Fotoğraf: B. Hulusi Gürbüz
Uzun yıllar Denizcilik Müşteşarlığında bir elektrik mühendisi görev yaptı.
Annelerimiz “ Denizin şakası yoktur “ dedi ve denize karşı çekingenlik başladı.
Geçmişi bıraktık üç, beş balık cinsi kaldı. Hâlâ isimleri doğru söylenemiyor.
1930’lı yıllara kadar sandal sayısı 10 bin sayısının altına düşmedi. Şimdi sandal yok.
İmparatorluğun en sıkıntılı zor döneminde bile yelkenli okul gemisi varken şimdi okul gemisi niteliğinde gemimiz yok.

Fotoğraf: Emir Demirsoy
Çok geriye gitmeyelim benim gençliğimde şehir hattı gemilerinin fırtına ve sis nedeniyle kalkmadığını görmedim.
Bütün sahiller betona çevrildi, denize girilecek yer kalmadı.
Daha çok yazılır. 1967 yılında Heybeliada DHO limanına 3 İngiliz eğitim gemisi geldi. Gemide 1/3 oranında gemi personeli var. Geriye kalanlar öğrenciler ile tamamlanmış. Elleri dikkatimi çekti. Nasırlaşmış ufak yara izleri ve çatlaklar mevcut.
Denizci olmak tepeden olmuyor. Yani devlet, bir ulusu denizci yapamaz. Bu gerçek anlamda STK’ların işidir.
Hangi banka, amatör denizcilikte kullanılan tekne alımı için kredi veriyor!
Kaç okulda Deniz İzci Teşkilatı var?
Okullarımızda ‘’Deniz Alaka ve Menfaatleri’’ konulu müfredatlarda yer almış bir ders var mı?
Deniz meslek eğitimi veren okullarda öğrencilerin kullanımına verilen bir eğitim teknesi var mı?
Deniz ile temaslı hangi belediyede deniz sporları branşı var?
Halka ve özellikle küçük çocuklara ait kapalı yüzme havuzları var mı?
Neden armatörler, gençlerin eğitimi için küçük kulüpler kurmuyor?
Balıkçılık filomuz neden balık avlama ve teknikleri hakkında eğitim almıyor?
Kara sınırlarından daha fazla uzunluğa sahip kıyılarımız olan bu ülkede neden Denizcilik Bakanlığı kurulmuyor?

Fotoğraf: B. Hulusi Gürbüz
Sonuç olarak daha yüzlerce neden yazabiliriz.
Yunanistan bizden daha bağımsızlığını kazanmadan önce neden ‘’Deniz Ticaret Okulu’’nu kurdu.
Deniz kıyıdan seyredilecek bir manzara ögesi değildir. Deniz bir ülkenin bekasıdır. Türkiye’nin bu coğrafya üzerinde bir merkez ülke olduğunu görebiliyorsak işte o zaman Türkiye’nin bekası denizlerdir.
Anavatanımız Anadolu ise onu savunmamız sadece kara odaklı değil bilakis deniz odaklı olmalıdır. Çünkü savunma, denizde başlar. Bunu başaramadığımız sürece 2. Çanakkale’ye hazır olmalıyız ama 1915 gibi şanslı olmayabiliriz.
Kuzey Afrika yani Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır sonra Ege Adaları. Ozaman oralarda vatan parçasıydı. Nasıl kaybettik? Deniz alaka ve menfaatlerini bilmediğimizden, onu korumak için donanmamızı ihmal ettiğimizden kaybettik.
Eğer güçlü donanmamız olsaydı Ege adalarını 3 ay gibi kısa sürede kaybetmez Çanakkale’de onca şehit vermezdik.
Tarih tekerrürden ibarettir . Yeter ki ders alalım. İkinci Dünya Savaşı’nda Dunkerk tahliyesinde yüzlerce sivil yat, motorlu tekne gibi ufak deniz araçları da kullanarak 300 bin asker tahliye olmuştur. İşte denizci devlet budur. 1935 yılında 10 bini aşkın sandal sadece İstanbul’da bulunurken bugün hiç olmaması araştırılmalıdır. Kabotaj bayramının o yıllardaki görkemli kutlamaları bugünlerde görünmez olmuştur.
Sonuç olarak; denizci bir toplum olabilmemiz için tabi ki devlet, yolu açacaktır. Ancak STK ve diğer sivil kurumlarında el vermesi gereklidir. Ancak o zaman gerçek anlamda güçlü Türkiye oluruz. Güçlü donanmanın arkasında güçlü bir denizcilik gücü olmalıdır.
Pruvan hep neta olsun Türkiyem.
Özhan Bakkalbaşıoğlu / Yelkencinin Gazetesi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.