20 Temmuz 2017 - Perşembe
Sabah üç buçukta balıkçı gırgırının mürettebatı gelmiş. Bizim palamarları çözüp teknelerimizi arkaya kaydırıp, koca motorlarını harıl horul çalıştırıp, çıkmışlar. Ama benim horultular onların motorundan daha güçlü çıktı. Sonradan Erol Ağabey halatları ayarlarken uyandırıldım. “İyi iyi, bir şey olmamış” diyerek elimden geleni yapmış olmanın rahatlığıyla yattım yine uyudum.
Sabah interneti yakalayıp, hava raporlarını almak ve Marineros Seyir Defterini göndermek için bütün limanı köşe bucak dolaştım. Posseidon ve Windguru, “Eh işte, iyi gidin bakalım” diyordu ama internet çeken yeri bulmama rağmen seyir defteri gönderilemedi.
Kahvaltıdan sonra Erol Kaptan, Doğaç ve ben buz, tüp, ekmek takviyesi yapıp Ocaklar Koyu’na niyet ederek ayrıldık. Poyraz sert, dalga frişka ama pupa seyri olunca oh. Ocaklar’da barınak olmadığını haritalardan görüyorduk ama poyrazda rüzgar altı olduğundan orada yüzme molası verecektik. Her zamanki gibi limandaki hesap denize uymadı. Yine hiç hesapta olmayan civarına (kıyıdaki tepelerden, dağlardan inen rüzgar)… Dalgalar kafadan, serpinti ıslatıyor ve bildiğin soğuk. Biz inatla Ocaklar Koyu’na yüzmeye gidiyoruz. Gittik, Erol Ağabey demir attı. Ben ona bağlandım. Üşüdüğü için kamaradan çıkmayan Deniz, çıkıp “Ne oluyor?” dedi. “Yüzmeye geldik” dedik. Hemen kamaraya kaçtı. Hepimiz mont ya da rüzgarlıklaydık. Kimsenin yüzme isteği yoktu ama olsundu. Geldik, gördüktü. Demir alıp, Erdek’e yola çıktık.
Bu civarnaları kitaplarda okurdum ama dümen tutarken gerçekten çok gıcık oluyorlar. Sürekli yön değiştiren bir rüzgar… Dalgalar insanı hem ıslatıyor hem kızdırıyor. Deniz, kamaradan çıkmıyor, Doğaç arkada telefonunda müzik dinliyor, oyun oynuyor. Oh hayat bana güzel…

Erdek Limanı
Sonunda yine sallan yuvarlan Erdek’e geldik. Belediye görevlisi Ömür bizi yan yana iki tonoza bağladı. Geldik geldik de koca Sahil Güvenlik’in dibine yanaştık. “Şuana kadar onlar bize yanaşmayınca, biz onlara yanaşalım bari.” demedik tabi. Kimse kimseye yanaşmasın. Fazla samimiyete gerek yok.
Belli ki burası şıkır şıkır bir tatil yeri. Kafeler, restoranlar ve bir sürü insan. Peki biz ne yaptık? Bağlanır bağlanmaz bütün mürettebat uyudu. 24 saat yol geldik ya ondan! Ben de burnumun dibinde yürüyen kara insanlarını saymaya çalışırken uyumuşum. Rüzgar yok, hava sıcak. Pişiyoruz. Sabah üşü, öğleden sonra piş… Ne oluyoruz ya? Sonra Deniz’le çıkıp, Erdek’e asıl geliş sebebimiz olan banka işlerini hallettik. Bir sürü para yatırıp, “Oh be rahatladık” dedik.
Akşam üzeri tayfa, çarşı gezmesine çıktı. Biz de Erol Ağabeyle limandaki bütün tekneleri tek tek inceleyip, yelkenliler hariç, hepsinde bir sürü kusur bulduk. Bizde de yelkenli yok ama olsun. Almaya karar verdik ya, ondan.

Erdek Çarşı İçi

Yanımızdaki
Günün faciası akşam yemeğinde yaşandı. Ne güzel yemeğimizi yiyip, sohbet ederken Şeyda ortaya değişik bir pasta çıkarmaz mı? Sonra ortaya değişik bir mum yakılmaz mı? Sonra eşek ben “Ne oluyor, kimin nesini kutluyoruz?” demem mi? Deniz de “Yirmi yedinci yıl dönümümüz” demez mi? Yer yarılsa da içine girsemdi ama yer yoktu. Erol Ağabeyimin teknesinin dibini de yarmaya gerek yoktu. Neyse kalabalıkta pişkin pişkin atlattık.
21 Temmuz - Cuma
Böyle bir tatil yeri bizi biraz mayıştırdı mı ne? Sabah sekizde uyandık. Keyif kahvaltısı, mazot, su, buz takviyesi derken çıkışımız 11.00’i geçti. Oysa raporlar poyrazı öğleden sonra biraz sert veriyordu. Rota, Paşalimanı Adası. Narlı’ya kadar poyraz bizi etkilemez hesabı yapıyorduk. Bir gecede civarnaları unutmuştum. Sonra neredeyse yol boyunca, karanın coğrafi yapısının nasıl rüzgar ve dalga yönünü etkilediğini anlamaya çalıştım ve buldum. Ama şimdi burada bu konuyu detaylandırmaya gerek yok. Sıkıcı olur. Bir de anlatamam. Çok şekil çizmem lazım. Emin olmak için birkaç kez o rotayı gidip gelmek lazım. Zaman yok. Kimseye “ Ben civarnalarla uğraşacağım. Siz tatilinize devam edin.” diyemem.
Ocaklar’ı da geçince iyice poyraz bastırdı. Sancak baş omuzluktan fena tokatlıyor. Islanmamak için bütün tenteleri kapattım. Yine Deniz ve Doğaç uyuyor. Poyrazın video’sunu çekmeye çalıştım ama o sallantıda dümen tutarken çekemedim. Teknemin uygunsuz yerlerini çekmişim.

Tuzla Köyü, Paşalimanı Adası
Paşalimanı Adası, Tulza Köyü Barınağı’na ulaştık. Poyraz’a açık bir koyda ama barınağı iyi gibi gelmişti. Karaya bağlandık. Ancak burada poyraz değil Arabistan rüzgarları esiyor.
Yüzümüze bakan yok. Küçücük bir köy. Erol Ağabeyle çevre incelemesi için kahveye gittik. Çaycı bile yüzümüze bakmıyor. Etrafımızda bir sürü tuhaf tip. Tırsıp, kimseyle konuşmadan teknelere döndük. O hava da oradan ayrılıp, sallan yuvarlan Paşalimanı Adası'nın güneybatı tarafındaki Balıklı Köyü’ne gittik. Burada barınak yok ama poyrazda rüzgar altı olduğu için kıçtan kara olacağız. Demir attım, dalarak dibi kontrol ettim. Her şey mükemmel. Dip kumluk. Koltuk halatını aldım, kıyıdaki bir yazlığın bahçe duvarındaki bir halkaya bağlayacağım.

Balıklı Koyu
Evden bir kadın çıktı burası onun evinin
Kadın “Bizim de duvarımızda o halkalardan vardı ama kuma gömüldü” dedi ve bahçe çapasını alıp, o yaşlı haliyle kumu kazarak, halkaları ortaya çıkardı. Oraya bağlandık ve kumsalda güzel bir gece geçirdik.

Duvarına bağlandığımız köy evi
Devam Edecek…
Konuk Yazar: Yavuz Çetin
Fotoğraflar: Yavuz Çetin Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.