Yelkencilik camiasında tanınan bir kişisiniz. Biraz kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Hüseyin Ergin Özdem. Tekirdağ doğumluyum. Eğitimciyim. Meslek hayatım boyunca farklı alanlarda kendimi geliştirmeye önem verdim. Eğitimciliğin yanında sosyoloji ve hukuk alanlarında lisans eğitimlerimi tamamladım, yazılım alanında da çalışmalarımı sürdürdüm. Eğitim yöneticiliğinin yanı sıra teknoloji ve yazılım projeleri geliştirmeye devam ediyorum.
Yaklaşık 20 yıldır yelken sporunun içerisindeyim. Sporculuk ve antrenörlük yaptıktan sonra hakemlik kariyerime yöneldim. Bugün ulusal ve uluslararası organizasyonlarda başhakem ve yarış görevlisi olarak görev alıyor, aynı zamanda Tekirdağ Yelken İl Temsilcisi olarak çalışmalar yürütüyorum.
Türkiye Yelken Federasyonu'nun antrenör eğitimlerinde eğitici olarak görev yapıyor, yarış kuralları, yarış organizasyonu ve yarış yönetimi konularında eğitimler veriyorum. Bunun yanında Azerbaycan Yelken Federasyonu'nun davetiyle ülkedeki ilk hakem eğitimlerinin verilmesinde görev aldım ve yeni hakemlerin yetişmesine katkı sağlıyorum.
Yelkenciliğe nasıl karar verdiniz?
Aslında yelkenciliğe karar veren ilk kişi babam olmuş diyebilirim. Denizle iç içe bir ortamda çalışıyordu ve her gün yelken yapan çocukları izliyormuş. Bir gün benim de bu sporla tanışmam gerektiğine karar vermiş. Daha sonra bir yaz günü beni kulübe götürdü ve yelkenle tanışmamı sağladı.
Sonrasında deniz, rüzgâr ve yarış atmosferi beni öylesine etkilemişti ki yelken, hayatımın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. O gün başlayan serüven yıllar içinde sporculuğa, antrenörlüğe ve bugün hâlâ büyük bir tutkuyla sürdürdüğüm hakemliğe dönüşmüş oldu.
Yelkenciliğe ne zaman, nerede ve nasıl başladınız?

Yelkenciliğe yaklaşık 7 yaşındayken Tekirdağ’da başladım. Babam bir devlet kurumunda çalışıyordu. İş yeri denize sıfır bir konumdaydı ve hemen yanında bir yelken kulübü bulunuyordu. Babam her gün denize açılan çocukları ve tekneleri görüyormuş. Bir gün "Benim oğlum da bu sporu yapmalı" diye düşünmüş. Öğle arasında eve gelip beni aldı ve kulübe götürdü.
O gün hayatımın yönünün değişeceğini bilmiyordum. Aynı gün kulübün kurucularından ve ilk antrenörüm olan Kasım Uzel ile tanıştım. Kasım Uzel, yelkencilik yolculuğum boyunca bana rehberlik eden ve bu sporu sevmemde büyük pay sahibi olan insanlardan biri oldu.
Bugün yelkencilik adına bulunduğum noktada emeği olan en önemli kişilerden biridir. Sporculuk, antrenörlük ve daha sonra hakemlik süreçlerimde onun katkılarını her zaman hissettim. Ne yazık ki artık aramızda değil. Ancak yetişmesine katkı sunduğu sporcuların başarılarında, yelken camiasına kazandırdığı değerlerde ve bıraktığı güzel izlerde yaşamaya devam ediyor. Bu vesileyle ilk antrenörüm Kasım Uzel’i saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
O gün başlayan serüven yıllar içinde sporculuk, antrenörlük ve hakemlikle devam etti. Bugün geriye dönüp baktığımda, babamın beni kulübe götürdüğü o günün ve Kasım Uzel ile tanışmamın hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu düşünüyorum.
Bugüne kadar yelkencilikte sizi en çok etkileyen ve hayata bakışınızı değiştiren şey nedir?
