Daha Proaktif ve Öngörülü Olmalıyız

ENERJİ, SAĞLIK SEKTÖRÜNDE TRENDLER

VE EĞİTİMDE İKİ ANA TREND

Trendler yazımın ikincisinde Enerji ve Sağlık sektörünü ve Eğitim trendlerini Bernard Marr’ın Uygulamada İş Trendleri (Business Trends in Practice) kitabındaki sırasıyla özetledim. Bu global trendlerin kolektif gücü sektörlere yön verecek kadar güçlüdür. Onun için sektör bazında bunları bilmek geleceği görmek açısından yararlıdır. Tabii burada kehanet bildirmiyoruz ama bunları bilip hazırlanmak kişisel ve kurumsal başarımızın gereği olduğu kadar aynı zamanda ulusal sorumluluğumuzdur, diye düşünüyorum.

İlk yazımda ise Geleceğin Organizasyonlarını Şekillendirecek 5 Küresel Trendi ve Her Liderin Bilmesi Gereken 10 Mega Teknoloji Trendini özetlemiştim. (https://yelkenciningazetesi.com/bircok-isletme-daha-ileri-goruslu-rakipleri-tarafindan-geride-birakilacak-)

SEKTÖRLERE GÖRE TRENDLER II

Altta sıralanan sekiz sektördeki belli başlı yeni trendleri üç yazı halinde sunacağım.

İlk yazıda,

ENERJİ, SAĞLIK SEKTÖRÜNDE TRENDLER

VE EĞİTİMDE İKİ ANA TREND

İkinci yazıda, 

TARIMI DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN GEREKEN 2 ANA İNOVASYON

İMALAT VE İNŞAAT GENELİNDE 11 TREND

Üçüncü yazıda,

ULAŞIMDA DEVRİM YARATAN ÜÇ TREND

FİNANS SEKTÖRÜNÜ ŞEKİLLENDİRECEK DÖRT DEĞİŞİM

trendinlerini kısaca inceleyeceğiz. Eğer bu sektörlerden birisiyse iş sahanız zaten ya bu trendlerden haberdarsınız, ya da kolayca ek malumat edinebilirsiniz.

Bernard Marr’ın Uygulamada İş Trendleri (Business Trends in Practice) kitabındaki (*) sırasıyla şimdi ana sektörlerdeki başlıca yeni trendleri özetleyelim.

İlk sektör enerji sektörü ve bu sektörle ilgili en önemli 3 trend şunlar:

Nasıl Enerji Üreteceğiz: Enerjiyi Şekillendiren 3 Trend

Trend 1: Enerjinin Karbondan Arındırılması

Trend 2: Dağınık Enerji Kaynakları, Ademi Merkeziyet (Decentralization)

Trend 3: Enerjinin Dijitalleşmesi

Trend 1: Enerjinin Karbondan Arındırılması

Elektrikli arabalara geçiş harika bir örnek, elektrifikasyon genellikle enerjiyi karbondan arındırmanın önemli bir yolu olarak lanse ediliyor. Uygarlığımızda elektrifikasyonun çok önemli bir yeri var, Avrupa’da elektrik talebi dört kat artarken, sağlanan yenilenebilir enerji nedeniyle elektrik fiyatı düşüyor.

Şu anda hala fosil yakıtlar dünyada birçok yerde elektrik üretim kaynaklarının büyük yüzdesini oluşturuyor; örneğin, ABD’de fosil yakıtlar elektrik üretiminin % 60ını sağlar. Elektriğin emisyonsuz hale gelmesi için rüzgar, güneş, biyoyakıtlar ve gelgit enerjisi gibi yenilenebilir enerji çözümlerine daha fazla yatırım yapmamız gerekiyor. Dekarbonizasyon için yenilenebilir kaynakların kullanımını artırarak temiz, karbonsuz bir dünyaya geçiş gerekiyor.

