Tekneler, Kaptanlar ve Misafirler

‘’Tekneler, Kaptanlar Ve Misafirler’’ diyerek başlıyor bu yazım.

İlk bakışta yelken seyri sırasında tekne kaptanı,  mürettebat ve misafirleri arasındaki ilişkilerden bahsedecekmişim gibi bir his veriyor değil mi? Yok, öyle değil.

Bu sezon güzel Ege’deki tatilimize biraz erken başladık. İşler arasında orta uzunlukta bir kaçamak yapalım dedik. Samos Pythagorio Marina’dan çıktık, ilk durağımız Agathonisi’ydi. Oradan Furnoi ve İkaria. Önce İkaria’nın kuzeyinde Evdilos’ta kaldık

Rüzgar yumuşak ve doğudan esiyor. Sonra batı kıyılarını takip ederek Akrotirio Papas Burnu’nu geçtik.

Akrotirio Papas

 Buradaki Kavos Papas (Faros Papas) Deniz Feneri, İkaria adasının güneybatı ucunda yer alıyor ve UNESCO tarafından 2002 yılında Kültürel Miras olarak ilan edilmiş.

Deniz feneri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Fransız Deniz Fenerleri Şirketi tarafından 1886 ile 1890 yılları arasında inşa edilmiş. Kültürel miras olarak kabul edilmesinin nedeni fenerin orijinal mekanizmasının 19. yüzyılın sonlarındaki deniz fenerlerinin aydınlatma sistemleri için önemli bir teknik ve bilimsel kanıt olması imiş. 25 mil mesafeden görülebilir olan ve 20 saniyelik beyaz parlamalı Papas deniz feneri oldukça sade görünümlü. Fenerin bulunduğu kesimdeki geçit, Mikonos ve İkaria arasındaki en zorlu geçitlerden biri olarak biliniyor. Hemen koordinatlarını veriyorum: 37° 30' 41.281" N, 25° 58' 44.388" E

Manganitis

Feneri geçtikten sonra Manganitis’e ulaştık. Burası küçüçük bir koy. Hafif bir meltem var. Gece biraz dalga alıyor. İki gece kaldık burada. İlk gün minik bir keşif yaptık. İkinci gün yarım günümü Mac Sailor ürün çekimlerime ayırdım. Günün kalanı kahve molası, dinlenme ve akşam yemeği ile geçti. Ertesi gün İkaria’nın Agios Kirykos Marinası’na bağlanmamıza 50 feet’lik Sun Odyssey’in kaptanı yardım etti. Selamlaştık. 70’li yaşlarda, uzun boylu, mavi gözlü, çoktan bronzlaşmış, fit bir beyefendi. Tekne Polonya bayraklı. Kendisi Polonyalı değil, bu kesin. Akşama kadar birkaç kez karşılaştık. Güney Afrikalıymış. Gözüm iskele tarafında göndere çekilmiş bayrağa takıldı. Ege’de daha önce hiç görmediğim bir bayrak. Hemen Google’a danışıyorum: Cevap Gambiya! 

Yelken seyrinin en zevkli yanlarından biri bir yandan pek de bilinmeyen bayrakların hangi ülkelere ait olduğunu öğrenirken diğer yandan o ülkeler hakkında kısaca da olsa bilgi sahibi olmak bence. Gambiya, Afrika’nın en küçük ülkesiymiş. Dar bir Atlantik kıyı şeridine sahip olan ülke Gambiya Nehri çevresinde farklı çeşitlilikteki ekosistemleri ile tanınıyor. Başkent Banjul, nüfusu 3 milyona yakın, resmi dil İngilizce imiş.

Evet, konumuz bayraklar. Hepimizin bildiği gibi bir teknenin bayrağı, o teknenin bağlı olduğu limanın bulunduğu ülkeyi gösteriyor. Ana direğin sancak gurcatasına hangi ülkenin sularındaysanız o ülkenin bayrağı çekilir, iskele gurcatasına ise teknedeki misafirlerin bayrakları ya da denizcilik kulüplerinin flamaları asılır. Teknede farklı ülkelerden birden fazla misafir varsa, yukarıdan aşağıya alfabetik sırayla asılırmış bayraklar. 

Aynı rıhtımda arkamızdaki yelkenli İngiliz bayraklı. Kaptan da İngiliz. Yurtdışından gelecek misafirlerini bekliyormuş. Teknedeki en büyük ikinci bayrak, iskele tarafında çekilmiş kırmızı zemin üzerinde beyaz kuş figürlü ve üzerinde LFC yazıyor:  ‘Liverpool Football Club’.

Demek ki sadece biz Türkler değil, yabancı futbol tutkunları da tuttukları takımın bayraklarını teknelerine asıyorlar! İngiltere'nin Liverpool şehrinin 800 yıllık efsanevi ve resmi sembolü olan Liver kuşu,1901 yılında futbol kulübü bayrağına dahil edilmiş ve bayrağın tam ortasında yer alıyor. Ne kadar enteresan değil mi?

