmiyor; kendini de geliştiriyor. Yelkenin pek çok kişiye önce sabrı öğrettiğine defalarca tanık oldum. Çünkü deniz atikliği sevse de aceleyi sevmiyor. Rüzgârın sizin istediğiniz şekilde davranmasını sağlayamazsınız. Beklemeyi, gözlem yapmayı ve doğru zamanı kollamayı öğrenirsiniz.
Denizde sakin kalabilmek ise bana göre iyi bir yelkencinin en önemli özelliklerinden birisi. Bu sakinlik ise bilgi ve deneyimin doğal bir sonucu. Ne yaptığınızı bildiğinizde, teknenizi ve ekipmanınızı tanıdığınızda, hava şartlarını doğru değerlendirebildiğinizde stres azalıyor ve baskı altında doğru karar verebilmek mümkün oluyor.
Ve tabi ki günlük hayatta da olduğu gibi en önemli konulardan biri de iletişim. Teknede herkesin aynı dili konuşması, komutların net ve anlaşılır olması sadece işlerin düzenli yürümesini sağlamıyor; aynı zamanda güvenliği de doğrudan etkiliyor. Belirsiz ifadelerin yerini ortak bir terminoloji aldığında ekip, birbirini çok daha iyi anlıyor ve manevralar uyum içinde gerçekleşiyor.
Yelken aynı zamanda insana gerektiğinde sorumluluk almayı, gerektiğinde ise sorumluluğu güvenle paylaşmayı öğretiyor. Bazen ekibe yön veren kişi olmanız gerekiyor, bazen de bu yönlendirmeyi güvenle uygulayan ekip üyesi... Bu iki rol arasında doğru dengeyi kurabildiğinizde keyifli bir seyrin tadını çıkartıyorsunuz.
İnsanın hem denizi hem de kendisini tanıdığı; karar verme, iletişim kurma ve birlikte hareket etme becerilerini doğal bir ortamda geliştirdiği eşsiz bir öğrenme alanı.
Deniz, aynı rotayı izleseniz bile size hiçbir zaman aynı yolculuğu yaşatmıyor. Bu yüzden de anlatılacak hikâyeler ve yaşanan deneyimler hiç bitmiyor. Ben de zaman zaman, rüzgârın bana öğrettiklerini bu satırlara taşımaya çalışacağım. Umarım bu satırlar, yelkenle yeni tanışacak olanlara cesaret verirken, deneyimli denizcilere de kendi anılarını hatırlatır.
Maviyle kalın…
Konuk Yazar: Ayşe Erem Mengenli
Fotoğraflar: Ayşe Erem Mengenli Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.