Şeyda Uzun kimdir?
Teknoloji sektöründe yaklaşık 15 yıldır satış ve iş geliştirme alanlarında çalışıyorum. Halen API Security ve AI Security alanlarında Bölgesel Satış Müdürü (Regional Sales Manager) olarak görev yapıyorum.
İstanbul'da yaşıyorum ve on yaşında Hasan Ali adında bir oğlum var. İş hayatımın yanında son beş yıldır aktif olarak yelken sporuyla ilgileniyorum. Yelken benim için sadece bir spor değil; doğayla, ekiple ve kendimle kurduğum özel bir bağ.
Bugün en büyük mutluluklarımdan biri de bu tutkuyu oğlum Hasan Ali ile paylaşabilmek. Hasan Ali şu anda Tuzla Yelken ve Spor Kulübü'nün B Takımı altyapısında yelken eğitimlerine devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde ilkokul mezuniyetini kutladık ve şimdi hem eğitim hayatında hem de yelken yolculuğunda yeni bir döneme hazırlanıyor. Onun da deniz sevgisiyle büyüdüğünü görmek benim için ayrı bir gurur kaynağı.

Yelkenciliğe nasıl karar verdiniz?
Aslında yelkenciliğe ilk başladığımda bunun hayatımda bu kadar büyük bir yer kaplayacağını düşünmüyordum. Deniz her zaman ilgimi çekiyordu ancak yelkenin sadece bir spor değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu zamanla fark ettim.
Doğayla mücadele etmek yerine onunla uyum içinde hareket etmeyi öğrenmek beni çok etkiledi. Ayrıca yelkenin disiplin, sabır, ekip çalışması ve stratejik düşünme gerektiren yapısı hem iş hayatımda hem de günlük yaşamımda bana önemli katkılar sağladı.
Yelkenciliğe ne zaman, nerede ve nasıl başladınız?
Yaklaşık beş yıl önce İstanbul'da çalıştığım şirketin kurduğu yelken takımı için düzenlenen eğitimlerle yelkencilikle tanıştım. İlk olarak temel yelken eğitimlerini aldım ve denizle daha yakından tanışma fırsatı buldum.
Başlangıçta sadece yeni bir deneyim ve takım aktivitesi olarak gördüğüm yelken, zamanla benim için büyük bir tutkuya dönüştü. Eğitimlerin ardından düzenli olarak denize çıkmaya, antrenmanlara ve yarışlara katılmaya başladım. Son üç yıldır Alize Yelken bünyesinde Sebago ekibiyle aktif olarak yarışıyorum.
Bunun yanında farklı coğrafyalarda ve farklı trofelerde yarışabilmek amacıyla zaman zaman farklı ekiplerle de denize çıkıyorum. Bu kapsamda Mersin Yelken Akademisi ile de yarışlara katılıyor, farklı deniz ve yarış koşullarında deneyim kazanma fırsatı buluyorum.
Bugüne kadar yelkencilikte sizi en çok etkileyen ve hayata bakışınızı değiştiren şey nedir?
Yelkenciliğin bana öğrettiği en önemli şey, kontrol edemediğiniz şeylerle mücadele etmek yerine onlara uyum sağlamaktır. Rüzgârı değiştiremezsiniz ama yelkenlerinizi ayarlayabilirsiniz.
Bu bakış açısı iş hayatımda, annelikte ve günlük yaşamımda bana çok şey kattı. Deniz bana sabırlı olmayı, doğru zamanı beklemeyi ve bazen ilerlemek için yön değiştirmek gerektiğini öğretti.
Ayrıca ekip çalışmasının gerçek anlamını da denizde öğrendim. Başarı da, hata da ekipçe paylaşılır. Bu nedenle yelken, bireysel başarıdan çok birlikte başarmayı öğreten bir spor.
Yurdumuzda yelkenciliği nasıl buluyorsunuz ve gelişmesi için neler önerirsiniz?
Türkiye; sahip olduğu kıyı uzunluğu, rüzgâr potansiyeli ve deniz kültürü açısından yelkencilik için çok büyük bir avantaja sahip. Son yıllarda özellikle gençler ve çocuklar arasında ilginin arttığını görmek sevindirici.
Ancak yelkenciliğin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için erişilebilirliğinin arttırılması gerektiğini düşünüyorum. Kulüplerin, belediyelerin ve sponsorların daha fazla destek vermesi, çocukların erken yaşta denizle buluşturulması ve okul projelerinin artırılması önemli.
Bir anne olarak bunu birebir deneyimliyorum. Oğlum Hasan Ali'nin de Tuzla Yelken ve Spor Kulübü'nün altyapısında yelken eğitimi alıyor olması, yelkenin çocuklara kazandırdığı özgüveni, sorumluluk bilincini ve takım ruhunu yakından gözlemlememi sağlıyor. Bu nedenle çocukların denizle erken yaşta tanışmasının çok kıymetli olduğuna inanıyorum.
Yabancı yelkenciler ile Türk yelkencileri yelkencilik açısından mukayese eder misiniz?
Türk yelkencilerin azim, mücadele gücü ve adaptasyon becerilerinin oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum. Özellikle sınırlı imkânlarla elde edilen başarılar bunun en güzel göstergesi.
Avrupa'da bazı ülkelerde deniz kültürü nesiller boyunca aktarıldığı için altyapı, eğitim ve yarış tecrübesi açısından daha geniş imkanlar bulunabiliyor. Ancak Türk yelkencilerin tutkusu ve mücadele ruhu birçok zaman bu farkı kapatabiliyor.
Uluslararası yarışlarda gördüğüm kadarıyla Türk ekiplerinin bilgi, beceri ve rekabet açısından dünya standartlarında olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Hangi yarışlara katıldınız, yarışlardaki göreviniz nedir?
Son beş yıl içerisinde TAYK Trofesi, İstanbul Yelken Kulübü (İYK) Trofesi, Bosphorus Cup, Marmara Yelken Kulübü yarışları, BAU Trofesi, BAYK Kış Trofesi ve çeşitli açık deniz yarışlarında yer alma fırsatı buldum.

