Merhaba, ben Aylin. Eşim Cem, kızımız Defne, oğlumuz Uğur Atlas ve kedimiz Pati ile 2023 Haziran ayında başladığımız mavi serüvenimize devam ediyoruz.
Halikarnas Balıkçısı’nın bir yazısında dediği gibi “..bazı insanlar aslında deniz insanı olduğunu bilmeden karada yaşar…” bizim gibi.
Tesadüf eseri pandemi zamanı balık tutmak için ufak bir deniz aracı aradığımız günlerde YouTube videoları seyrederken denizde de yaşanabileceğini keşfettik. Öncesinde denizcilikle ilgili sandala binip istavrit yakalamak dışında tanışıklığımız yoktu.

Kuşadasında minik bir yelkenli bulduk. Bakmak için gittiğimizde ailemizin yepyeni bir döneme bu ufak yelkenliyle başlayacağını anlamıştım. Adı Come Back idi yelkenlimizin. Eve dönmemizi hiç istemez gibi “geri gel denize” diyordu sanki, eve gitmek zorunda olduğumuz zamanlarda. Come Back; 30 feet, tek kabin bir yelkenliydi. Ben, eşim, çocuklar, kedimiz Pati ve muhabbet kuşumuz Bıcır'ı da kapsayan ailemizle beş ay boyunca Kuşadası’ndan Finike’ye kadar girip çıkmadığımız koy kalmamacasına seyirler yaptık.

Bugünkü hayatımızın temeli de işte o günlerde atıldı. Sezon sonunda büyütmek amacıyla teknemizi sattık. Ama içimize Come Back işlemişti. Denize bir an önce geri dönmek istiyorduk. Rüyalarımda yelken yapıp balık tutuyordum. Karar verdik, evimizi kapatıp denizde yaşayacaktık. Bugünkü hayatımızı şekillendiren kırılma anı da denizde yaşamaya karar verdiğimiz andı.
“Mavi Serüven” sadece bir rota mı yoksa bilinçli olarak seçilmiş bir yaşam felsefesi mi?
Kesinlikle sadece rota değil Mavi Serüven. Karadaki o sıkışmışlık hissi yerine minimum şartlarda maksimum özgürlüğü yaşadığımız, yüzen ve gezen evimizle yeni yerler, yeni insanlar, değişik kültürlerle tanıştığımız doğa ile içiçe bir hayat bu.
Karada kurulu bir düzeni bırakıp denizde tam zamanlı yaşamaya karar vermek ciddi bir cesaret gerektiriyor. Bu kararı alırken sizi en çok zorlayan ne oldu?
Bu karar tam bir âşık olma haliydi bizim için. Hani biriyle tanışır, göz göze gelir ve “Bu benim hayatımın aşkı artık” dersin ve evlenip baba evinden çıkarsın, onun gibi bir şey. Kalp çarpıyor, mutluluk için yola çıkmışsın.. oysaki baba evinde kurulu düzen vardır diğer yanda meçhul bir gelecek, yine de “Evet” der yeni bir hayata başlarsın.
Çocuklar, kurulu ve konforlu bir düzeni terk etme fikri, belirsizlikler tabi ki aklımı kurcaladı ama karadaki o ağır, sıkışmışlık hissi daha dayanılmazdı. Cem’le karar verdiğimizde korku vardı elbette ama heyecan hepsini bastırdı. Cesaret dediğiniz belki de budur. Maviye âşık olup bilmediğiniz sulara yelken açmak..
Şu anda teknenizle Dünya turu yapıyorsunuz. Bu büyük yolculuğa çıkarken “artık geri dönüş yok” dediğiniz an hangisiydi ve o an içinizde hangi duygular ağır bastı?

