Yelken sporunun içerisinde yaklaşık yirmi yıldır hakem olarak yer alan biri olarak bugüne kadar çok farklı organizasyonlarda, farklı görevlerde bulunma fırsatım oldu. Ancak uluslararası organizasyonların benim için her zaman ayrı bir anlamı vardır. Çünkü böyle şampiyonalarda yalnızca sporcular yarışmıyor. Ülkelerin sporcu yetiştirme kültürlerini, antrenörlük sistemlerini, yarış organizasyonlarını ve yelkene yaptıkları yatırımların sonuçlarını da aynı parkur üzerinde görme fırsatı buluyorsunuz.
Bu kez adresimiz Yunanistan’ın önemli yelken merkezlerinden Volos’tu.
10-13 Eylül tarihleri arasında düzenlenen 54. Balkan Yelken Şampiyonası’nda jüri üyesi olarak görev yaptım.

Volos’ta zorlu başlangıç
Şampiyonanın ilk günü, yelkencilerin ve yarış kurulunun sabrını sınayan bir gün oldu.
Rüzgâr yaklaşık 5-6 knot seviyelerindeydi. Hafif ve değişken şartlar özellikle Optimist filosunda start’ları oldukça kritik hale getirdi.
Kalabalık filolarda hafif havada start hattında yer bulmak her zaman kolay değildir. Sporcular bir taraftan mümkün olan en avantajlı noktadan start vermeye çalışırken diğer taraftan erken start riskini yönetmek zorundadır. Nitekim ilk gün bunun örneklerini fazlasıyla yaşadık.
Start’larda U Bayrak uygulamasına rağmen filonun hattı zorlaması sonucunda genel geri çağırmalar yaşandı. Yarış kurulunun daha sonra Kara Bayrak prosedürüne geçmesiyle birlikte start disiplini çok daha belirleyici hale geldi.
Kara Bayrak altında yapılan start’larda kural ihlali yapan sporcular için BFD (Black Flag Disqualification) sonuçları da ortaya çıktı.
Yelkende sonuç kâğıdında gördüğümüz üç harfin arkasında bazen bir sporcunun bütün yarış stratejisini değiştiren saniyeler vardır. Özellikle böylesine önemli bir şampiyonada start hattında yapılacak küçük bir hata, günün hatta şampiyonanın genel sıralamasını etkileyebilir.
Türk Optimist filosundan dikkat çekici tablo
Şampiyonada beni en fazla mutlu eden konulardan biri kuşkusuz Türk sporcularımızın performansıydı. Optimist sınıfında sporcularımızın filonun ön grubunda yoğun biçimde yer alması son derece dikkat çekiciydi.
Yarışların ilerleyen bölümünde genel sıralamanın 2., 3., 4., 5. ve 6. basamaklarında Türk sporcularını görmek, ortaya çıkan başarının tek bir sporcunun bireysel performansından çok daha fazlasını ifade ettiğini gösteriyordu.
Kızlar kategorisinde ise ilk iki sırada Türk sporcularımızın bulunması ayrıca gurur vericiydi.
Bir ülkenin sporcularının uluslararası bir organizasyonda ön sıralarda bu kadar yoğun şekilde yer alması, üzerinde özellikle durulması gereken bir durum. Çünkü bir sporcunun başarısını yetenek, çalışma ve doğru bir hazırlık süreciyle açıklayabilirsiniz. Ancak aynı filoda çok sayıda sporcunun ön grupta bulunması, arka planda daha geniş bir sporcu yetiştirme kültürünün oluşmaya başladığını gösterir.
Bu başarı yalnızca denizde kazanılmıyor
Volos’taki tabloya bakarken bir noktanın altını özellikle çizmek gerektiğini düşünüyorum.
Bir sporcu finiş hattını tek başına geçer. Sonuç listesinde de yalnızca onun adı yazar. Fakat o sporcuyu o start hattına getiren yolculuk hiçbir zaman tek kişilik değildir. Bu nedenle elde edilen başarıları değerlendirirken Türkiye Yelken Federasyonunun, milli takım antrenörlerimizin, kulüplerimizin ve kulüp antrenörlerimizin ortaya koyduğu emeği görmezden gelmemek gerekir.
