Osmanlı'da Hanım Sultanlar

NEW YORK TÜRKEVİ’NDE BİR GOYA

Dünyanın dört bir yanında sürekli olarak GOYA  yapıyoruz. Bu sefer oldukça keyifli bir sanat GOYAsından bahsetmek istiyorum sizlere. New York’taki Türk Başkonsolosluğu ve içerisindeki Türkevi, ev sahipliği yaptığı sergilerle kültürümüzü anlatma adına muazzam işler yapıyor. Bana da heyecan ve hayranlıkla bunları size anlatmak düştü. Bilir misiniz ki hanım kelimesi eski Türkçede han kelimesinin kadın versiyonu olarak türetilmiştir. Nereden mi çıktı? THY New York uçağından inerken maskeli bir şahıs yanıma yaklaştı, konuştuk… Üsküdar Belediye başkanımızdı. Bakın sonra neler oldu, okursanız öğreneceksiniz, 😊 keyifli okumalar.

New York Goya ziyaretimde Türk Konsolosluğu’ndaki Türkevi’ni gezme olanağı buldum.  

New York Türkiye Başkonsolosluğu çok güzel bir lokasyonda. United Nations binasının karşısındaki tek bina ve çok güzel bir manzarası var.

 

Türkevi’nin girişinde ise Yıldız Holding koleksiyonunda da eserleri mevcut olan Elif Uras’ın sergisi vardı.

Türkevi’nde, Üsküdar Belediyemiz tarafından gerçekleştirilen iftihar ettiğim bir sergiyi gezme olanağı buldum; Hanım Sultanlar sergisi.

Daha önce Üsküdar’da sergilenen ve Osmanlı’daki Hanım Sultanların tarihsel karakterlerine uygun üretilen bu bebekler yurt dışında ilk defa sergilendi. Bu mühim olay, tarihsel zenginliğimizi, kültürümüzü sanat aracılığıyla akılda kalıcı ve görünür bir halde dünyaya aktarıyor.

Sergide Osmanlı Saray hayatı ve o dönemde kadınların sosyal, kültürel ve sanatsal alanlarda üstlendikleri rolleri anlatan eserler görülebiliyordu.

Hanım Sultan nedir; hanım kelimesi eski Türkçede han kelimesinin kadın versiyonu olarak türetilmiştir. Hanım, Han’ın eşi olarak aynı güç ve hükümranlık yetkisi taşıyordu.

Osmanlı‘da ise zamanla bu kavram değişmiştir, Osmanlı‘da I. Murad’dan itibaren Han yerine Sultan kullanılmaya başlanmış, kadınlarda da ‘Hanım’ın yanına bir de Sultan eklenmiş böylece Hanım Sultan olarak anılmaya başlanmıştır. Zamanla Hanım Sultan tabiri Padişahların anneleri, çocukları, torunları ve kardeşleri için de kullanılmaya başlanmış; kız çocuğa hanım sultan, annelere Valide Sultan, padişahtan çocuk doğurmuş olanlara Haseki Sultan, erkek kardeşe Mihraç Sultan, kız kardeşe Mihrace Sultan unvanı verilmiştir.

(https://tr.wikipedia.org/wiki/Sultan#:~:text=K%C4%B1z%20%C3%A7ocu%C4%9Fa%

20Han%C4%B1m%20Sultan%2C%20erkek,karde%C5%9Fe%20Mihrace%20Sultan%

20unvan%C4%B1%20verilmi%C5%9Ftir.)

 

Sergi Hanım Sultanları,  padişah eşlerinin, kızlarının, annelerinin ve kız kardeşlerinin hepsini kapsar şekilde bize sunuyor ve onların sadece aile hayatında değil, sosyal, kültürel ve sanatsal hayatta da var olup önemli roller üstlendiklerini gösteriyor. Bu bizim tarihi değerlerimizi ve kültürümüzü göstermek açısından oldukça kıymetlidir.