Aslında sadece bir an değil, bir dizi an’lar “artık eski hayata geri dönüş yok an’ları".
Evin anahtarını Alanya’da teslim edip Finike marinaya taşındığımız günle başladı her şey.
Türkiye’nin silueti ufukta kaybolurken içimden “Kalın sağlıcakla” derken devam etti.
Sonra Tunus’ta kışlarken, Fas Tanca’da okyanusa açılmak için son hazırlıklarımızı yaparken, Cebelitarık Boğazı’ndan okyanusa ilk çıkışımızda…
Ve tabi o zorlu anlarda Kanarya Adaları seyrinde motor yakıt hortumunun patlaması, rüzgârsız saatlerce sürüklenip zorunlu Rabat’a girmemiz…
Cape Verde yolunda baş ıstralyanın kopup cenovanın denize düşmesi, yelkeni kaybetmemek için sabitlememiz ve seyir sonunda limana girişimiz…
Baş ıstralyanın değiştirilip armanın kontrol ettirilmesi sonrasında “sağlam” denmesine rağmen okyanus geçişinin tam yarısında, 10. gününde iskele ıstralya telinin atması, okyanusta yelkensiz motorla devam etmek zorunda kalmamız… Yeterli yakıt olmayınca Haylaz teknesinden Harun ve Murat kaptanlarımız sağ olsunlar dev dalgalar arasında halat ve bidonlarla yakıt ikmali… Otopilot bozulunca ailece 4’er saatlik nöbetlerle, bölük pörçük uykularda kendimizi bağlayarak dümen tutmamız…
Korku, yorgunluk, endişe oldu elbette, ama en ağır basan duygu gurur ve her şeye rağmen beraberce başarmış olmak. Artık geri dönecek bir evimiz yok. Çünkü burası bizim yeni evimiz, yeni hayatımız.
Dünya turunuzun hangi rotasında bulunuyorsunuz? Bu etap, deniz koşulları, limanlar ve yaşattığı deneyimler açısından şimdiye kadarki seyriniz içinde nasıl bir yerde duruyor? Bununla ilgili bize biraz detaylı bilgi verebilir misiniz?
Şu an Karayipler’deyiz, Martinique Adası’na geri döndük.
Mavi Serüven’imiz başladığında Finike’den çıktık. Marmaris’ten sonra Yunan Adaları, Yunanistan anakarası, Korint Kanalı geçişi, İtalya anakarası, Sicilya, Tunus, Sardunya, Balear Adaları (Mayorka, Minorka, Ibiza), İspanya, Fas, Cebelitarık Boğazı’ndan Atlantik Okyanusu, Kanarya Adaları, Cape Verde, Atlantik Okyanusu geçişi, Barbados, Martinik, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Grenada. Sonra fırtına sezonunda teknemizi Trinidad’da karada bakıma aldık ve şimdi tekrar yukarı kuzeye Martinik’e çıktık.
Kısaca üç büyük etap katettik şimdiye kadar Akdeniz → Atlantik Okyanusu → Karayip Denizi.

Akdeniz tarafı daha tanıdık ve sakin hissettiriyordu, her şey daha yakın ve güvenliydi. Cebelitarık’tan sonra Atlantik’e girince iş ciddileşti: dev dalgalar, ani hava değişiklikleri, mesafeler uzadı, saatler günlere döndü. Ama ailece sırayla dümen tutuyoruz, nöbetlerimizi paylaşıyoruz. Defne artık navigasyon ve rota planlamada oldukça iyi, Uğur ise navigasyon, dalış, balık tutma ve tamir işlerinde iyice ustalaştı.
Teknenizde Dünya turu boyunca size eşlik eden Pati isimli bir kediniz var. Uzun seyirler, okyanus geçişleri ve farklı limanlar arasında Pati’nin bu yolculuğa uyumu nasıl oldu? Onun varlığı denizdeki yaşamınızı nasıl etkiliyor?

Pati bizim minik kaptanımız, teknenin en tatlı, tüylü sakini “Evi kaybetti şaşkınlar, bir türlü bulamadık hâlâ” diye içinden geçirdiğini tahmin ediyoruz.
Limanlara yanaşınca ilk o zıplıyor karaya, yeni yerleri koklayıp keşfe çıkıyor, sanki “Burası da mı bizim ev?” diye merakla bakıyor.
Köpek ruhlu bir kedi resmen , etrafı kolluyor, havuzlukta nöbet tutuyor bizi koruyor gibi. Seyirlerde motor sesini pek sevmiyor ama hiç mızmızlanmıyor, sessizce hasır sepetinin içine kıvrılıp bizimle uyuklayarak seyir yapıyor. Tam bir deniz kedisi oldu artık.
Sanırım artık “Birlikteysek her yer ev” diye düşünmeye başladı o da.
Daha önce teknenizle yapmış olduğunuz Yunan Adaları ve İtalya kıyılarını kapsayan rotalarınızda sizi en çok etkileyen liman ya da an hangisiydi? Neden?

