Patagonya Seyahatimin Son Durağı - Paskalya Adasına Yolculuk

Paskalya Adası, dünyanın en uzak ama bir o kadar da mistik bir köşesi. Bilinen ve anlatılan tarihi gerçeklerin dışında, Paskalya Adası'nın MU uygarlığının bir parçası olduğu ve burada yaşayan ırkın çok gelişmiş olduğu ancak tufan sonrası yok oldukları bilgisi de araştırmaya değer bence.

Önceki yazılarımda, Arjantin ve Arjantin Patagonya’sını ve Perito Moreno buzulu gezimi paylaşmıştım.

USHUAIA’DAN EL CALAFATE’YE YOLCULUK, PERITO MORENO BUZULU

Buzul gezisinden sonra Arjantin ile Şili arasında bulunan karayolu sınırını geçerek, Şili Patagonya’sına doğru yol alıyoruz. Şili Patagonya’sı da, en az Arjantin tarafı kadar güzel. Muhteşem bir doğa, dağlar, göller, ıssız topraklar görsel şölen sunuyor.

Şili Patagonya’sında geçirdiğimiz üç günde, Torres Del Paine milli parkını, Puerto Natales ve Punta Arenas şehirlerini, Macellan penguenlerinin yaşadığı Magdalena Adası'nı (Isla Magdalena) geziyoruz. Punta Arenas, Şili’nin dünyanın sonuna açılan kapısı. Bu liman şehrinden, Antarktika’ya gemiler kalkıyor.

21 Kasım 2024’te Patagonya bölgesini bitirip, Şili’nin başkenti Santiago’ya varıyoruz. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in güzelliğinden sonra, Santiago beni pek cezbetmiyor.

Santiago’da bir gece geçirdikten sonra 22 Kasım 2024 tarihinde sabah saatlerinde, 18 günlük Patagonya seyahatimin son durağı olan, Pasifik Okyanusu'nun güney doğusunda Dünya'nın en ücra adalarından biri olan, Şili’ye bağlı ve Şili ana karasının yaklaşık 3700 km batısında bulunan, devasa taş heykelleri (Moai) ve gizemli tarihiyle ünlü, Paskalya Adası'na uçuyoruz. Uçuş yaklaşık 6 saat sürüyor.

Paskalya Adası (yerli dili ile Rapa Nui) ve Maoi heykelleri, yıllardır hayallerimi süsleyen bir rota.

Paskalya Adası'nın tek havalimanı olan Mataveri Uluslararası Havalimanı, adanın tek şehri ve başkenti olan ve nüfusun ve turistik tesislerin çoğunu barındıran  Hanga Roa kasabasında yer alıyor. Ada üç sönmüş volkanın (Terevaka, Poike ve Rano Kau) birleşmesiyle oluşmuş üçgen şeklinde bir volkanik ada.

Paskalya Adası’nın yerli halkı olan Rapa Nui’lerin antik dönemde kullandığı benzersiz yazı sistemine Rongorongo adı veriliyor. Rongorongo günümüzde hala çözülememiş; insan, hayvan, bitki geometrik şekiller ve çeşitli nesneleri tasvir eden yaklaşık 120 farklı hiyeroglif benzeri sembolden oluşuyor. Metinler genelde ahşap parçalarına ya da şeflerin asalarına kazınmış. Dünya genelindeki müzelerde korunan sadece 20-25 tablet bugüne ulaşabilmiş ve adanın kendisinde hiç orijinal tablet kalmamış. Okyanusya bölgesinde Avrupalılarla temas kurulmadan önce var olduğu bilinen tek yerli yazı dili olarak geçiyor. Rapa Nui dilinde, okumak, ezbere okumak veya yüksek sesle şarkı söylemek anlamına gelen Rongorongo, dünya tarihinin en büyük dilbilim gizemlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Adanın yerli dili olan Rapa Nui dili, günümüzde okullarda Latin alfabesi kullanılarak öğretiliyor ve yerliler Latin harfleriyle Rapa Nui dilini yazıyorlar. Ancak yerli halkın büyük bir kısmı İspanyolca’yı tercih ediyor.

Adaya vardığımızda şiddetli bir rüzgar ve serin bir hava ile beraber, çiçeklerden yapılmış kolyeler bizi karşılıyor. Özel eğitimli köpekler, havalimanında adaya alınması yasak olan ürünleri içeren bagajları koklayarak buluyorlar ve bu bagajlar kontrol için kenara ayrılıyor.