Bu sergide değerli bulduğum bir diğer nokta da bebeklerin Anadolu’nun kadim bir oyuncak bebek imal yöntemi olan kitre malzemesiyle yapılmış olması, çok ince düşünülmüş. Bu, bebeklerin üretildiği malzemeden tasarımlardaki inceliğe kadar her şeye yansımış. Bebekleri sanat tarihçileri, moda tasarımcıları ve el sanatçıları birlikte tasarlamışlar.  Dönemin giyim kültürü o döneme özgü çizgi ve motiflerle hazırlanmış kostümlü kitre bebeklerde görülüyor.

 

 

Osmanlı tarihine bakacak olursak saraylı kadınların diplomatik yazışmaları yürütebildiğini, kendi adlarına sahip oldukları şahsi servetlerini kullanarak hayır işlerine de vesile olacak şekilde külliye, medrese, hastane, türbe, çeşme, cami, mescit, hamam gibi eserler yaptırdıklarını görüyoruz. Mesela:

Hürrem Sultan’ın hem halk hem de saraylı kadınlar için Mimar Sinan’a inşa ettirdiği Haseki Hastanesi ve Külliyesi, dünyanın aynı zamanda ilk kadın hastanesidir.

Hatice Turhan Sultan ise Mısır Çarşısı ve Yeni Cami’yi inşa ettirmiş. Kurduğu vakıf ile Mısır Çarşısı’ndan elde edilen gelir, bugünkü İstanbul Üniversitesi’ne bırakılmıştır. Hatice Turhan Sultan böylece öğretmenlere ödenecek ücretlerden, bakım masraflarına kadar üniversitenin harcamaları için kaynak oluşturmuş.

Sultan Abdülmecit’in annesi Bezmialem Valide Sultan’ın 1845 yılında yaptırdığı eserlerden en önemlisi “Gureba-i Müslimin (Kimsesizler) Hastanesi” (Vakıf Gureba Hastanesi) Türkiye’nin modern anlamda ilk hastanesi özelliğini taşıyor. Valide Sultan ömrü boyunca İstanbul’a çeşme, köprü, hastane, mektep gibi kamu yararına çok sayıda hizmet binası yapılmasını sağladığı gibi Medine-i Münevvere’nin su yollarının yenilenmesini sağlamış.

Bezmialem Valide Sultan’ın ayrıca dönemin salgın hastalıklarından korunmak için Beyoğlu Nisa (Kadın) Hastanesi’ni de yaptırdığı biliniyor:  http://kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=108358#:~:text=Mihrimah%20Sultan%2C%20Edirnekap%C4%B1%20

ve%20%C3%9Csk%C3%BCdar,y%C4%B1llar%C4%B1nda%20Mimar%20Sinan’a

%20yapt%C4%B1rd%C4%B1.

 

Bu sergi çalışması Türkiye’de ve dünyada bir ilkmiş. New York’dan sonra serginin Avrupa’da, Paris’te, Asya’da, Japonya’da ve Orta Doğu’da Doha’da açılması planlanıyormuş.

Bu konuda bir haber videosu:  https://www.sondakika.com/haber/haber-hanim-

sultanlar-sergisi-yurt-disinda-ilk-kez-new-14944431/

Sergide yer alan Hanım Sultan Bebeklerinden Hürrem Sultan ise artık bizim Godiva ofiste sergilenecek.

 

HÜRREM SULTAN

(1504-1558)
Kanunî Sultan Süleyman’ın Hasekisi, II. Selim’in Vâlidesi

Hürrem Sultan’ın kaftanı, Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan klasik döneme ait kaftanın model ve desenine uygun olarak hazırlanmıştır. Kumaşta yer alan lâle motifi, Osmanlı sanatında Allah’ı temsil etmesi açısından önemlidir. Kaftanın içinde kullanılan hafif ipekliden iç entari, şalvar, iç entari üzerine takılan ve “cevherî kemer” denilen mücevherli kemer, bu kemeri süsleyen mücevherli hançer, çaprastlar, başlıkta kullanılan alın çatkısı (kaşbastı) 16. yüzyılın giyim özelliklerini yansıtmaktadır.