Bir sürü yer var tabi ama bazı anlar var ki daha özel. Mesela Yunanistan’da Korint Kanalı geçişimiz… O dar duvarların arasında tekne süzülürken sanki denizin kalbine giriyormuşuz gibi. Bir taraftan heyecanla fotoğraflar çekiliyor. Ben dümen tutuyorum, içimden “Biz gerçekten buradayız, hayal gibi ” diye düşündüm..
Ama en özellerinden Korfu Adası’ndaki o kale detayıydı. Bir yachtclub iskelesine yanaştık. Şehir merkezine gitmek için kalenin ve müzenin içinden geçiliyor, başka yol yok. Yemek ve alışverişe çıktık, döndüğümüzde kapılar kapanmış, müze boşalmıştı. Biz teknemizin adını söyledik ve Türkler için yapılmış olan o koca kalenin kapıları gecenin o vakti bizim için açıldı.
İtalya’da Katanya’da Etna Yanardağı’nın heybeti ve o volkanik kokusu… Adaya yaklaşırken şansımıza hava bulutsuz, açık ve net, duman gökyüzüne yükseliyor, koca dağ tren bacası gibi tütüyor, kükürt kokusu burnumuzu dolduruyordu. Korkutucu ama bir o kadar büyüleyici ve unutulmaz. Tabi pizza, dondurma ve makarnaları da öyle unutulmazdı..
Kadın bir yelkenci olarak denizcilik dünyasında karşılaştığınız ön yargılar oldu mu? Olduysa bunları nasıl aştınız?
Oldu tabi ki, hem de en baştan beri! Başlangıçta evi kapatıp marinaya taşındığımızda sadece “yenge” idim, o kadar. Hatta o kadar sinirime dokunmuştu ki sosyal medya hesabımı tepki niteliğinde kaptannaylinn olarak açmıştım. İnsanlar beni tanıdıkça yavaş yavaş “yenge”den kaptanlığa terfi ettirdiler zaten.
Kaş marinada, bir etkinlikte arkadaşlarımız bizi “Dünya turuna başladılar” diye birileriyle tanıştırdı. İlerleyen saatlerde müzik sesinden duymadığımızı sandılar ama aralarındaki “Daha ilk dalgada geri dönerler” konuşmasını net duymuştuk. O an içimden “Göreceksiniz bakalım” dedim, gülümsedim ama içten içe kızdım.

Ön yargılar boldu: “Dümen tutabilir misin?”, “Fırtınada ne yapacaksınız?” gibi laflar… Her düğümü kendim attım, her tamiri kendim yaptım, jelcoat ve fiber tamirini öğrendim, okyanus geçişlerinde nöbet tuttum. Dev dalgalar arasında “geri dönmedik”, aksine daha da güçlendik. Zamanla “Vay be, bu kadın sahiden kaptanmış” demeye başladılar.
Şimdi gülüyorum o günlere … “İlk dalgada geri dönerler” diyenler hâlâ oralarda mı bilmem ama biz hâlâ yelken açıyoruz. Çocuklarıma da özellikle kızıma bunu gösteriyorum: “Kadın her şeyi yapabilir, yeter ki hayal et, gerçekten iste, emek ver ve pes etme.”
Sosyal medya ve YouTube üzerinden deneyimlerinizi paylaşmanızın ardındaki motivasyon ne? İlham vermek mi, belgelemek mi, yoksa ikisi birden mi?
İkisi birden ama en başında belgelemekti her şey. Paylaşımlarıma “anı kütüphanesi” gibi baktım. Come Back günlerini, ailece denizdeki ilk kahkahaları, ilk yunuslarla seyrimizi, ilk balık yakalamamızı, koy koy gezerkenki mutluluğumuzu unutmamak için çekiyordum. Video’ları, fotoğrafları saklamak istiyordum, ileride dönüp bakınca “Vay be, bunları da yaşamışız” diyebilmek için.
Sonra fark ettim ki başkalarına da dokunuyor. Ben de sosyal medyada “korkunu yen, hayalini yaşa” adında bir kanal izleyerek cesaret bulmuştum . “Olabilir mi ki?” diye düşünürken o “Evet, oluyor’’u gösteriyordu. Ben de “İnsanlar bizim gerçek hikayemizi görsün, mümkün olduğunu bilsin” istedim. Karada sıkışmış biri, bir deniz insanı video’larımıza bakıp “Ben de yapabilirim” desin diye paylaşımlar yaptım.
YouTube video’ları hayli vakit alıyordu, öyle ki hayata zaman bırakmıyor tüm günümü alıyordu. Uzun süredir ihmal ettim açıkçası. Ama Instagram’a devam ediyorum. Çünkü orada hızlıca o anı paylaşmak daha kolay oluyor.
Uzun süreli Dünya turu seyirlerinde motivasyonu ve zihinsel dayanıklılığı korumak en az teknik bilgi kadar önemli. Siz bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Uzun seyirlerde motivasyon düşebiliyor tabi. Dalga vuruyor, yorgunluk birikiyor, seyirler uzuyor… Ama benim için en büyük dayanak, ailemiz.
Günlük küçük şeyler ayakta tutuyor beni. Mesela sabah denizi seyrederek havuzlukta kahve içmek, Pati’yle kucaklaşıp mırıltısını dinlemek, Defne’yle yemek yapmak, Uğur’la balık tutup kahkaha atmak, Cem’le göz göze gelip “Biz bunu yapıyoruz ya” diye gülümsemek. Bir gün batımı, bir kahkaha, bir “teşekkür ederim” hissi… Zor anlarda (herhangi beklenmeyen bir arızada ya da hava yükseldiğinde) içimden “Bu da geçecek, geçecek ve biz beraber geçireceğiz” diyorum. Hepsi küçük ama inanılmaz etkili. Zihinsel dayanıklılık teknikten daha çok duygu işi bence, birbirimizi dolduruyoruz. Sonuçta ailece bir hayali yaşıyoruz.