Federasyonun milli takım yapılanması içerisinde sporcularımızın uluslararası organizasyonlarda daha fazla tecrübe kazanmasına yönelik çalışmalarının karşılığını, böylesi şampiyonalarda parkurun üzerinde görmek mümkün. Ancak bu yapının temelinde kulüplerimiz bulunuyor.
Türkiye’nin farklı şehirlerinde, çoğu zaman büyük fedakârlıklarla faaliyetlerini sürdüren yelken kulüplerimiz çocuklarımızı denizle tanıştırıyor. O çocukların ilk kez bir optimist teknesine binmesinden yarışmayı öğrenmesine, bölgesel yarışlardan Türkiye Şampiyonalarına ve nihayetinde milli takıma uzanan yolculuğun çok büyük bölümü kulüplerde şekilleniyor. Bu noktada kulüp antrenörlerimizin hakkını ayrıca teslim etmek gerekiyor.
Bir yelken antrenörünün emeği yalnızca antrenman saatlerinden ibaret değildir

Sabah erkenden tekne hazırlamak, saatlerce denizde sporcuları takip etmek, yarış sonrasında yapılan hataları tekrar tekrar anlatmak, kötü geçen bir yarışın ardından bir çocuğu yeniden motive etmek ve bazen yıllarca aynı sporcunun gelişimini sabırla takip etmek bu işin görünmeyen tarafıdır. Sonrasında o sporcu milli takıma geldiğinde bayrağı milli takım antrenörlerimiz devralıyor
Farklı kulüplerden gelen başarılı sporcuları aynı takım kültürü içerisinde buluşturmak, uluslararası rekabete hazırlamak ve böylesine önemli şampiyonalarda performanslarını en üst seviyeye taşımak da ayrı bir tecrübe ve sorumluluk gerektiriyor.
Volos’ta gördüğümüz mücadelede milli takım antrenörlerimizin emeğinin ve sporcularla kurdukları birlikteliğin izlerini görmek mümkündü. Dolayısıyla ortaya çıkan tabloyu yalnızca birkaç günlük bir şampiyonanın sonucu olarak değerlendirmiyorum.
Bu başarı; federasyonun oluşturduğu yapının, milli takım antrenörlerinin tecrübesinin, kulüplerimizin yıllara yayılan emeğinin, kulüp antrenörlerimizin özverisinin ve elbette sporcularımızın çalışmasının ortak ürünüdür. Bir de çoğu zaman kameraların arkasında kalan aileler var. Çocuklarını yıllarca antrenmanlara ve yarışlara taşıyan, maddi ve manevi fedakârlık yapan, iyi sonuçlarda sevincini paylaşırken kötü sonuçlarda yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olan anne ve babaların da bu hikâyede önemli bir payı olduğunu unutmamak gerekiyor.
Bir madalyanın ön yüzünde sporcunun adı yazabilir. Arka yüzünde ise ona emek veren çok büyük bir yelken ailesinin izi vardır.
Parkurun dışından bakınca…
Bir yarış hakemi olarak organizasyonları çoğu zaman sporculardan biraz farklı izliyoruz.
Sporcu için yarış, start’tan finişe kadar geçen süredir. Bizim açımızdan ise yarış, bundan çok daha önce başlar ve çok daha sonra sona erer. Start hattının kurulması, parkurun hazırlanması, rüzgâr değişimlerinin takip edilmesi, yarışın adil şartlarda devam edip edemeyeceğinin değerlendirilmesi, finişler ve gerektiğinde protesto ile düzeltme taleplerinin görüşülmesi… Bütün bunların ortak amacı aslında son derece basittir: Denizde kazananın gerçekten en iyi yarışan sporcu olmasını sağlamak. Jürinin görevi de yarışın görünmeyen fakat son derece önemli parçalarından biridir.
