Mavi Vatan Diyoruz, Peki Kıyılarımıza Ne Oldu?

Son zamanlarda denizcilikle ilgili ne zaman bir konu açılsa aynı yerlere dönüp duruyoruz.

  • Marinalar pahalı.

  • Bağlama yeri yok.

  • Küçük tekne sahibi teknesini indirecek rampa bulamıyor.

  • Balıkçı barınaklarında ayrı bir sıkıntı var.

  • Kıyıya ulaşmak isteyen vatandaş başka bir engelle karşılaşıyor.

Herkes bir şey söylüyor, herkes şikayet ediyor ama mesele dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geliyor:

Biz denizi gerçekten milletin kullanımına açabiliyor muyuz?

Ben profesyonel bir denizci değilim. Amatör bir kaptanım. Hayatım boyunca 80’den fazla ülke gezdim. Avrupa’yı, Amerika kıtasını, Afrika’yı, Asya’yı, Avustralya’yı gördüm. Son yıllardada kendi teknemle Türkiye ve komşu ülkelerin sahillerinde geziyorum.

Bunca ülkeyi gördükten sonra kendi kendime şunu sormadan edemiyorum.

Biz kendi kıyılarımıza neden gerektiği gibi sahip çıkamıyoruz? Neden?

Avrupa’yı bir tarafa bırakın, Afrika’da, Asya’da, Avustralya’da gezdiğim birçok yerde sahillerin kullanımında ve insanların denize ulaşmasında bizden çok daha düzenli ve güzel örneklerini gördüm.

Türkiye’ye geliyorsunuz, bazı yerlerde denize ulaşmak neredeyse imkansız.

“Halk giremez.”

Otel kapatmış.

Site kapatmış.

İşletme kapatmış.

Özel mülk sahibi kapatmış.

Restoran kapatmış.

Kapı koymuşlar, güvenlik koymuşlar, hatta ücret koymuşlar. Vatandaş birkaç metre ilerisindeki denizi görüyor ama ulaşamıyor.

Hani kıyılar halkındı? Ne oldu? Kim denetliyor?

Anayasa’nın 43. maddesi gayet açık. Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altında. Kıyılardan yararlanmada kamu yararı öncelikli.

Kağıt üzerinde böyle.

Peki uygulamada neden böyle değil?

Haftalardır marina fiyatlarını, balıkçı barınaklarını, bağlama yeri sıkıntısını, küçük teknelerin at-çek rampası sorununu, amatör denizciliğin giderek pahalılaşmasını, kıyılara erişimi ve deniz turizminde yapılan yanlışları yazıyorum, konuşuyoruz, şikayet ediyoruz. Sadece şikayet etmiyor, çözüm önerilerini de yazıyoruz Mavi Vatan diyoruz. Elbette diyeceğiz. Sonuna kadarda diyeceğiz

Ülkemizin denizlerdeki haklarını korumak konusunda zaten hiçbirimizin farklı düşüneceğini asla sanmıyorum. Ama vatandaşın denizle ilişkisini de asla görmezden gelmemeliyiz.

İnsanımız kıyıya rahatça ulaşsın, çocuğunu denizle tanıştırsın. Küçük teknesi olan vatandaş teknesini indirecek bir rampa, barındıracak makul bir yer bulabilsin. Amatör denizci nereye bağlanacağını bilsin. Türkiye’ye gelen yabancı yatçı da her yerde başka bir ücret, başka bir uygulama ve gereksiz bürokrasiyle karşılaşmasın.

Bunlar çok büyük beklentiler mi?

Bir de İstanbul’a bakıyorum, insanın aklı almıyor.

Dünyanın en özel şehirlerinden birine sahibiz. İstanbul Boğazı gibi bütün Dünya’nın bildiği, hayranlıkla baktığı bir değerimiz var. Ama yıllardır Boğaz kıyılarındaki kaçak yapıları, özel kullanımları ve vatandaşın kıyıya ulaşmasını tartışıp duruyoruz. Burada biraz sert konuşmak gerekiyor. İstanbul Boğazı’nı bile gerektiği gibi koruyamıyorsak Ege’de, Akdeniz’de yüzlerce koyumuzu nasıl koruyacağız? Biri bana bunu anlatsın lütfen. Bunu söylerken herhangi bir siyasi partiyi hedef almıyorum.

Bugünün iktidarı, dünün iktidarı, şu belediye, bu belediye meselesi olarak da görmüyorum.

Bu yıllardır devam eden bir sorun.

Kim görevdeyse görevini layıkıyle yapsın.