Dünyanın birincil enerji arzının kabaca beşte biri zaten yenilenebilir kaynaklardan geliyor ve bunun 2040’a kadar her yıl %2,6 oranında büyümeye devam etmesi bekleniyor. Yenilenebilir çözümlerle ilgili zorluk, günde 24 saat enerjiye ihtiyaç olmasına rağmen tüm gün güneş veya rüzgar olmaması, yani “aralıklılık” (intermittency) sorunu. Ayrıca, yüksek talep zamanları, yüksek enerji üretim zamanlarıyla örtüşmüyor. Bu üretilen enerjiyi depolamanın yollarını bulmamız gerektiği anlamına gelir, böylece üretilen enerji daha sonra iletilebilir ve kullanılabilir. Şu anda yenilenebilir teknolojiler tarafından üretilen elektriği gerçek zamanlı depolamanın etkili bir yolu yok. Ancak bu alanda bazı heyecan verici değişiklikler yolda diyorlar.

Trend 2: Dağınık Enerji Kaynakları (Decentralization)

Yerelleşme, enerji dönüşümünü yönlendiren başka bir trend. Büyük enerji santrallerine sahip tekel durumundaki kamu sağlayıcılarının enerjiyi son kullanıcıya dağıttığı geleneksel enerji modelinden uzaklaşmak anlamına gelir. Bunun yerine, geleceğin enerji ağları (mikro şebekeler), ana şebekeden uzakta üretilen yerel enerjiyi sisteme besleyecek. Bu model ile tüketiciler kendi ihtiyaçları için enerji üretebilecekler. Birçoğumuz çatı güneş panellerinin kullanımı yoluyla bu fikre zaten aşinayız, ancak merkezi olmayan kaynaklar tek bir binadan tüm şehre kadar her şeye hizmet edebilir. Bu nihayetinde kuruluşların, yerel makamların ve tüketicilerin kendi enerji portföylerinin sorumluluğunu üstlenebilecekleri anlamına gelir. Yerelleşme (decentralization), şu anda alıştığımız ana merkezi şebekeler yerine çok sayıda dağınık yerel kaynaktan enerji üretimini ifade eder. Bu tür enerji kaynaklarının gelişiminin önündeki en önemli engel mevzuatın, kurumsal bilgi ve deneyimin bu tür projeleri gerçekleştirmek için eksik olmasıdır. 

Trend 3: Enerjinin Dijitalleşmesi

Bu trend ise enerji üretim ve dağıtımı ile el ele giden bir gelişmedir. Enerji sektörünün geleceği, hangi evlerin ve binaların hangi zamanda ne kadar enerjiye ihtiyacı olduğunu anlayabilen akıllı, merkezi olmayan ağlarını içerecektir. Artan çeşitli sıfır karbon kaynakları tarafından üretilen yenilenebilir enerji ile birlikte YZ (yapay zeka) ve tahmin sistemleri, Nİ (nesnelerin interneti), blok zincir, quantum hesaplama ve dijital ikiz  teknolojileri (**) geleceğin bu karmaşık enerji ağlarının yönetiminde önemli bir rol oynayabilir. Halen GE rüzgardan ve güneşten enerji üretim tesislerinde hataları önceden tespit için yapay zeka kullanıyor. Google Nest, Nİ yardımıyla tüketicilerin evlerinde daha verimli enerji kullanmalarına yardımcı oluyor. Akıllı sözleşmeler yoluyla yerel (mikro) ağları entegre ederken blok zincir de enerji sektörü için dönüştürücü bir teknoloji olabilir. Örneğin, Türk girişimi Blok-Z’nin (***) blok zinciri teknolojisi, herkesin ekonomik, şeffaf ve izlenebilir yeşil elektriğe erişmesini sağlayan bir teknolojidir.

Enerji şirketlerinin, siyasetçilerin, yasa yapıcıların, kamu kurumlarının, şehir planlamacılarının ve yerel yetkililerin bu üç trendin birlikte ilerlemesi için çalışması çok önemlidir. Bu şekilde gelecekteki enerji ihtiyaçlarımızı karşılarken iklim krizi üzerindeki etkisini hafifletebiliriz. Özellikle, dijital dönüşümün gerekliliği tüm endüstriler için ortaktır.

