Samandağ’da Deniz Bize Ne Anlattı?

Deniz Kızı’nın Denizaltı Günlükleri – Türkiye’nin Kültürel Atık Profili

Bir kıyıya baktığımızda çoğu zaman ilk gördüğümüz şey denizin mavisi, kum, dalgalar ve ufuktur. Hele kıyı uzaktan temiz görünüyorsa, zihnimiz çok hızlı bir hüküm verir: “Burada sorun yok.”

Peki biraz daha yakından bakarsak! Ya kıyıya eğilirsek, kumların arasına bakarsak, sonra maskemizi takıp suyun altına girersek!

İşte Deniz Kızı’nın Denizaltı Günlükleri – Türkiye’nin Kültürel Atık Profili projesiyle tam olarak bunu yapıyoruz. Denize yalnızca bakmıyor; insanın denizde ve kıyıda bıraktığı izleri okumaya çalışıyoruz.

İstanbul / Tuzla ve Mersin / Aydıncık’ın ardından üçüncü saha noktamız Hatay / Samandağ oldu.

Fırtına planı değiştirdi çalışmayı değil

Samandağ bizi ilk gününde güçlü bir fırtınayla karşıladı. Planımız sualtı gözlemlerimizi gerçekleştirmekti. Ancak denizde güvenlik tartışılmaz. Doğa koşulları “bugün olmaz” dediğinde ona karşı değil, onunla birlikte hareket etmek zorundasınız.

Dalışı ertesi sabah saat 05.00’e bıraktık. Ama çalışmayı bırakmadık.

Kıyıya yöneldik ve kıyı temizliğimizi, gözlemlerimizi ve kayıtlarımızı gerçekleştirdik. Plastik şişeler, poşetler, yiyecek ambalajları ve gündelik hayatımızdan denize kadar ulaşmış farklı nesneler… İlk bakışta bunların hepsine tek bir isim verebiliriz: atık.

Bir sosyal antropolog olarak benim içinse burada ikinci bir soru başlıyor: Bu atık bize insan hakkında ne anlatıyor?

Çünkü kıyıda gördüğümüz her nesne yalnızca çevresel bir problem değildir. Aynı zamanda tüketim biçimlerimizin, alışkanlıklarımızın, ekonomik faaliyetlerimizin ve denizle kurduğumuz ilişkinin maddi bir izidir.

Bu nedenle biz projede yalnızca “Ne kadar atık bulduk?” sorusunu sormuyoruz. “Ne bulduk, nerede bulduk ve neden burada?” sorularını birlikte soruyoruz.

Kıyıdan suyun altına üçüncü saha

Ertesi sabah gün doğmadan yeniden yola çıktık. Bu kez rotamız suyun altıydı.

Samandağ’daki kıyı ve sualtı gözlemlerimizle projenin üçüncü saha çalışmasını tamamladık. Karşılaştığımız atıkları türlerine göre değerlendirerek fotoğraf ve video kayıtlarını oluşturduk.

Sahadan elde ettiğimiz kayıtları yalnızca arşivlemek istemiyoruz. Verilerimizi yapay zekâ destekli analizlere uygun, karşılaştırılabilir bir veri tabanına dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Türkiye’nin farklı kıyılarında aynı yöntemle ilerledikçe elimizde yalnızca atık fotoğrafları değil; kıyılar arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri okumamıza imkân sağlayabilecek bir veri bütünü oluşacak.

Çünkü Tuzla’nın bize anlattığı hikâye ile Aydıncık’ınki aynı değil. Samandağ’ın hikâyesi de başka. Tam da bu farklılıklar, Türkiye’nin Kültürel Atık Profili dediğimiz çalışmanın temelini oluşturuyor.

Bir plastik şişeden daha fazlası

Deniz kirliliğini yalnızca çevre başlığı altında değerlendirdiğimizde meselenin önemli bir bölümünü eksik bırakıyoruz. Denizin sağlığı; mavi ekonomiyle, balıkçılıkla, sürdürülebilir turizmle, kıyı yaşamıyla ve ekonomik sürdürülebilirlikle doğrudan ilişkili.