Agios Kirykos’taki ilk gecemizde aşırı rüzgar vardı. Bir de şu ani çıkan şiddetli rüzgarlar (gusts)… Ertesi gün sabah erkenden İngiliz kaptan marinadan ayrıldı. Öğlene doğru arkamıza bir charter teknesi bağlandı. Tekne Yunan bayraklı tabi ki. Misafir bayrağı Avustralya, ekibin tamamı Avustralyalı bir aile. Ege’de yazları Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada bayrakları ile ara sıra karşılaşmak mümkün.

Diğer rıhtımdaki iki Fransız bayraklı tekneden biri, biz bağlandıktan sonraki gün ayrılmıştı. Fransız bayraklı teknelerde bugüne kadar hep Fransızları gördük. Alman, Hollanda, Belçika bayraklı tekneler için de durum hep aynı oldu. Buna karşın son yıllarda görüyoruz ki İtalyanların ya da Türklerin sahip oldukları tekneler Polonya bayraklı. Son dönemlerde İngiliz bayraklı teknelerde de Türk tekne sahiplerini görmeye başladık. Nedenlerini ve nasıl olduğunu yelkenciler çok iyi bilir.

Marinadaki tek katamaranın misafir bayrağı koyu yeşil zemin üzerinde beyaz bir İskandinav haçıydı. Bayrak İskoçya Adalarından Isle of Barra’ya aitmiş. 

Nordic Cross, yani İskandinav Haçı düşey hattın merkeze göre daha solda olması dolayısıyla diğerlerinden ayrılıyor. Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya, İzlanda ve kimi Kuzey ülkelerinin özel bölgelerindeki bayrakların  üzerindeki haçlar hep böyle. Isle of Barra’da bunlardan biri. Bayraktaki haç adanın Viking mirasını yaşatmak üzere seçilmiş. Bu arada yeşil renk, MacNeil Klanı ve Barra'nın İrlanda ile olan yakın bağlarını temsil ediyormuş. Isle of Barra İskoçya’ya bağlı adalardan biri ve nüfusu 1200’ün biraz üzerinde. Yüz ölçümü 60 kilometrekare. Barra, tarifeli uçuşların sahildeki havaalanına indiği, plajın pist olarak kullanıldığı dünyadaki tek yermiş. Merak edip Google Earth’den hemen bakıyoruz.

10 Haziran’da Agios Kirykos’tan sabah 09.00’da ayrıldık, 10.45’te Fourni’deydik tekrar. Rüzgar kuzeydoğudan 5-6 Bft şiddetinde. Sonra Lipsi. En sevdiğimiz adalardan birisi. Bizimle seyahat eden ‘çaklıt’ labradorumuz Salty her gittiğimiz yere bağlanırken deli gibi havlıyor. Çok heyecanlanıyor. Lipsi’de de aynı durum. Bağlandıktan sonra ise sanki o Salty değil… Ta ki Manoulo, aynalı mavi güneş gözlükleriyle gelip günaydın deyinceye kadar! Akşam yemeğinde kıyıdan içeriye doğru girdiğinizde biraz yukarıda, yürüme mesafesindeki ‘Manoli’s Tastes’deyiz.

Lipsi’de iskele tarafımızdaki tekne İtalyan bayraklıydı. Kaptan ve eşi de İtalyan. Sancak tarafımızdaki İrlanda bayraklı teknedeki çift İrlandalı. Misafir bayrağı Kanada’ya ait. Kanada’da yaşıyorlarmış. Gelelim İrlanda bayrağına… Sembolik anlamda İrlanda bayrağındaki yeşil renk İrlandalı katolikleri ve Gal geleneğini temsil ederken turuncu renk İrlandalı protestanları yani William of Orange’ın destekçilerini temsil ediyor. Aradaki beyaz ise tarihsel olarak çatışan iki grup arasındaki bölünmeye karşı köprü sağlamayı, turuncu ve yeşil arasındaki kalıcı bir ateşkes umudunu ifade ediyormuş.

Lipsi’den sonra Arki’deyiz. Akşama kadar rıhtım doldu. 11 tekneyiz. Burada da rüzgar şiddeti 4-5 Bft arası. Yanımızdaki teknede İtalyanlar var, tekne ise Alman bayraklı. Sancak tarafımızdaki yelkenli ise İngiliz bayraklı ama misafir bayrağı Jamaika’ya ait 

Yeşil, siyah ve sarı renklerden oluşan Jamaika bayrağı ülke bayrakları arasında bu üç renge birarada sahip olan tek bayrak, o nedenle ayırt etmesi de çok kolay! Nerede görseniz tanırsınız. Tek başına yolculuk yapan Jamaikalı kaptan akşamüstü teknedeki hamağında gitar çalıp mırıldanırken biz de yavaş yavaş akşam yemeğine hazırlanıyorduk. Arki bizim favorimiz. İskele gerisindeki butik-kafedeki sabah keyiflerimiz ile Manouli’nin restoranında çalan Eric Clapton, J. J. Cale ve benzer müzik ustalarının blues, jazz ve soul müziği eşliğindeki akşam yemeklerinin tadına doyamıyoruz.