Yelkencilik bana doğaya karşı değil, doğayla birlikte hareket etmeyi öğretti. Rüzgârı değiştiremezsiniz, denizi durduramazsınız. Ancak şartları doğru okuyabilir ve doğru karar verebilirsiniz. Bu durum aslında hayatın kendisine de çok benziyor.
Yelken bana sabrı, disiplini, kriz anlarında sakin kalmayı ve doğru zamanda doğru karar vermeyi öğretti. Bugün iş hayatımda ve günlük yaşamımda kullandığım birçok beceriyi yelken sayesinde kazandığımı düşünüyorum.
Yurdumuzda yelkenciliği nasıl buluyorsunuz ve gelişmesi için neler önerirsiniz?
Türkiye, yelken sporu açısından çok büyük bir potansiyele sahip bir ülke. Üç tarafımız denizlerle çevrili ve çok değerli kulüplerimiz, sporcularımız ve antrenörlerimiz var. Son yıllarda uluslararası başarılarımız da artıyor.
Ancak gelişimin önündeki en önemli engellerden biri ekonomik koşullar. Yelken ekipmanlarının büyük bölümü yurt dışından geliyor. Teknelerden yelkenlere, direklerden ekipmanlara kadar birçok malzeme döviz üzerinden satın alındığı için maliyetler oldukça yüksek. Bu durum aileleri, sporcuları ve kulüpleri zorlayabiliyor.
Yelkenciliğin gelişmesi için daha fazla çocuğun denizle buluşturulması, kulüplerin desteklenmesi, yerli üretimin teşvik edilmesi ve sponsorluk sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca yelken sporunun okullarla daha fazla iş birliği içerisinde olması gerektiğine inanıyorum.
Yabancı yelkenciler ile Türk yelkencileri yelkencilik açısından mukayese eder misiniz?

Türk sporcularının mücadele gücü, çalışma azmi ve zor şartlara uyum sağlama becerileri oldukça yüksektir. Yurt dışındaki sporcuların en önemli avantajı ise daha sistemli ve uzun vadeli bir eğitim programı içerisinde yetişmeleri, kulüp ve federasyon yapılarının daha güçlü desteklenmesidir.
Ancak Türk sporcularının yetenek açısından hiçbir eksikliği olmadığını düşünüyorum. Hatta birçok sınıfta Türk sporcular dünya sıralamalarında en üst seviyelerde yer alabilecek kapasiteye sahiptir. Bunun bir görüşten öte somut bir gerçek olduğunu da elde edilen başarılar göstermektedir. Son yıllarda kazanılan Dünya Şampiyonlukları, Avrupa Şampiyonlukları ve uluslararası dereceler Türk yelkencilerinin Dünya standartlarında mücadele ettiğinin en önemli kanıtıdır.
Bunun yanında Türk antrenörleri de Dünya standartlarında bilgi ve tecrübeye sahip. Bugün birçok Türk antrenör uluslararası arenada saygı görmekte ve sporcularını Dünya ve Avrupa şampiyonluklarına taşımaktadır. Sporcularımızın başarılarının arkasında büyük emek veren çok değerli antrenörlerimiz bulunmaktadır.
Bugün Türk sporcuları Dünyanın en güçlü yelken ülkelerinin sporcularıyla aynı parkurda yarışıp kürsüye çıkabilmekte ve şampiyonluklar kazanabilmektedir. Bu nedenle Türk yelkenciliğinin geleceğine son derece umutla bakıyorum.
Hangi yarışlara katıldınız, yarışlardaki göreviniz nedir?

Yaklaşık 20 yıllık hakemlik kariyerimde ulusal ve uluslararası birçok yarışta görev aldım. Optimist, ILCA, Techno 293, iQFoil, Funboard, Formula Kite, Formula Wing, 420, 470, 29er ve RS Feva gibi birçok sınıfta yarış yönettim.
Kariyerimde beni en çok gururlandıran görevlerden bazıları Dünyanın en önemli gençlik yelken organizasyonlarından biri olan Optimist Avrupa Takım Şampiyonası'nda başhakem olarak görev yapmak, Techno 293 Dünya Şampiyonası'nı yönetmek ve Funboard Avrupa ile Dünya Şampiyonaları'nı yönetmek olmuştur.