Son olarak, bu enerji trendlerinden bir şeyler öğrenmek isteyen iş liderleri için belki de en büyük çıkarım ertelememek olacaktır. Çünkü erken harekete geçmek, rekabet avantajı elde etmenin bir yoludur. Bizler içinse bu trendlerin hakim olduğu bir dünyadaki ekonomiden siyasete, jeopolitikten askeriyeye kadar meydana gelecek büyük değişikliklerin neticesinde ortaya çıkacak insan ve mal trafiğini, talep ve zenginlik dağılımını önceden tahmin ederek kendi sektörlerimizde işlerimize yön vermeye çalışmamız isabetli olacaktır

Kitapta ele alınan ikinci sektör sağlık sektörü:

Nasıl Sağlıklı Kalırız: Sağlığı Şekillendiren 7 Trend

Trend 1: Önleyici Tıp

Trend 2: Demokratikleştirilmiş Sağlık Hizmeti

Trend 3: Kişiselleştirilmiş Sağlık Hizmeti

Trend 4: Dijitalleştirilmiş Sağlık Hizmetleri

Trend 5: İnsan Vücudunu İyileştirme

Trend 6: Robotlar ve Nanobotlar

Trend 7: Tıbbın Verileştirilmesi

İçinde olduğumuz sağlık sistemleri insanların şimdiki kadar uzun yaşamadığı, salgınların olmadığı, daha az kronik hastalık vakasının olduğu ve en önemlisi, etkili sağlık hizmetlerini desteklemek için gereken akıllı teknolojinin (YZ) olmadığı geçmiş zaman dilimi içindi. Oysa bugün dünya ve teknoloji artık çok daha ileri.

Trend 1: Önleyici Tıp

Geleneksel tıp reaktif bir model izler. İnsanlar kendilerini hasta hissederler veya belirli semptomlar yaşarlar, ardından tıp uzmanları genellikle bir deneme yanılma (tecrübi) süreciyle sorunu teşhis etmek ve tedavi etmek için çalışırlar. YZ sayesinde tıp artık daha proaktif olabilir; tahmin edebilir, kişiye özel tedavi ve ilaç dozu ayarlayabilir mi?

Trend 2: Demokratikleştirilmiş Sağlık Hizmeti

Sağlık hizmetleriyle ilgili en büyük sorunlardan biri, uygun fiyatlı olmamasıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünyanın yarısı temel sağlık hizmetlerine erişim sağlıyor ve 100 milyon insan sağlık harcamaları nedeniyle aşırı yoksulluğa itiliyor.

Amerika gibi gelişmiş ülkelerde bile milyonlarca insanın sağlık sigortası yoktur. (2019’da 28,9 milyon kişi yani nüfusun neredeyse %11i).

İşte teknolojinin sağlık hizmetlerini nasıl demokratikleştirmeye başladığına dair birkaç örnek:

–       Teşhis sürecine yardımcı olabilecek ve insanlara sağlık tavsiyelerine uzaktan erişim sağlayabilecek uygulamalar var. WebMD’nin “Ağrı Koçu” uygulaması sadece bir tanesi.

–       Chatbotlar, uzaktan yardım sağlamada da rol oynayabilir. Örnek olarak, Hintli Touchkin firması tarafından geliştirilen Wysa uygulaması, insanların duygularını dışa vurmalarına, ruh hallerini takip etmelerine ve duygusal sağlıklarını artırmalarına olanak tanıyan, YZ-tabanlı bir stres, kaygı ve depresyon terapisi sohbet robotudur. Ek desteğe ihtiyaç duyulduğunda, sohbet robotu kullanıcıları bir insan koç ile buluşturur.

 –       Gündelik giyilebilir teknolojiler, potansiyel hastalık belirtilerini giderek daha düzgün tespit edebiliyor ve insanların yaşamsal belirtilerinin izlenmesine yardımcı oluyor.

