Marş basa basa aküyü de bitirince bir sonraki ay yeni 90 amper 12V bir akü almaya karar verdim. Aküyü Ümraniye’de sanayiden aldım, alır almaz teknenin yolunu tuttum. Her girişimime umutlanarak devam etsemde sonuç alamamak insana dokunuyor. Şile marinanın kapıları genelde kapalı olur, birkaç tekne sahibi dışında kumandası kimsede yok, herkes tanıdığını kayırıyor bu hayatta… Mecburen marinanın dışındaki otoparka arabayı park edip takribi 300 metrelik bir yolu malzemeleri kucaklayıp götürüyorum her geldiğimde. Bayağı yorucu ve zor oluyor benim için, hele aküyü tekneye kadar tek başıma taşımak gerçekten zulüm oldu. Akşama bel ağrısı, devamında da üç-dört gün süren bu ağrı beni gerçek manada zorladı.
Tekneye gelecek olursak yeni akümü yerine takıp bağlantılarını yaptım. Mazotu pompaladım, marşın başına geçtim, anahtarı çevirdim, 3-4 saniyede motor topladı ve çalıştı. O anki sevincim paha biçilemez. Ne kadar çalışır çalışmaz seyre çıkmak istesemde motoru bir, iki hafta teste tabi tuttum. Her bindiğimde 30-35 dakika çalıştırıp bazen yol vererek denemeler yaptım, Ta ki sorun olmadığından emin olana kadar. İlk defa denize açılacaktım. Heyecanımı anlatamam :))
Size denizcilik terimleriyle anlatmak isterdim. Maalesef tekneyi inşa etmekten, tamir etmekten başka eğitimler alamadım. Bu yüzden şimdiden herkesten özür dilerim.
Halatları çözdüm, ön tarafta mahalleden bir tanıdığım tonoz halatlarını çözdü ve tekneye ufaktan yol verdik. Artık iskeleden ayrılmıştık ve teknem gerçek manada denizle buluşmuştu :)
Ufak ufak giderken dümene komşum geçti, ben heyecanlı heyecanlı ön tarafa geçtim. ‘’Şile limanının iç kısmı geniştir. Buradan dönelim.’’ dedim. Her şey yolunda gibiydi…
Birkaç tur atıktan sonra yerimize dönelim, kontrol edelim dedik. Ufaktan bağlama noktamıza yaklaştık. Komşum Volkan ağabeye ‘’Hız kes, biraz fazla hızlı gidiyoruz ağabey’’ dedim. Hızı kes ağabey demeye kalmadı, ben korkulukları geriye çekmeye çalışıp o an ki panikle tekneyi durdurmaya çalıştım :)))) Ağabey, dur demeye kalmadı, var gücümüzle betona çakıldık. Allah’tan kimseye bir şey olmadı. Bayağı bir sarsıldık.
- ‘’Volkan ağabey neden durmadın?’’ dedim.
- ‘’Ben geri tornistan yaptım ama hiçbir sey değişmedi.’’ dedi.
Motor hala betona yükleniyordu, ben hemen şanzıman bağlantısına baktım. Cıvata yerinden çıkmış, muhtemelen somunu takılmamıştı. Hemen kolu geri çektim, motoru istop edip iskele ve tonoz halatlarını bağladım.
Sonra kaderimle yüzleşmek için teknenin önüne geçip hasarın ne boyutta olduğunu görmek istedim. Korktuğum kadar büyük bir sorun yoktu. Teknemin önünde çıpa makara demiri parçalanmış, makara demirinin altında bir el genişliğinde ezilme oluşmuştu. Çok şükür daha kötüsü de olabilirdi. Söktüm ön çıpa demirini, evin yolunu tuttum. Sabah da işin yolunu tuttum.
İnceden bir şiir bırakıyorum gecenin ayazına,denizin sorumsuzluğuna...
Denizin bir gülüşünü arıyor çocuklar ellerinde oltaları
Geçmişin günün geleceğin yükünü üstünde
Pul pul taşıyan balıkları
Denizin bir gülüşünü yakalıyor çocuklar ellerinde oltaları
Erdem Bayazıt / Karaköy 1960
Yazı ve Fotoğraflar: Sertan Sayın