Bizi taşıyan tur minibüsü ve çiçeklerimizle otelimize varıyoruz. Yemyeşil bahçenin içerisinde, büyük odalardan oluşan ve ağaçtan lobisi ve küçük de bir havuzu olan Hotu Matua isimli sevimli bir otel. Adanın merkezine ve sahile yürüyerek 20 dakika gibi bir sürede ulaşabiliyorsunuz.

Kısa bir dinlenmenin ardından, hafif çiseleyen yağmura aldırış etmeden, yarım günlük ada turuna çıkıyoruz.

İlk durağımız Paskalya Adası'nda yer alan en ünlü ve en büyük krater gölü, adanın güneybatı ucunda bulunan Rano Kau yanardağının oluşturduğu kaldera.  Muazzam genişlikteki bu su dolu krater, dik deniz uçurumları ve muhteşem manzaralarıyla beni büyülüyor. 

Rano Kau, adada yer alan üç sönmüş volkandan biri ve çapı yaklaşık 2 kilometre civarında. Rano Kau yüzen volkan anlamına geliyor. Ada 3 milyon yıl öncesine dayanıyor. Denizden yaklaşık 320 metre yükseklikte.

Kraterin dar kenarında çarpıcı bir taş tören köyü olan ve arkeolojik alan olarak adanın antik tarihine ışık tutan, eski kaya oymalarıyla yoğun bir şekilde süslenmiş ünlü Orongo bulunuyor. 

Orongo arkeolojik sitesini daha iyi anlayabilmemiz için, Rapa Nui’ye özel bazı bilgileri önceden paylaşmam gerekiyor;

“Makemake” (okunuşu mah-keh-mah-keh) ya da yerlilerin deyişiyle Makumaku, Rapa Nui (Paskalya Adası) mitolojisinde baş yaratıcı ve bereket tanrısı. Ada kültürünün ünlü “Tangata Manu” (Kuş adam) kültürünün en önemli figürü.

Rapa Nui sözlü geleneğine göre; Makemake,  dünyayı ve üzerindeki canlıları yaratmış. Yalnızlığından sıkılınca balıkları yaratmak için okyanusu, ilk insanı oluşturmak için ise kili canlandırmış.

Makemake’ye deniz kuşları biçiminde tapınılırmış. Ünlü Tangata Manu yarışmasında amaç; kıyıya yakın küçük adalardan, manutara (isli kırlangıç) kuşunun ilk yumurtasını getirmekmiş. Yarışmayı kazanan kişi, o yıl boyunca Makemake’nin yeryüzündeki canlı temsilcisi olurmuş.

Makemake, adanın ikonik taş Moai heykellerinin aksine, büyük bağımsız heykellerle pek tasvir edilmemiş. Bunun yerine kaya oymalarında (Petroglif) karşımıza çıkmakta. Kaya oymaları; genellikle büyük, yuvarlak, dik dik bakan gözleri ve belirgin bir burnu olan bir yüz şeklinde kazınmış.

Hatta 2005 yılında Paskalya Adası yakınlarında keşfedildiği için, güneş sistemindeki uzak bir cüce gezegene onun onuruna Makemake adı verilmiş.

17. yy'dan 19. yy'a kadar Orongo, yıllık Tangata Manu yarışmasının merkeziymiş. Her bahar aylarında adadaki kabilelerin güç savaşını, barışçıl (fakat ölümcül) bir yolla çözmek için düzenlediği yarışmanın başlangıç ve bitiş noktasıymış.

Kabile reislerinin seçtiği savaşçılar Orongo'nun 300 metrelik dik uçurumundan aşağı iner, köpekbalıklarıyla dolu okyanusa atlar ve bir sonraki fotoğrafta görünen, 2 km uzaktaki “Motu Nui” adlı küçük adacığa yüzerek ulaşırmış. Savaşçılar, adacığa göç eden manutara (isli kırlangıç/sumru kuşu) kuşunun o yılki ilk yumurtasını bulmak için günlerce beklermiş. İlk yumurtayı bulan savaşçı, onu alnına sarıp zarar vermeden geri yüzer ve uçurumu tırmanarak Orongo’ya ulaştırırmış.

