Üç yaşındaydı ilk kez denizi gördüğünde. Kıyıdan bakınca sakindi, aldatıcıydı. O yaşta bile bir şeylerin eksik olduğunu sezmişti.
Yıllar geçti. Soru değişmedi: Fırtına gelirse ne olacak? Kimse cevap veremedi. O da sormayı bırakmadı.
Zorluklarla açıldı denize. Teknesi eskiydi, yelkeni yamalıydı. Cebinde para yoktu ama içinde deniz vardı. İnsanlar baktı, “Deli bu, neden boğuşuyorsun dalgayla?” dedi. O güldü. Çünkü onlar dalgayı görüyordu, o dalganın ardındaki ufku.
Stoacı bir adamdı. Rüzgarı değiştiremezsin derdi ama yelkeni çevirebilirsin. Fırtına gelince küfretmedi. İpleri topladı, dümeni sıktı, içinden geçti. Zamanla anladı ki insanı yoran, deniz değil direnmeyi bırakmasıydı.
Günler hep aynıydı. Sabah kalkar, ipleri kontrol eder, yelkeni açardı. Gece olunca deniz geri çekmeye çalışırdı. Sabah yine başa dönmek vardı. Ve o başa dönmeyi yenilgi saymadı.
Denizden bakınca Dünya küçülüyordu. Kavga kıyıda kalıyordu, dedikodu kıyıda kalıyordu. Geriye sen kalıyordun, teknen ve gökyüzü. Orada insan kendine yalan söyleyemiyordu.
Bir gece, elleri uyuşmuşken fısıldadı: “Aynen yaşa.” O cümleden sonra değişti her şey. Artık denize meydan okumuyordu, onunla birlikte yürüyordu.
Üç yaşındaki çocuk bir gün sordu: “Korkmuyor musun?”
“Korkuyorum,” dedi adam. “Ama en çok korktuğum şey kıyıda kalıp denizi hiç görememek.”
O gece yıldızlar gökyüzünü delerken ilk kez mutlu uyudu.
Çünkü Sisifos değildi artık. Yelkenciydi.
Denize borçlu, kendine sadık bir adam
Sema Erdal / Yelkencinin Gazetesi
Benzer Yazılar
Bu yazıya benzer içerik bulunamadı.