Görmek İstediğimiz Kadar, Duymak İstediğimiz Kadar

‘’İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.'' demiş Küçük Prens kitabının yazarı Antoine de Saint-Exupéry.

 

‘’Küçük Prens’’ çocuklar için yazılmış bir kitaptır ama büyüklerin de okuması gereken bir kitaptır aslında. Kitap bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyasını anlatır. Büyüklerin dünyası karışıktır ama çocukların kalbi temiz olduğu için biz büyüklerden daha iyi görebilir ve hissedebilirler. Yıllardır bakmak ve görmek arasındaki fark anlatılır, bu farkı birçok insan bilir. Bakmak, beş duyu organımızdan biri olan gözümüzle doğal olarak oluşan bir eylemdir, görmek ise derinlik gerektirir.

 

Hayatımız boyunca çevremizdeki canlı ya da cansız varlıklara bakarız. Bazılarını görür bazılarını ise hiç fark etmeyiz. Yanından geçer gideriz. Tanıdığımız insanlar içinde aynısı geçerlidir. Bazı insanlara bakarız sadece. Bazılarını ise görürüz. Kalbimizle, ruhumuzla, aklımızla…

 

Görmek istediklerimizi görürüz aslında. Görmek istediğimiz kadarını birde!

 

Kendimizle bile yüzleşemediğimiz hatalarımız, kabullenmeyişlerimiz, olaylara bakış açımız görmek istediğimiz oranı belirler. Dar açıdan bakmayı tercih ederiz bazen. Çünkü açı genişledikçe daha fazla görmemiz gerekir. Daha fazla görmenin de bir bedeli var. Mesela sevdiğiniz insanların hatalarını görmek istemeyebilirsiniz, kendi hatalarınızı da görmek istemeyebilirsiniz. İşin gerçeği yüzleşmekten korkarsınız. Halbuki yüzleşmek, özelikle insanın kendisiyle olan yüzleşmesi insanın kendine yapabileceği en büyük iyiliklerden biridir.

 

Kimse mükemmel olmak zorunda değil. Herkesin hayatı deneyimlemesi farklı, hayata bakış açısı farklı. Herkes hata yapabilir. Kimse sadece beyaz ya da sadece siyah değildir. Kimimizin kalbinde daha çok beyaz vardır kimimizde ise daha çok siyah… Ne kadar beyaz ve ne kadar siyah olacağına biz karar veririz yaptıklarımızla, söylediklerimizle, davranışlarımızla.

 

Duymak istediklerimiz de görmek istediklerimiz gibidir. Bazı insanların haykırışlarını duymayız. Ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar dinlemek istemeyiz. Çünkü umurumuzda değildir. Ya da dinliyor-muş gibi üzülüyor-muş gibi yaparız. Dedikodu dediğimiz şey de -mış ve –miş’lerden oluşmuyor mu zaten! Kendi hayatını yönetemeyenler, başarısız olanlar ya da bir şey olamayanların –mış’lı ve –miş’li yaşamları…

 

Hayat birileri için çok kısa birileri için daha uzun olabiliyor. Ne zaman bu dünya ile vedalaşacağımız belli değil iken vaktimizi boşa harcamak gerçekten çok büyük lüks olabilir ancak. Bu yüzden gereksiz işler, gereksiz insanlar ile bize verilen ömrü tüketmemeye özen göstermeliyiz. Bazı insanlar hayatımıza çok anlam katabilir bazıları ise sadece vaktimizi çalar. Hayat sadece bir an’dan ibarettir…

 

‘’Öyle bir an gelir ki; bazı yolların dönüşü, bazı hataların özrü, bazı insanların anlamı olmaz.’’

İvan Turgenyev

 

Bu yazımı ‘’Çocuk Kalpli Büyüklere’’ ithaf ediyorum.

Herkesin gerçekleri görebilmesi dileğimle…

 

Özge Durmuş

Genel Yayın Yönetmen Yrd.

Benzer Yazılar

Bu yazıya benzer içerik bulunamadı.

Yapılmış Yorumlar (1)

Fuat Selim Ramazanoğlu
10 Haziran 2022, 09:03

Ne güzel duygular... İnsanın ama insan olan insanın özenle sarıp sarmalayacağı kadar sıcacık. Böyle hissetmek, hissedebilmek, hatta bazen sonuçlarına katlanabilmek bile çok hoş... Selam ve sevgilerimle

Yorum Yap