Bu nedenle oluşturduğumuz veri tabanının uzun vadede yapay zekâ destekli analizlerden akademik çalışmalara, üniversitelerin üretebileceği bilimsel yayınlardan Sıfır Atık yaklaşımına kadar farklı alanlarda kullanılabilecek bir bilgi altyapısına katkı sağlamasını hedefliyoruz.

Bir plastik şişe, yalnızca plastik şişe değildir. Bir yiyecek ambalajı yalnızca kıyıda unutulmuş bir çöp değildir. Bir balıkçılık ekipmanı yalnızca denizde kalmış bir nesne değildir.

Doğru soruyu sorduğumuzda bunların her biri birer veri haline gelir. Ve veri bize yalnızca denizin durumunu değil, insanın denizle kurduğu ilişkinin biçimini de anlatabilir.

Bilim, saha ve dayanışma

Böylesi bir çalışma tek başına gerçekleştirilemez.

Samandağ’daki sualtı çalışmalarında bana eşlik eden, bilgi ve deneyimiyle projemizin saha boyutuna değerli katkı sunan Düzce Üniversitesi Su Altı Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ahmet Bilir’e teşekkür ediyorum.

Aynı şekilde Samandağ’da bizleri ağırlayan, bölgedeki saha ve dalış organizasyonumuzun gerçekleştirilmesine katkı sağlayan İskenderun Teknik Üniversitesi Denizcilik Teknolojileri Meslek Yüksekokulu Su Altı Kaynak Teknolojisi Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Mahmut İğde’ye ve Hatay Samandağ Çevlik Dalış Köyü’ne misafirperverlikleri ve katkıları için teşekkür ediyorum.

Bir saha çalışmasının değeri yalnızca topladığı veride değildir. Farklı disiplinlerin, üniversitelerin, yerel bilginin ve saha deneyiminin aynı amaç etrafında buluşabilmesinde de saklıdır.

Temizlemek yeter mi?

Samandağ’da kıyıdan atıkları topladık. Sualtına indik, gözlemledik, görüntüledik, kayıt altına aldık. Sonra geriye çok daha temel bir soru kaldı: Biz bu atıkları neden sürekli toplamak zorundayız?

Elbette denizi ve kıyıları temizlemeliyiz. Ancak bir atığı bugün kıyıdan kaldırıp aynı davranış nedeniyle yarın yenisini orada buluyorsak, yalnızca sonucu temizliyoruz demektir.

Oysa asıl mesele, atığın denize ulaşmadan önce başlayan hikâyesidir. Burada çözüm yalnızca teknolojide, yapay zekâda ya da daha büyük temizlik operasyonlarında değil. Bunların hepsi çok değerli araçlar. Fakat kalıcı değişimin merkezinde hâlâ insan ve davranış değişikliği var.

Sosyal antropolojinin bize hatırlattığı nokta da tam burada önem kazanıyor: İnsan davranışı içinde bulunduğu kültürden, alışkanlıklardan ve öğrenilmiş pratiklerden bağımsız değildir.

Dolayısıyla denizi korumak istiyorsak yalnızca denizde ne olduğunu değil, karada nasıl yaşadığımızı da konuşmak zorundayız.

Belki de artık başarıyı yalnızca “Denizden kaç kilogram atık çıkardık?” sorusuyla ölçmemeliyiz. Bir gün şu sorunun cevabını da ölçebilmeliyiz: Denize ulaşmasını kaç atık için engelledik?

Çünkü gerçek değişim, denizin dibinden çıkardığımız atıkların sayısının artması değil, bir gün çıkaracak daha az atık bulmamızdır.

Denizi temizlemeyi öğrendik. Peki denizi kirleten davranışlarımızı değiştirmeye hazır mıyız?

Konuk Yazar: Melike Esra Karayel / Sosyal Antropolog 

Fotoğraflar: Melike Esra Karayel Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Arşividir.

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735