Son üç yıldır Alize Yelken bünyesindeki Sebago ekibiyle yarışıyorum. Bunun yanında farklı coğrafyalarda ve organizasyonlarda deneyim kazanmak amacıyla Mersin Yelken Akademisi ekibiyle de çeşitli yarışlara katılıyorum.
Bu yıl Akdeniz'in en prestijli açık deniz yarışlarından biri olan 151 Miglia yarışında Mersin Yelken Akademisi ekibiyle yer aldım. Yarışı 188 tekne arasında genel klasmanda 17'nci, kendi kategorimizde ise 5'inci sırada tamamladık. Bu sonuç ekip olarak hepimiz için büyük bir gurur kaynağı oldu.

Yarış öncesinde düzenlenen antrenman yarışını birinci sırada tamamlamıştık. Ancak ana yarış sırasında yapılan rota değişikliği anonslarının İtalyanca yapılması nedeniyle parkurun yaklaşık 20 deniz mili kısaldığını zamanında fark edemedik. Buna rağmen güçlü bir performans sergileyerek bu dereceyi elde ettik. Bu sonuç; ekibimizin uyumunu, mücadele gücünü ve zorlu koşullara adaptasyon becerisini göstermesi açısından benim için ayrıca değerli.
Teknede yarışın ve teknenin ihtiyaçlarına göre farklı görevler üstleniyorum. Bugüne kadar ağırlıklı olarak trim, piyano ve direk dibi pozisyonlarında görev aldım. Bu görevler ekip içi koordinasyon, hızlı karar verme ve sürekli iletişim gerektirdiği için yarış performansını doğrudan etkileyen önemli roller arasında yer alıyor.

Yelkende başarının bireysel performanstan çok ekip uyumu ve ortak hedefe odaklanabilmekle mümkün olduğuna inanıyorum. Bu nedenle her yarış benim için sadece bir rekabet değil, aynı zamanda güçlü bir ekip çalışması deneyimi anlamına geliyor.

Yarışlar sırasında hiç tehlike atlattınız mı?
Deniz her zaman ciddiye alınması gereken bir ortam. Özellikle açık deniz yarışlarında gece seyirleri, değişken hava koşulları ve yüksek rüzgârlar zaman zaman oldukça zorlayıcı olabiliyor.
Şimdiye kadar ciddi bir kaza yaşamadım ancak denizin her zaman saygı duyulması gereken bir güç olduğunu öğrendim. Yelkencilik bana risk yönetiminin, hazırlığın ve ekip disiplininin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Yelkenci olabilmek için bir insanın hangi özelliklere sahip olması gereklidir?
Öncelikle öğrenmeye açık olmak gerekiyor. Yelkencilikte öğrenme hiçbir zaman bitmiyor.
Yelkencilik egodan çok ekip ruhunu ön plana çıkaran bir spor.
Yeni başlayacak olanlara tavsiyeniz nedir?
Başlamak için mükemmel zamanı beklemesinler. Bir kulübe gidip temel eğitim almak yeterli.
Ben de yetişkin yaşta, çalıştığım şirketin kurduğu yelken takımında verilen eğitimlerle başladım. Bugün ise hayatımın önemli bir parçası haline geldi. Bu nedenle yelkenciliğin her yaşta başlanabilecek bir spor olduğuna inanıyorum.
Deniz sevgisinin ve yelken kültürünün yeni nesillere aktarılmasının ülkemiz adına çok değerli olduğuna inanıyorum. Sabırlı olsunlar, bol bol denize çıksınlar ve hata yapmaktan korkmasınlar. Deniz her zaman öğretir. Bir süre sonra yelkenin sadece bir spor değil, insanın karakterini geliştiren bir yaşam okulu olduğunu fark edeceklerdir.
Yelken bana rüzgârı kontrol edemeyeceğimi ama rotamı her zaman seçebileceğimi öğretti. Sanırım hayatın özeti de tam olarak bu.
Röportaj: Yelkencinin Gazetesi
Fotoğraflar ve Kamera: Şeyda Uzun Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.