Denizle İç İçe Bir Hayat

Deniz ile küçük yaşlardan beri haşır neşir olan Aytaç Karasu Aksoy, gerçekleştirdiğimiz röportajda yelkenciliğin Türkiye’deki durumundan, Türkiye’deki ve yurt dışındaki yelkencilerden ve yelkenciliğin insan hayatına kattıklarından bahsetti.

Fotoğraf: Osman Uğur

 Aytaç Karasu Aksoy’u tanıyalım.

İstanbul’un Ümraniye ilçesinde İnkılap Mahallesi muhtarıyım. Mali müşavirim. Özellikle gemi inşa sektöründe faaliyet gösteren yabancı şirketlerin muhasebe ve mali süreçleri üzerine çalışıyorum. Bunun yanında uzun yıllardır sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum ve hayvan gönüllüsüyüm. Yelken yarışlarında bowman olarak görev alıyorum.

Yelkenciliğe nasıl karar verdiniz?

Deniz kenarında büyümüş bir çocuk olarak yelkencilik yapmam çok da şaşılacak bir şey değil. Şaşılacak olan, yelkene neden bu kadar geç başladığım. Öncesinde uzun yıllar yüzdüm, dalış yaptım, sörf yaptım, su sporlarının pek çok çeşidi ile ilgilendim. Fakat sıra bir türlü yelkene gelmemişti.

Uzun bir süre başlamayı isteyip herhangi bir girişimde bulunmadım. Sonra eşim bana doğum günü hediyesi olarak bir yelken eğitimi aldı. İlk dersten sonra bırakırım diye düşünüyordu. 😊 Ama öyle olmadı. Sahnenin tozu, teknenin tuzu… Deneyimledikten sonra bir daha vazgeçilemiyor. Hep aklımda. Yarışmadığım anlarda bile gelecek yarışı düşünüyorum. Değişen hava koşullarına uyumlanmak için verilen mücadele ve kendimle ilgili, kapasitemle ilgili yeni keşifler yapmak beni çok etkiliyor.

Yelkenciliğe ne zaman, nerede ve nasıl başladınız?

Yelkenciliğe 7 yıl önce başladım. Temel eğitimimi Ahmet Köroğlu’ndan aldım. Halen Bosphorus Sailing Academy bünyesinde eğitim almaya devam ediyorum. Bir yandan da Beymen Club Sailing Team’in bir parçası olarak yarışlarda yer alıyorum. Ve yaptığım işten inanılmaz keyif alıyorum.

Bugüne kadar yelkencilikte sizi en çok etkileyen ve hayata bakışınızı değiştiren şey nedir?

Yelkencilik bana sabretmeyi ve vazgeçmemeyi öğretti. Denizde her şeyi kontrol edemiyorsunuz. Rüzgârı değiştiremezsiniz ama ona göre pozisyon alabilirsiniz. Hayatta da çoğu zaman durum böyle. Yaşadığım omurga kırığı nedeniyle bir süre yelkenden uzak kalmak zorunda kaldım. Bir sezon aradan sonra tekrar teknede yerimi almak, bana insan sınırlarının düşündüğünden çok daha geniş olduğunu gösterdi.

Yurdumuzda yelkenciliği nasıl buluyorsunuz ve gelişmesi için neler önerirsiniz?

Türkiye’nin yelken için çok büyük bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Üç tarafımız denizlerle çevrili ama deniz kültürünü yeterince yaygınlaştırabildiğimizi söyleyemem. Daha fazla çocuğun ve gencin yelkenle tanışabilmesi için kulüplerin, yerel yönetimlerin ve eğitim kurumlarının daha fazla destek vermesi gerektiğine inanıyorum. Yelken sadece bir spor değil, aynı zamanda karakter geliştiren bir okul.

Yabancı yelkenciler ile Türk yelkencileri yelkencilik açısından mukayese eder misiniz?

Yabancı yelkenciler ile Türk yelkenciler arasındaki en büyük fark, imkânlar konusunda. Denizcilik kültürünün çok güçlü olduğu ülkelerde çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren denizle iç içe büyüyor, daha fazla yarışa katılıyor ve daha fazla tecrübe kazanıyorlar. Türk yelkencilerinin azim, yetenek ve mücadele gücü açısından hiçbir eksiği yok. Daha fazla imkân ve daha yaygın bir denizcilik kültürüyle çok daha büyük başarıların geleceğine inanıyorum.

Hangi yarışlara katıldınız, yarışlardaki göreviniz nedir?

Temel eğitimimi tamamladıktan sonra, sağlık nedeniyle vermek zorunda kaldığım bir sezon ara dışında takımımın katıldığı neredeyse tüm yarışlarda yer aldım. Nadir durumlar dışında hiçbir haftayı yelkensiz geçirmedim, diyebilirim.

Yarışlar sırasında hiç tehlike atlattınız mı?

Denizde risk her zaman vardır. Sert hava koşulları, ani rüzgâr değişimleri ve yoğun manevralar sırasında herkesin dikkatli olması gerekir. Çok şükür ciddi bir kaza yaşamadım ama denizin ve rüzgârın ne kadar güçlü olduğunu, basit bir hatanın nelere yol açabileceğini ve kurallara uymanın neden hayati önem taşıdığını birçok kez tecrübe ettim.

Yelkenci olabilmek için bir insanın hangi özelliklere sahip olması gereklidir?

Öncelikle öğrenmeye açık, soğukkanlı ve görev-sorumluluk bilinci yüksek kişiler olmak gerekir. Sabırlı, disiplinli ve ekip çalışmasına yatkın olmak da çok önemlidir. Yelkende bazen en iyi sonucu almak için beklemeyi, bazen de saniyeler içinde doğru karar vermeyi bilmek gerekir.

En önemlisi ise hayata saygı duymaktır. Önce güvenlik. Hem kendi güvenliğini hem de ekibinin güvenliğini hiçe sayan bir kişinin yelken için doğru kişi olmadığını düşünüyorum.

Röportaj: Yelkencinin Gazetesi

Fotoğraflar: Aytaç Karasu Aksoy Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735