Doğamızı, denizlerimizi ve kıyılarımızı talan edene göz yumulmasın. Kim olursa olsun.

Devlet görevini yapsın. Belediye görevini yapsın. İşletmeci kurallara uysun. Vatandaşın hakkı da arada kaybolmasın.

Bir de yarını düşünelim. Geleceğe bakalım.

Çocuklarımız, torunlarımız büyüdüğünde bize, “Bu kadar güzel kıyılarınız, koylarınız, denizleriniz vardı. Siz bunları neden koruyamadınız?” diye sorarlarsa ne cevap vereceğiz? Beni asıl düşündüren bu.

“Görmedik, bilmiyorduk” deme şansımız olmayacak. Çünkü görüyoruz. Hem de gayet iyi görüyoruz.

Ben üç bölümlük Mavi Vatan’da Kaybedilen Mavi Turizm yazılarımda yalnız şikayet etmedim. Kendimce çözüm önerilerini de yazdım.

  • Marina ve bağlama kapasitesini arttırın.

  • Balıkçı barınaklarında amatör denizciye makul imkan sağlayın.

  • Küçük tekneler için at-çek rampalarını çoğaltın.

  • Kısa süreli yanaşma yerleri oluşturun.

  • Marina ve bağlama ücretlerini şeffaflaştırın.

  • Gereksiz bürokrasiyi azaltın.

        Ama bence hepsinden önemlisi

  • Vatandaşın kıyıya erişimini gerçekten sağlayın.

Yazdım, yazdım, yazdım…

Benim makamım yok, yetkim yok. Devlet görevlisi veya siyasetçi de değilim. Sade bir vatandaş amatör bir denizciyim. Ama geziyorum, görüyorum. Başka ülkelerde nasıl yapıldığına bakıyorum. Sonra kendi ülkeme dönüp burada yaşananlara görüyorum. Bazı şeyleri anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Yanlış gördüğümü söylemekten de çekinmem. Bunları siyaset yapmak veya birilerini suçlamak için yazmıyorum. Yanlış gördüğümü söylüyorum, aklımın erdiğince ne yapılabileceğinide yazıyorum.

Şunu da artık açık açık söylemek lazım.

Amatör denizcileri dinleyin.

Bu insanlar yıllardır denizde. Kimi 30 yıldır, kimi 40 yıldır tekne kullanıyor. Koyları biliyor, barınakları biliyor, marinalarda ne yaşandığını biliyor. Küçük tekne sahibinin derdinide büyük tekne sahibinin derdinide yaşayan bu insanlar anlatıyor.

Ankara’da masa başında alınan bir karar denizde uygulanmıyorsa veya vatandaşa eziyete dönüşüyorsa bunu en iyi o kararı yaşayan insanlar söyler.

Ulaştırma Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler, liman başkanlıkları ve hangi kurumun yetkisi varsa bu insanları dinlesinler.

Biz kimsenin karşısında değiliz. Kimsenin işini zorlaştırmakta istemiyoruz. Tam tersine, işler doğru yapılsın istiyoruz.

Bir balıkçı barınağında sorun varsa gidip bakılsın.

At-çek rampası yoksa neden olmadığı sorulsun.

Vatandaş kıyıya ulaşamıyorsa o kapıyı kimin, hangi hakla kapattığı araştırılsın.

Marina fiyatlarından binlerce insan şikayet ediyorsa “Bunlar neden şikayet ediyor?” diye birileri merak etsin araştırsın.

Çok mu zor? Bence değil, benim bütün derdim bu.

Çocuklarımız ve torunlarımız yarın bize, “Bütün bunları görüyordunuz, peki siz ne yaptınız?” diye sorduklarında benim onlara verecek bir cevabım olsun istiyorum.

İşte bu yüzden yazıyorum.Bazen sert yazıyorum. Ama gördüğüm halde susmak bana göre değil

Herkesin yazı yazması gerekmiyor elbette. Birisi ilgili makama bildirir, birisi gördüğü yanlışı belgeler, bir başkası derneğinde gündeme getirir. Herkes elinden ne geliyorsa onu yapar.

Yeterki görüp pas geçmeyelim.

Ben kendi adıma çocuklarımın ve torunlarımın karşısında bir gün, “Gördüm ama sustum.” demek istemiyorum. Onun için yazmaya devam edeceğim.

Henry Ford:

“Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada kalmak ilerlemedir, birlikte çalışmak ise başarıdır.”

Konuk Yazar: Mustafa Berk

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735