 

ESMA SULTAN (KÜÇÜK)

(1778-1848)
I. Abdülhamid’in Kızı, II. Mahmud’un Kız Kardeşi

16. ve 19. yüzyıllar arasında Osmanlı Sarayı’nda padişahların ve harem kadınlarının giyiminde kürk yaygın olarak kullanılmıştır. Esma Sultan’ın kaftanının içi de kürkle kaplanmıştır. 18. yüzyılın gösterişli ve sorguç adı verilen mücevherli baş süsleriyle zenginleştirilen hotozu dönemin modasını yansıtmaktadır. Ayakkabılar üzerinde mücevherlerin yanında işlemeler de kullanılmıştır. Ayakkabılarda iç elbisenin deseni uygulanarak işleme yapılmıştır.

 

GEVHERHAN SULTAN

(1642-1694)
Sultan İbrahim’in Kızı

Gevherhan Sultan’ın kaftanında krem rengi üzerine serpme motifler kullanılmıştır. Yeşil satenden iç elbisenin kol ve yaka ağızlarında sırma süslemeler kullanılıp, şeffaf bürümcük kumaştan dikilmiştir. Ayrıca iç elbisenin düğmeleri sırmadan yapılmıştır. Başlık, 18. yüzyılda yaygınlaşacak tarzda büyük ve mücevherlerle süslü olarak hazırlanmıştır.

 

HATİCE TURHAN VÂLİDE SULTAN

(1627-1683)
Sultan İbrahim’in Hanımı, IV. Mehmed’in Vâlidesi

16. yüzyılın büyük desenlerine karşılık, 17. yüzyılda sade kumaşlar yaygın olarak kullanılmıştır. Kadife kaftan uygulamasında kaftanın içi aslına uygun olarak tümüyle kürk ile kaplanmıştır. İç elbisesi ipek saten üzerine işlemelidir. 17. yüzyılda kadın başlıkları yükselmiş, kesik koni şeklinde sonlanmış ve yanlarına takılan sorguçlarla zenginleştirilmiştir. Kadın başlıklarında mücevherli ve tüylü sorguçlar sarayda çok yaygın olarak kullanılmıştır. Başlıkta dönemin özelliği yansıtılmıştır.

 

RABİA ŞERMİ SULTAN

(1705-1732)
III. Ahmed’in Hanımı, I. Abdülhamid Han’ın Vâlidesi

Osmanlı’da Batı etkileri, 18. yüzyılda Sultan III. Ahmed (1703-1730) döneminde Lâle Devri’yle canlılık kazanmıştır. Lâle Devri’nde kadınların sosyal yaşantılarında olan değişiklikler giyinme ve süslenme anlayışını da etkilemiştir. 17. yüzyılda kullanılan ağır gramajlı ve tok ipekli kumaşların yerini hafif gramajlı ipekli kumaşlar almıştır. Rabia Şermi Sultan’ın kıyafetinde kumaşlarda görülen bu değişim yansıtılmıştır. Önden açık şalvar ve kaftan yerine, önü kapalı model uygulanmıştır.

Yurt dışında böyle çalışmaları görmek insanı mutlu ediyor. Değerlerimizin yaşatıldığını, onlara önem verildiğini  ve onların geleceğe taşındığını görmek huzur veriyor; “Ne güzel bir yandan biz Türkiye için  ve Türkiye’den global markaları yönetmeye çalışırken diğer yandan Türkiye markasını hak ettiği yere getirmek için de görev yapanlar var” duygusu yaşıyorsunuz, mutlu oluyorsunuz #MUTLUETMUTLUOL.  

 

Murat ÜLKER

Benzer Yazılar

Bu yazıya benzer içerik bulunamadı.

Yorum Yap