Verilen her kararın arkasında yarış kuralları vardır. Ancak özellikle genç sporcuların yarıştığı organizasyonlarda yalnızca kuralları bilmek yeterli değildir. O kuralın neden var olduğunu ve adil yarışın nasıl korunacağını da doğru değerlendirmek gerekir. Uluslararası organizasyonlarda farklı ülkelerden hakemlerle aynı kurul içerisinde çalışmak bu nedenle benim için ayrıca değerlidir. Aynı olaya farklı tecrübelerden gelen insanların nasıl baktığını görmek, yıllardır yaptığınız bir işte dahi öğrenmeye devam ettiğinizi size yeniden hatırlatıyor.
Bir kuşağın yükselişini izlemek

Optimist, yelken sporunun en önemli başlangıç sınıflarından biri. Bugün Optimist’te yarışan çocukların bir bölümü, birkaç yıl sonra farklı sınıflarda Türkiye’yi temsil edecek. Belki içlerinden bazılarını ileride Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında, hatta olimpiyat parkurlarında izleyeceğiz. Bu nedenle Optimist’teki başarıya yalnızca bugünün madalyası olarak bakmamak gerekiyor. Asıl değerli olan, uluslararası seviyede yarışmayı öğrenen bir sporcu kuşağının yetişiyor olması.
Volos’ta Türk sporcularının start hattındaki özgüveni, parkur içerisindeki mücadeleleri ve ön sıralardaki yoğunluğu bana bu açıdan umut veren bir tablo sundu.
Aynı denizin çocukları
Balkan Şampiyonalarının ayrıca farklı bir ruhu olduğuna inanıyorum. Türkiye, Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri tarih boyunca aynı denizleri paylaşmış ülkeler. Karada sınırlarımız var ama denize çıktığınızda rüzgârın milliyeti yok.
Aynı rüzgâr hepimizin yelkenini dolduruyor.
Start işareti verildiğinde sporcular ülkeleri adına mücadele ediyorlar; yarış bittikten sonra ise aynı iskelede teknelerini topluyor, birbirleriyle konuşuyor ve yeni arkadaşlıklar kuruyorlar. Sporun en güzel taraflarından biri de sanırım tam olarak burada ortaya çıkıyor: Rekabet ile dostluğun aynı anda yaşanabilmesi…
Volos’tan geriye kalan
Benim için 54. Balkan Yelken Şampiyonası’ndan geriye yalnızca yarış sonuçları kalmadı. Hafif rüzgâr altında uzun bekleyişler, zor start’lar, U Bayraklar, Kara Bayraklar, jüri değerlendirmeleri, denizde geçirilen uzun saatler ve elbette Türk sporcularımızın parkurdaki mücadelesi… Hepsi bu şampiyonanın hafızamda kalan parçaları oldu. Fakat Volos’tan ayrılırken aklımda en fazla kalan görüntü, genel sıralamanın üst bölümündeki Türk bayraklarıydı.
Uzun yıldır yelkenin farklı taraflarında bulunuyorum. Bu süre içerisinde çok sayıda sporcu gördüm; Optimist’te küçücük tekneleriyle yarışmaya başlayan çocukların yıllar içerisinde büyüyüp milli sporcu olduklarına, antrenörlüğe başladıklarına, hatta yelken sporunun farklı alanlarında sorumluluk üstlendiklerine şahit oldum. Bu nedenle bugün parkurda gördüğümüz çocuklara baktığımda yalnızca bugünün yarışçılarını görmüyorum. Türk yelkenciliğinin yarınını görüyorum. Ve bu yarının oluşmasında emeği bulunan Türkiye Yelken Federasyonumuza, milli takım antrenörlerimize, sporcularımızı yetiştiren kulüplerimize ve kulüp antrenörlerimize, ailelerimize ve en önemlisi ay-yıldızlı formayı taşıyan genç sporcularımıza kendi adıma teşekkür etmek istiyorum. Çünkü yelken bireysel yapılan bir spor gibi görünse de büyük başarıların arkasında her zaman büyük bir ekip vardır. Volos’taki 54. Balkan Yelken Şampiyonası da bunun güzel örneklerinden biri oldu.
Rüzgârları kolayına, yolları açık olsun.
Konuk Yazar: H. Ergin Özdem / Milli Yelken Hakemi
Tekirdağ Yelken İl Temsilcisi
Fotoğraflar: H. Ergin Özdem Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.