Mayıs Kokulu İyon Denizi Seyri

En güzel keşifler haritada değil; kalbinin sesini dinlediğin rotalarda saklı. Ve bazen insanın en güzel limanı demir attığı koy değil, iç huzuru…

Bazen bir rotanın değil, rüzgarın peşinden gitmek gerekir. İşte bu Mayıs tam da bunu yaptık. Yelkenli teknemiz Menad ile İyon Denizi’nin sularında, Yunan adalarının serin rüzgarlarıyla dans ettik. Motor sesi değil, yelkenlerin rüzgarla dolup usulca ilerleyişi eşlik etti bize. Zaman yavaşladı, deniz nefes oldu.

Montenegro Bar Marina'dan çıkıp 12 saatlik seyirden sonra Arnavutluk Vlora Koyu’nda mola vermeye karar verdik. Bir gece alargada kaldıktan sonra rotayı Korfu’ya çevirdik. Kuzeyden esen 15-20 knot civarındaki rüzgar sağnaklarıyla pupa yelken Adriyatik Denizi sularından çıkıp, İyon Denizi’nin koylarına giriş yaptık. Korfu’ya yaklaştıkça denizin rengi çivit maviden turkuaza döndü. Akşamüstü Korfu Kalesi yanında bulunan koya demir attık, gümrük giriş işlemlerini yaptık. Ardından eski şehirdeki Venedik dokulu, daracık sokaklara daldık ve fırınlardan gelen taze börek kokuları bizi içine çekti, bolca kilo aldık. Güneşin batışını teknenin güvertesinden izlerken gökyüzünün portakal tonlarına büründüğüne şahit olduk. Korfu ancak yaşanır anlatılmazdı.

Üç gün sonra sabahın erken saatlerinde rüzgar bizi Paxos’a savurdu. Bu küçük ada, sessizliğiyle içimize işledi. Lakka Koyu’na yaklaşırken göz göze geldiğimiz birkaç yelkenli dışında her şey sessizdi. Denize atladım, su o kadar berraktı ki kendimi bir akvaryumda yüzüyormuş gibi hissettim. Akşam yemeğini limandaki minik bir tavernada yedik, ev yapımı uzo ve taze kalamar hâlâ damağımda. Drone'umun havada şarjı bitip  sulara gömülmesinin hüznü haricinde her anımız bu koy’da mükemmeldi. Öyle ki bir gece yerine iki gece alargada kaldık Lakka'da.

Lakka Koyu’nda geçen iki keyifli gecenin ardından diğer rotamız Gaios Koyu’nun hareketli olan merkezindeki iskelesine kıçtan kara yaptık kızımızı. Akşam yemeğini teknede hazırladık. Sade bir şeyler: zeytinyağlılar, taze ekmek, biraz peynir ve zeytin birkaç yudum şarap… Ama o sofranın tadı, lüks bir restoranda yenmiş hiçbir yemeğe benzemiyordu. Çünkü o gece soframızda rüzgar, yıldızlar ve gece yürüyüşe çıkan kalabalığın sessiz geçit merasimi vardı. Sabah sahilinde gezerken çevreleyen kayaların karaltısında saklı hikâyeler olduğunu hissediyordum. Belki de eski korsanların, belki de yıllar önce bizim gibi bu koy’a sığınmış seyyahların…

Ve Antipaxos’un turkuaz koylarında tekneden inmek istemedim. Şnorkelle yüzüp, kıyıdaki minik taşlara uzanıp gözlerime derinliklerin eşsiz ziyafetini çektim. Sanki zaman durmuştu. Deniz ve gökyüzü birbirine karışmış gibiydi.

Yelkenliyle Yunan adalarını dolaşmak, sadece yer değiştirmek değil; bir ruh haline geçmek gibi. Kaptanı olduğun ama aslında rüzgarın yön verdiği bir yolculuk bu. Her sabah başka bir manzara, her akşam başka bir yıldız haritası. Teknede kahve içerken uzaktaki bir keçi çanı sesi ve yoğun koku salan ıhlamur kokusu bile insana masal anlatıyor gibi...

Bu yolculukta öğrendim ki en güzel keşifler haritada değil; kalbinin sesini dinlediğin rotalarda saklı. Ve bazen insanın en güzel limanı demir attığı koy değil, iç huzuru…

Konuk Yazar: Hakan Kaptan

Fotoğraflar: Hakan Kaptan Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.

Yapılmış Yorumlar (2)

Asya Damla Yaman
02 Ağustos 2025, 18:55

Kimin eniştesi işte BENİM ENİŞTEM HAKAN KAPTAN ⛵️

Asude Melek
02 Ağustos 2025, 18:57

Hakan Kaptanın kendine özgü üslubu ile yazdığı hikayelerinin devamını bekliyorum. 2 yazısını okudum mükemmeldi.

Yorum Yap