Yumurtayı getiren savaşçının kabilesinin reisi, Makemake tanrısının yeryüzündeki gölgesi (Kuş adam) ilan edilir ve bir yıl boyunca adayı yönetme hakkı kazanırmış.

Paskalya Adası mitolojisindeki en önemli dini kült olan ‘’kuş adam'' bu şekilde oluşmuş.

Orongo, adanın diğer bölgelerindeki ahşap sazdan yapılan evlerin aksine taştan inşa edilmiş yaklaşık 50 adet basık evleriyle biliniyor. Bu evler rüzgardan korunmak ve savunma sağlamak için pencereden yoksun, sadece sürünerek girilebilen küçük kapılara sahip.

Orongo’nun en kutsal bölgesi olan, “Mata Ngarau” kayalıklarında, Makemake tanrısını ve kuş adamları tasvir eden yüzlerce petrograf (kaya oyması) bulunuyor. Bu oymalar, her yıl kazanan kuş adamların anısına yapılmış.

Orongo’da başlangıçta çok özel bir moai heykeli bulunuyormuş. Hoa Hakananai (Kaybolan arkadaş) adı verilen bu bazalt heykelin sırtında kuş adam kültüne ait oymalar işliymiş. 1868 yılında bir İngiliz gemisi tarafından adadan götürülmüş ve günümüzde “British Museum”’da sergilenmekte. Köy 1860’larda halkın Hıristiyanlığı seçmesiyle tamamen terk edilmiş.

Orongo, Rapa Nui milli parkı içinde yer alıyor ve siteye erişmek için önceden arkeolojik parka giriş bileti almak gerekiyor. Kültürel önemi nedeniyle Orongo, adada park bileti başına sadece bir kez ziyaret edebileceğiniz birkaç yerden biri. Bu nedenle park kapanmadan gelmeniz gerekmekte. Adanın en çok rüzgar alan yerlerinden biri olduğu için bölge aşırı rüzgarlı ve soğuk olabiliyor. Yürüyüş ayakkabısı, güneş kremi, katmanlı kıyafet ve rüzgarlık ya da daha kalın giyecekler mevsime göre gerekebiliyor. Biz çıktığımızda aşırı bir rüzgar ve serinlik vardı.

Orongo gezimizin ardından, Ahu Akivi arkeolojik alanına geçiyoruz. Burada bizi 7 adet Moai heykeli ve hikayesi bekliyor. Yıllardır beklediğim an nihayet geliyor.

İlk kez o ilginç adamlarla tanışacağım. Bu arada MOAI’ nin  RAPA NUI dilindeki tam açılımının, atalarının tanrılaştırılmış canlı yüzleri olduğunu, AHU’nun ise platform anlamına geldiğini ve mezar, anıt ve dini tören alanı olarak kullanıldığını rehberimizden öğreniyorum.

AHU AKIVI

Rapa Nui’deki en benzersiz ve gizemli arkeolojik alanlardan biri. Adadaki diğer yüzlerce AHU’dan (platform) ayrılan çok özel kuralları ve adanın modern tarihi için bir dönüm noktası olma özelliği var. Platform üzerinde aynı boyutta ve yanyana dizilmiş 7 adet Moai heykeli barındırıyor.

Ahu Akivi’ yi eşsiz kılan 3 temel özellikten biri, heykellerin okyanusa bakan tek heykel grubu olması. Adadaki Moai heykellerinin neredeyse tamamı sırtını okyanusa, yüzünü ise kabile halkını korumak için köylere dönmüştür. Ahu Akivi ise yüzü doğrudan okyanusa batıya bakan tek heykel grubu. Arkeologlar geçmişte bu heykeller ile okyanus arasında devasa bir köyün bulunduğunu ve heykellerin aslında hem köyü hem de ufku izlediğini belirtmekte. Moai platformlarının neredeyse tümü adanın kıyı şeritlerine inşa edilmişken, Ahu Akivi sahilden yaklaşık 2.5 km içeride. Ahu Akivi’de bulunan heykeller, bahar ekinoksunda (21 Eylül) güneşin battığı noktaya tam cepheden bakacak şekilde hizalanmış. Sonbahar ekinoksunda (21 Mart) ise arkaları tam olarak gün doğumuna denk geliyor. Bu sayede, bahar ekinoksu döneminde, güneş ışınlarının oyunuyla birlikte  gün batımına, sonbahar ekinoksu döneminde gün doğumuyla birlikte gün doğumuna dönüyorlarmış gibi duruyorlar. Burası Rapa Nui’nin ilk gözlem evi ve ilk astrolojik gözlem noktası olarak geçmekte. Bu sayede mevsim geçişlerini ve tarım zamanını belirlemek için kullanılmışlar. Gökbilimsel bir gözlem evi olması antik Rapa Nui halkının gelişmiş astronomi bilgisini kanıtlıyor.