 Trend 3: Kişiselleştirilmiş Sağlık Hizmeti

Sağlık hizmetleri daha öngörülü ve proaktif hale geldikçe ve daha fazla insan uygulamalar, sohbet robotları (chatbotlar) ve giyilebilir teknoloji aracılığıyla sağlık hizmetleri çözümlerine ve içgörülerine eriştikçe, bireyin sağlık göstergelerinin daha kolay izlendiği kişiselleştirilmiş, hassas sağlık hizmetleri sunmak kolaylaşacaktır. Koşullar önceden tahmin edilir ve kişiye özel tavsiye ve önleyici tedavi sağlanır.

Trend 4: Dijitalleştirilmiş Sağlık Hizmetleri

Teletıp yani hastaların uzaktan teşhis ve tedavisi, yeni iletişim platformları ve araçları uzak bölgelerdeki hastaların tıbbi yardıma erişmesine izin verir ve tıbbi bakıma kolay erişimi olanlar için bile sanal randevular insanları bekleme odalarında saatler harcamaktan kurtarır. COVID-19, bu uzaktan bakıma geçişi kesinlikle hızlandırdı; mesela aile hekimleri telefonla konsültasyon sunmaya başladı.

Trend 5: İnsan Vücudunu İyileştirme

Artık insan vücudunu iyileştirmeye ve yaşamı mümkün olduğunca uzatmak için vücudu hacklemeye odaklanan büyük bir sağlık endüstrisi var. Buradaki kilit noktalardan biri biyolojik korsanlık (biohacking), zihinsel ve fiziksel performansı iyileştirmeyi ve hatta yaşlanmayı durdurmayı amaçlayan müdahaleler, başka bir deyişle DIY (kendin yap) biyoloji. Aralıklı oruç tutma ve vücudu soğuğa maruz bırakma gibi bazı teknikler uzun süredir kullanılıyor olsa da daha yeni teknikler insanların kendi vücutlarını tasarlamak için oldukça teknik bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini gösteriyor. Nutrigenomikleri kullanarak DNAmıza dayalı kişiselleştirilmiş bir diyet planı sağlayabilir mi?

Biyohackerların bir alt kümesi, besin takviyelerinin ötesine geçiyor; örneğin kemik iliğinin eklemlere nakledilmesi gibi çok konuşulan pahalı yöntemlerle180 yaşına kadar yaşam arayışı. Başka uzmanlar ise FDA uyarılarına rağmen, yaşlanmayla mücadele etmenin bir yolu olarak “genç kan” infüzyonları sunuyor. Yeni hiper/süper insan sınıfı yaratmadan önce bu biyo-hack işi nereye varacak, sınır nerede? Buradaki endişe, bu eğilimin insanları kendi sağlıkları ve esenlikleri konusunda daha fazla sorumluluk almaları için güçlendirirken, imkan sahibi olanlarla olmayanlar arasındaki uçurumu artırmasıdır.

Tabii tüm bu konuşulanlar genel kabul görmüş, tecrübi tıp ilmi tarafından onaylanmış değil, ama bu yönde talep varken…

Trend 6: Robotlar ve Nanobotlar 

Robotik ve nanoteknoloji sağlık hizmetlerinde çalışan robotlardan insan vücuduna küçük nanobotlar enjekte etmeye kadar sağlık hizmetlerinde çok daha büyük bir rol oynayacak. İşte örnekler:

–       Çin’de tıbbi robotlar, hastane koğuşlarını ve ortak alanları temizlemeye ve dezenfekte etmeye yardımcı olarak, hastaların ateşlerini ölçerek, hastalara yiyecek ve tıbbi malzeme teslim ederek ön saflardaki sağlık çalışanlarını destekliyor. Diğer ülkelerde, el dezenfektanı dağıtarak ve yüz maskelerinin düzgün şekilde takılmasını sağlayarak koronavirüsün yayılmasını engellemek için tıbbi robotlar kullanıldı.

 –       Dış iskeletler (exoskeleton) – temel olarak, giyilebilir robot teknolojisi – robotikte bir başka önemli ilerlemedir. Örneğin Fransa’daki araştırmacılar, dış iskelet sayesinde bir hastanın felçli uzuvlarının dördünü de hareket ettirmesine yardımcı oldu.