Türkiye dışında İtalya, Bulgaristan, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Hırvatistan, Yunanistan ve İspanya başta olmak üzere birçok ülkede düzenlenen uluslararası organizasyonlarda görev aldım. Bu yarışlarda ülkemizi temsil etmek benim için her zaman büyük bir gurur kaynağı olmuştur.
Yarış yönetiminin yanında eğitim faaliyetlerinde de görev alıyorum. Azerbaycan Yelken Federasyonu'nun davetiyle ülkedeki ilk hakem eğitimlerinin verilmesinde görev aldım. Azerbaycan'da hakemlik sisteminin oluşturulması ve yeni hakemlerin yetiştirilmesi çalışmalarında eğitici olarak yer almak benim için ayrı bir gurur kaynağıdır.
Aynı zamanda Tekirdağ Yelken İl Temsilcisi olarak görev yapıyorum. Bunun yanında Türkiye Yelken Federasyonu'nun düzenlediği antrenör eğitimlerinde eğitici olarak dersler veriyor, yarış kuralları ve yarış organizasyonu konularında yeni nesil antrenörlerin yetişmesine katkı sağlamaya çalışıyorum.
Yarışlar sırasında hiç tehlike atlattınız mı?
Elbette. Yelken doğrudan doğa şartlarıyla yapılan bir spor olduğu için zaman zaman çok sert hava koşullarıyla karşılaşabiliyoruz.
Unutamadığım olaylardan biri İstanbul'da görev yaptığım bir yarış sırasında yaşandı. Yarış devam ederken hava şartları çok kısa süre içerisinde değişti ve yaklaşık 56 knot'a ulaşan çok şiddetli bir rüzgârla karşı karşıya kaldık. Bu seviyedeki bir rüzgâr özellikle genç sporcular için ciddi risk oluşturabilecek bir durumdu.
O an, yarış yönetimi olarak saniyeler içerisinde karar almak zorundaydık. Tüm ekibimizle koordineli şekilde hareket ederek güvenlik planlarını devreye soktuk, destek botlarını yönlendirdik ve sporcuların güvenliğini öncelik haline getirdik. Çok hızlı ve doğru kararlar sayesinde tüm sporcuların can güvenliği sağlandı ve herhangi bir ciddi yaralanma yaşanmadan süreç başarıyla yönetildi.
Bu olay bana bir kez daha yelken sporunda en önemli konunun yarışmak değil, güvenlik olduğunu gösterdi.
Yelkenci olabilmek için bir insanın hangi özelliklere sahip olması gereklidir?
Öncelikle sabırlı, disiplinli ve öğrenmeye açık olmak gerekir. Yelken sadece fiziksel güçle yapılan bir spor değildir. Aynı zamanda strateji, analiz, doğayı okuma ve hızlı karar verme becerisi gerektirir.
İyi bir yelkenci rakibine, kurallara, ekip arkadaşlarına ve doğaya saygı duymalıdır. Yelken insanın karakter gelişimine çok önemli katkılar sağlayan bir spor dalıdır.
Yeni başlayacak olanlara tavsiyeniz nedir?
Yeni başlayacak gençlere ve çocuklara en büyük tavsiyem sabırlı olmalarıdır. İlk başlarda zor gibi görünen birçok şey zamanla keyif vermeye başlar. Denizle bağ kurduğunuzda yelken sadece bir spor olmaktan çıkar ve hayatınızın önemli bir parçası haline gelir.
Ailelere de çocuklarını yelkenle tanıştırmalarını tavsiye ediyorum. Yelken; özgüven kazandıran, sorumluluk duygusunu geliştiren, doğaya saygıyı öğreten ve bireyin hem fiziksel hem de zihinsel gelişimine katkı sağlayan çok özel bir spor dalıdır.
Röportaj: Yelkencinin Gazetesi
Fotoğraflar: Hüseyin Ergin Özdem Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.