Denizle iç içe bir yaşamın romantik olduğu kadar zor tarafları da var. Pek konuşulmayan ama bilinmesi gereken gerçekler neler?
Romantizm var evet; gün batımları, masmavi sular, balıklar, dalışlar, özgürlük… Ama gerçek hayat teknede çok daha zorlayıcı. Pek konuşulmayan gerçekler de var, bunları da paylaşayım ki hayal kırıklığı olmasın.
Koca deryanın üstündesin ama tatlı suyun kısıtlı. Uzun süre böyle yaşayınca insan “Bir sıcak duş ne kadar lüksmüş” diye düşünüyor. Çamaşır ve bulaşığını elde yıkıyorsun, makinenin lüksünü özlüyorsun.
Sağlık riski korkutucu: en yakın doktor bazen yüzlerce mil uzakta. Bir diş ağrısı, küçük bir enfeksiyon, yaralanma… Hepsi “ya kötüleşirse” diye tedirgin ediyor.
Her şey nemli, elektronik aletler bozuluyor, teknenin her köşesi küflenebiliyor. Temizlik bitmiyor, bir şey tamir ediliyor derken başka bir şey bozulabiliyor.
Gece hava artarsa ya da fırtına çıkarsa uyanık kalıyorsun, nöbet tutuyorsun. Uyku bölük pörçük oluyor. Şişme bot ve motoru genelde problem çıkartmaya yatkın, her seferinde “yine mi?” diyorsun.
Bunlar romantik fotoğraflarda görünmüyor ama bunlar da tekne yaşantısının parçası.
Önümüzdeki yıllar için pusulanız nereyi gösteriyor? Yeni rotalar mı, yeni projeler mi, yoksa daha derin bir sakinlik mi?
Başkalarına “Sen de yapabilirsin” diye ilham vermek istiyorum, o yüzden belki paylaşımlarımı daha çok büyütürüm… Ama acelemiz yok, rüzgar ne gösterirse oraya.
Önemli olan ailece birlikte olmak, hayali yaşamaya devam etmek. Şu an Martinique’teyiz, Le Marin’de. Kuzeye tırmanmaya devam edeceğiz. Bahamalara kadar kuzey, sonra batıya doğru kıracağız düzenimizi Küba, Meksika. Önümüzdeki fırtına sezonunda Guatemala’da olmayı planlıyoruz, yeni ülkeler, yeni kültürler, yeni keşifler. Zaman ne getirirse hayırlısıyla gelsin.
İçimizde yolculuğun başında Türkiye’den ayrılırken ki o heyecan hâlâ capcanlı. Pusulamız özgürlüğü gösteriyor, gerisi rüzgarla gelecek.

Bu ilham verici yolculuğunuzun hikâyesini tüm içtenliğiyle bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Cesaretiniz, emeğiniz ve denize duyduğunuz sevgi, Mavi Serüven’i sadece bir rota değil, ilham veren bir yaşam biçimine dönüştürüyor. Rüzgârınız daim, pusulanız özgürlüğü göstersin.
Röportaj: Banu Demir / Yelkencinin Gazetesi
Fotoğraflar: Aylin Tüfekçi Arşivi
Yayınlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.