–       Dizüstü bilgisayarı olan herkesin bulut (cloud) teknolojisi ile konsultasyona erişilebilir hale getirmek için tasarlanmış robot laboratuvarlar bulunuyor.

Burada otomasyon, robotik, büyük veri, YZ ve kimyasal sentez, ilaç keşfinde devrim yaratabilecek otomatikleştirilmiş, uzak bir laboratuvar ortamı oluşturmak için iş birliği yapıyor. Strateos, robotik bir bulut laboratuvarının böyle bir örneği ve şirket, ilaç keşfini ve sentetik biyoloji araştırmalarını hızlandırabileceğini iddia ediyor. Nanoteknoloji ayrıca sağlık hizmetlerinde, özellikle nanopartiküllerin sadece belirli hücrelere ilaç vermek için kullanıldığı uygulamalar geliştiriyor. Böylece verimliliği artırıyor ve zararlı yan etkileri azaltıyor.

Trend 7: Tıbbın Verileştirilmesi

Tahmin edebileceğiniz gibi, tıbbi teknolojilerin artan şekilde benimsenmesi verilerle kolaylaşıyor. Tıpta büyük verinin hacmi ve işlevselliği daha da artıyor. Yılda 4 trilyon gigabayttan fazla tıbbi veri üretiliyor ve bu her iki yılda bir misli artıyor. Bu verilerin YZ  ile işlenmesi artık öngörücü, önleyici tıbbı mümkün kılan bir şeydir. Bu arada sağlık hizmetine yönelik veri ihlallerindeki artışa dikkat etmeliyiz. Kişisel verilerinin korunması tabii ki bu sektörde daha önem kazanıyor.  

Tüm sektörler geçmişin reaktif iş süreçlerinden uzaklaşmalı, daha proaktif ve öngörülü hale gelmelidir. Bu kısmen, müşterilerin ne istediğini tahmin etmek için verileri ve tahmine dayalı analitiği kullanmak anlamına gelir.

Şimdi büyük, küçük bütün şirketlerin artık müşterilerini kişiselleştirilmiş ürün ve hizmetlerle memnun etmeye çalıştığı bir büyük trendin içindeyiz.

Sağlık hizmetlerinde görülen verileştirme ve dijitalleştirme, tüm sektörlerde yaşanıyor. İşletmenizin geride kalmamasını sağlamak için otomasyonun, uzaktan operasyonların, YZ’nın, verilerin ve hatta sürükleyici SG (VR) ve AG (AR) deneyimlerinin işinizi nasıl iyileştirebileceğini düşünmek gerekir.

Şimdi de Marr’ın kitabından yola çıkarak eğitimdeki trendleri özetleyelim:

NASIL ÖĞRENİYORUZ? EĞİTİMDE İKİ ANA TREND

Trend 1: Nasıl Öğrettiğimizi Yeniden Düşünmek

Trend 2: Öğrettiklerimizi Yeniden Düşünmek

Eğitim trilyon dolarlık bir endüstri ve OECD ülkeleri kamu harcamalarının yüzde 11,3’ünü eğitime ayırıyorlar. Gerçi UNESCO, üye devletlerin 2030 yılına kadar kamu harcamalarının yüzde 15-20’sini eğitim için harcaması hedefini belirlemiştir. Ancak sağlık sistemimiz gibi eğitim sistemimiz de çok farklı bir dünya için geliştirilmiştir. Yanlış değilsem, dünyadaki bugünkü eğitim sistemimizin temelinde Kraliçe Viktorya dönemi imparatorluklarına bürokrat yetiştiren bir mekanizma var. Bu zamanla ihtiyaca göre müspet ilimde uzmanlaşma gereği üzerine evrim geçirmiş. Bu var olan eğitim sistemi şimdi dördüncü sanayi devrimini yaşayan dijital iletişim devriminden sonraki dünyada, var olan kişiselleştirme trendi yaşayan genç kuşakların bireylerine ne kadar uygun? Dünyamızdaki değişimin hızı ve “yaşam boyu çalışmak” fikrinden uzaklaşılması, öğrenmenin genellikle yaşamın ilk yirmi yılına yoğunlaştığı geleneksel önden yüklemeli eğitim sistemimizin artık amaca uygun olmadığı anlamına geliyor. Eğitim kurumları bu değişimi yansıtacak ve geleceğin temel, talep edilen becerilerinin geçmişte öğretilenlerden çok farklı olacağı gerçeğini yansıtacak şekilde uyum sağlamalıdır. Başka bir deyişle, öğrettiğimiz şey (müfredat) değişmeli. Nasıl öğrettiğimiz (öğretmenlik) de değişmelidir. Diğer sektörlerde gerçekleşen dijitalleşme, eğitimi de etkiliyor. COVID-19’dan önce başlayan ve sayesinde dijital öğrenme kurslarına ve araçlarına geçişle hızlanan eğitim sürecimizde artık her zamankinden daha fazla online içeriğimiz var.

Trend 1: Nasıl Öğrettiğimizi Yeniden Düşünmek

Müfredat farklı kültürler, doğa veya değişen dünyamız hakkında yeterince bilgi içermiyor. Basit bir örnek olarak, neden bu kadar çok ortaokul, dünyanın en çok konuşulan dili Mandarin yerine hala standart olarak İngilizce, Fransızca veya Almanca dil seçeneklerini sunuyor? Gerçekleşen küresel değişimler hakkında bildiklerimiz göz önüne alındığında, bu öğrencilere hayata daha iyi bir başlangıç sağlamaz mı? Başka bir deyişle, geleceğin küresel vatandaşlarını veya açıkçası dünyayı yeniden tasavvur edecek ve işverenlerin dördüncü sanayi devriminde acilen ihtiyaç duyduğu becerilerle donatılmış nesilleri yetiştirmek için temel eğitimde daha iyisini yapabilmek mümkün. Üniversite eğitimi de değişmeli, geliştirilmelidir. Pek çok üniversite dersi teknolojiden söz etmiyor. Örneğin, çok fazla tıp fakültesi, geleceğin doktorlarının robotlarla birlikte çalışacak olmasına rağmen robotik bilgisi vermiyor. İşverenler için yeni mezunların bir işi iyi görecek gerekli teknolojik ve dijital becerilerle donatılmış olarak mezun olmaları giderek daha mühim hale geldi.

Bu nedenle artık işverenler klasik mezuniyet derecelerinden ziyade daha çok edinilen becerileri önemsiyorlar. Bugünün okul çocuklarının çalışacağı işlerin çoğu henüz mevcut bile değil. Öğrencilerin hangi becerileri öğrenmesi gerekecek?

LinkedIn, önümüzdeki beş yıl içinde 150 milyon yeni teknoloji işi/görevi öngörüyor ve LinkedIn’in 2021 için “Yükselişteki İşler” raporundaki rollerin neredeyse tamamı zaten uzaktan yapılabilir işler. Tüm bunlar, dijital becerilerin gelecekte daha büyük bir avantaja sahip olacağı anlamına geliyor. Eğitim sistemimiz buna ne zaman uyum sağlayabilecek?

Yeni mezunlarda güncel aranan beceriler:

–          Küresel vatandaşlık becerileri

–          Yenilik ve yaratıcılık becerileri

–          Teknoloji becerileri

–          Kişilerarası beceriler (duygusal zekâ, empati, iş birliği ve sosyal farkındalık)

–          Yapay Zeka Etik Prensipleri ve Anlayışı Uzmanı (YZ Etikçisi):

 –          Çeşitlilik (kültürel çeşitlilik ve düşünce çeşitliliği)  

Hayat boyu öğrenmeyi teşvik etmek

Kendi eğitiminizi düşünün. Muhtemelen okuldan üniversiteye geçtiniz, sonra tam zamanlı eğitimden ayrıldınız ve (bazı işyeri kursları hariç) asla arkanıza bakmadınız.