Dodecanese’den ‘Small Cyclades’e geçmeden önceki son durağımız Levitha oldu. Buradaki sakin koyda genellikle akşamüstü oldu mu bağlanacak duba kalmaz. Erken gitmekte fayda vardır. Bizden sonra arkamıza ahşap bir tekne bağlandı. Tekne kaptanı Yunanlı, eşi Danimarkalı, dolayısıyla misafir bayrağı Danimarka’ya ait ancak tekne Polonya bayraklı. 

Kendileriyle daha önce de karşılaşmıştık. Tekneden suya top peşinde jet hızıyla atlayan, topu yakalar yakalamaz jet hızıyla tekneye dönen ve merdiveni tırmanıp tekneye giren inanılmaz atletik bir köpekleri var. Hayranlıkla izledik.

Bu yazıda son olarak bahsedeceğim tekne ise Polonya bayraklı bir Dufour 385. 

Genç bir çift; kadın Bulgar, erkek ise Kıbrıs’lı. Akşam yemeğinde kısacık bir muhabbetimiz oldu. Hem tatil yapıp hem de çalışıyorlarmış. Starlink’ten çok memnunlar. Bugüne kadar herkesten aynı şeyi duyduğumuzu söylemeliyim. Kıbrıs bayrağı bildiğimiz gibi beyaz zemin üzerine bakır rengi Kıbrıs figürü ile altındaki iki zeytin dalından oluşuyor. Tasarımı Kıbrıslı bir Türk olan sanatçı İsmet Güney’e ait. Zeytin dalları adadaki Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kesimlerin arasındaki barış ve harmoni umudunu simgelerken, bakır renkli ada figürü ise adanın antik çağlardan beri sahip olduğu zengin bakır rezervlerini temsil ediyor. Bu arada adanın ismi Antik Yunan’da bakır madeni anlamına gelen ‘Kypros’ kelimesinden türemiş.

Bu arada hemen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağının neyi simgelediğine bakalım. Beyaz zemin üzerinde kırmızı ay ve yıldız ile üstte ve altta kırmızı renkte boydan boya uzanan şerit. Bugünkü hali 7 Mart 1984 tarihinde Cumhuriyet Meclisi tarafından onaylanmış. Beyaz zemin barış ve huzuru simgelerken, alttaki kırmızı şerit Kuzey Kıbrıs’ı, üstteki ise Türkiye’yi temsil ediyor. Kırmızı ay ve yıldız ise Türklüğü ve bağımsızlık mücadelesini vurguluyor. Bayrağı Kıbrıslı Türk sanatçı Emin Çizenel tasarlamış.

Tekne bayrakları, kaptanları ve misafir bayrakları varyasyonlarının sonu yok gibi. Özellikle misafir bayrakları kimi zaman çok şaşırtıcı olabiliyor. Birleşmiş Milletler tarafından tanınan 193 ülke ve her ülkeye özgü tek bir bayrak var. Ülkelerin parmak izi gibi. Kimileri çok kolay tanınıyor. Kimilerini ise bilmek için Google’a başvurmak gerekiyor.

Dünya bayrakları içinde bir de bizim bayrağımız var ki kırmızı zemin üzerinde beyaz ay ve yıldızıyla gerçekten yeri apayrı. Hemen fark ediliyor, ilk kez gören bir kimse dahi eminim bir daha unutmuyor. Kısa bir not düşelim: Bayrağımız 29 Mayıs 1936'da 2994 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bayrağı olarak kanunlaşmış, 22 Eylül 1983'te 2893 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile bayrak ölçütleri belirlenmiş ve bayrağımız son hâlini almış. Hepimizin evinde eminim bir tane bulunuyor, milli günlerimizde sandıktan ya da çekmeden çıkarılıyor, ütüleniyor ve asılıyor.

Akşam olmaya başladı, pırıl pırıl bir gökyüzü var yine. Koufonisi’de biraz sonra rıhtım ışıkları da yanacak ve ben yazımın sonuna geliyorum artık. Güzel dilekler hem dilekte bulunanı hem de duyanı çok mutlu edermiş. Hepimize huzurlu tatiller, hafif müzikli ve bol yıldızlı serin yaz geceleri dileğiyle…

Konuk Yazar: Özlem Ünal

Fotoğraflar: Özlem Ünal Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735