Örneğin üniversiteler, öğrencilere hayatlarının geri kalanında geri dönme ve mikro kurslar alma şansı sunabilir. Yaşam boyu öğrenmeye geçişin mevcut eğitim sistemi tarafından desteklenmesi şarttır. Aksi takdirde, yaşam esnasında oluşan boşluğu kapatmak için yeni eğitim sağlayıcılar devreye girdikçe mevcut eğitim kurumları geride kalma riskiyle karşı karşıyadır. Biz işverenler çalışanların sürekli olarak yeniden beceriler kazanmasını beklediğimizden, yaşam boyu öğrenmeye yönelik bu değişim, mevcut eğitimin dışında zaten devam ediyor.

Şimdiki işyeri önceki nesillerin işyerlerinden çok farklı olarak sürekli değişen, öngörülemeyen bir organizmadır, Dolayısıyla, 2017 tarihli bir Dünya Ekonomik Forumu raporunun, dört yetişkinden birinin sahip oldukları becerilerle mevcut işleri için gerekli beceriler arasında bir kopukluk olduğunu tespit etmesi şaşırtıcı değil. Başka bir deyişle, 21.yüzyıl işlerinde çalışıyoruz ama eğitimimiz ve becerilerimiz yetişmiyor. Geleneksel üç veya dört yıllık bir derecenin sonunda, öğrenilen beceriler zaten güncelliğini yitirmiş olabiliyor. 

Trend 2: Öğrettiklerimizi Yeniden Düşünmek

Daha fazla dijitalleştirilmiş içerik ihtiyacımız var!

Çevrimiçi öğrenme, dünya çapında milyonlarca öğrenci ve öğretmenin çevrimiçi derslere geçmesiyle birlikte pandemi tarafından önemli ölçüde hızlanan özellikle önemli bir eğilimdir. Pearson’ın araştırmasına göre, küresel olarak öğrencilerin yüzde 88’i çevrimiçi öğrenmenin gelecekte eğitimin kalıcı bir özelliği olacağına inanıyor.

Daha fazla dijital içerik aynı zamanda daha fazla veri oluşturur, bu da YZnın eğitimde rol alması için büyük bir fırsattır. Özellikle YZ, öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına uyum sağlayan kişiselleştirilmiş öğrenmeyi mümkün kılacaktır.

Kişiselleştirilmiş, kendi hızınızda ve kendi kendinize öğrenmek!

Geleneksel eğitim sisteminde, öğretmenler çeşitli , kalabalık sınıflarda derse giriyor ve öğrenme genellikle aynı hızda, standart; anlayış ve yetenek farklılaşmasına müsaade edemiyor. Geleceğin eğitim sistemleri teknolojinin yardımıyla bu yaklaşımdan uzaklaşarak öğrenmenin çok daha esnek ve her öğrencinin ihtiyaçlarına göre tempolu olduğu bir yaklaşıma geçecektir.

Ekip halinde proje tabanlı öğrenme!

21. yüzyılın işyerini yansıtmak için, öğrenme, tıpkı Hindistan’daki Hibrit Öğrenme Programında olduğu gibi, öğrencilerin kendi projelerini tanımlamak ve tamamlamak için gruplar halinde çalıştığı proje tabanlı ve problem tabanlı çalışmaya daha fazla odaklanmalıdır. Buradaki amaç, öğrencilerin “yaparak öğrenmeleri”dir. Gündemi belirlemek ve belirli bir içerik programı sunmak yerine, öğretmenler, gerçek dünyadaki soruları veya sorunları araştırırken öğrencilere rehberlik eden uygulamalı denetçiler ve kolaylaştırıcılar olarak hareket eder.

Daha fazla bit boyutunda öğrenmek

Microsoft tarafından yapılan bir araştırmaya göre, insanlar artık yaklaşık sekiz saniyelik bir dikkat süresine sahip- bir japon balığından daha az, ‘ İnsanlar neredeyse sürekli teknoloji kullanımıyla giderek daha fazla dijitalleşen bir yaşam tarzına alıştıkça bu süre gitgide düştü. Geleceğin eğitim sistemlerinin, teknik terimleri kullanacak olursak, mikro ve nano öğrenme gibi daha küçük, atıştırılabilir içerik sunmada daha iyi hale gelmesi gerektiği anlamına gelir:

Mikro-öğrenme, ideal olarak yaklaşık 5 dakika uzunluğunda, ancak konuya bağlı olarak potansiyel olarak 10 veya 15 dakikaya kadar çıkabilen kısa, hızlı içerik anlamına gelir. Nano-öğrenme, bir öğrencinin yaklaşık iki dakikasını alan içerik sunmak için bunu bir adım daha ileriye taşır, öğrencilere yalnızca tam olarak o anda bilmeleri gereken şeyleri öğretir.

Daha kapsamlı öğrenmek

Yapay zekanın yanı sıra diğer teknolojiler de eğitimin geleceğinde kritik bir rol oynayacak. Artırılmış gerçeklik bunlardan biri. Özellikle sanal gerçeklik (SG) ve artırılmış gerçeklik (AG), eğitimi hayata geçirmek ve öğrencileri konulara yoğunlaştırmak için muazzam bir potansiyele sahiptir. Tamamen sürükleyici SG derslerinden ve alan gezilerinden, öğrencilerin içeriği görselleştirebilecekleri ve içerikle yeni yollarla etkileşime girebilecekleri AG destekli derslere kadar pek çok biçimde değişim olacak.

Politika yapıcılar, politikacılar, eğitimciler ve hatta işverenlerin 21. yüzyılın ihtiyaçları için eğitim sistemlerimizi yeniden tasarlamak için iş birliği yapması gerekecek. Zorluklar fırsatlardır ve neticede ödülü vardır..

Bir başka deyişle, bugünün okul çocukları dünyamızın geleceğini tasavvura yardımcı olacaktır. Onlara bunu yapmak için gerekli araçları vermeliyiz.

Eğitim kurumlarının öğrencileri geleceğe hazırlaması gerektiği gibi, kurumların da çalışanlarını hazırlaması gerekir.

Vurgulanması gereken bazı önemli çıkarımlar şunlardır:

-İşverenler, çalışanlarının gelecekte ihtiyaç duyacakları becerilerinin eğitimine yatırım yapmalı ve dördüncü sanayi devriminde başarı için gerekli olan teknoloji ve insan becerilerini geliştirmelidir.

Mesela biz Yıldız Akademiyi tam da bunun için kurduk!

-Kuruluşların ayrıca merak ve sürekli iyileştirmenin çok değerli olduğunun şirket kültürünce benimsendiği, şirketin yaşam boyu öğrenmek için zemin hazırlayan ve teşvik eden bir yer olması şarttır.

Biz zaten bunu bildim bileli şiar edinmişizdir!

-İşverenler ayrıca kişiselleştirilmiş, küçük boyutlu ve sürükleyici öğrenmeye yönelik istekleri de dikkate almalıdır. Bunların tümü, yaşam boyu öğrenme deneyimini geliştirmek için işyerinde teşvik edilip uygulanabilir.

 

 (*)  Marr, Bernard (2022), Business Trends in Practice, Wiley, 337.

 (**) Dijital ikiz teknolojisi, herhangi bir nesnenin, cihazın, hizmetin fiziksel olarak yapılmadan dahi dijital ortamda bire bir kopyasının oluşturulmasıdır. Akıllı sensörler veya Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörleriyle fiziksel ortamdan alınan tam zamanlı veriler dijital ikize giriş olarak aktarılır.

 (***) Blok-Z’nin yenilenebilir enerji izleme yazılımı GreenLink, enerji satıcıları ve alıcıları için enerji tüketimini yenilenebilir enerji kaynaklarıyla daha ayrıntılı bir şekilde eşleştirmenin kolay bir yolunu sunar (http://www.blok-z.com/)

 

Murat ÜLKER

Benzer Yazılar

Bu yazıya benzer içerik bulunamadı.

Yorum Yap