Rapa Nui sözlü tarihine göre bu 7 heykel, Kral Hotu Matu’a adaya gelip kolonileşmeyi başlatmadan önce, onun adına adayı bulmak ve keşfetmek için okyanusu aşan 7 kutsal kaşifi (savaşçıyı) temsil eder.

Hotu Matu'a, Rapa Nui (Paskalya Adası) geleneğinde adanın ilk yerleşimcisi ve ilk kralı olarak kabul edilen efsanevi bir lider.  Rapa Nui halkının sözlü tarihine göre, halkını uzak bir anavatandan alarak okyanusu geçmiş ve adaya yerleşmiştir. Rapa Nui anlatılarına göre Hotu Matu'a, Hiva adı verilen bir adadan veya ada grubundan yola çıkıyor. Hiva'nın tam olarak neresi olduğu bilinmemekle beraber, araştırmacılar bunun gerçek bir Polinezya adası, veya mitolojik bir vatan olabileceğini düşünüyor.

Heykellerin okyanusa bakarak, asıl geldikleri yer olan bu “Hiva” topraklarını gözlediklerine inanılıyor. 7 izci buraya gelip adayı keşfettikten sonra burada kral ve kraliçelerinin yollarını gözlemeye  başlıyorlar.  Kral ve kraliçe Anakena plajından sahile çıkıp, adanın derinliklerine dağılmaya başlıyorlar. Ve bu yedi izciler kralları geldikten sonra, sürekli olarak denizcileri izleyip onlara yol gösteriyorlar. Ahu Akivi, adadaki kabile savaşları sırasında devrildiğinden, 1960 yılında, arkeologlar tarafından ayağa kaldırılan ve restore edilen ilk platform olmuş. Bu yedi adamlar ortalama 4.9 m ve 14 ton. 7 rakamı tüm dünyada olduğu gibi, Rapa Nui’de de kutsal ve değerli bir rakam. Şans getirdiğine inanılıyormuş. Seremoni törenleri için yapılan bu platformlara AHU deniyor. Rapa Nui halkı, Moai heykellerini, önemli atalarının ya da genellikle ölmüş kabile liderlerini temsilen, onların gerçek yüzlerine benzeyecek şekilde inşa ediyorlarmış ve Moai’lerin, atalarını temsil ettiğine ve yaşayan toplulukları koruduğuna inanılmışlar. Rapa Nui inancına göre bu ataların; manevi güç (mana) taşıdığına, topluluğu koruduğuna, verimlilik ve refah sağladığına inanıyorlarmış. Bu nedenle heykellerin gözleri köye dönük şekilde yerleştiriliyormuş.

Rapa Nui’ler, tarım için, özel bir teknik geliştirmişler. Ada çok rüzgarlı olduğu için kayalardan desenli yol yapıp, tarım alanı yaratmışlar. Erozyonu engelleyerek nemi arttırıp tatlı patates, patates, turunçgiller, muz gibi bitkileri yetiştirebilmişler.

Hollandalı Amiral ve Kaşif Jacob Roggeveen, adaya 5 Nisan 1722 tarihinde bir Paskalya Pazarı günü ayak bastığı için, adaya Paskalya Adası adını vermiştir.

Jacob Roggeveen, Rapa Nui halkı ve adanın ikonik devasa Maoi heykelleri ile temas kuran ilk Avrupalıdır ve yerlilerin bu heykellerin önünde yere kapandığını, taptığını ve adak şeklinde sunaklarda bulunduğunu görmüştür.

Peki gelelim Maoi’ler nasıl yapılmış bilgisine;

Volkanik taşlar kül taşına dönüşünce, obsidiyen taşı olan keskin bir taş ile kalıbı çıkarılan heykeller, kül taşından oyularak yapılmış. Replika moai'ler ile taşıma deneyleri yapılmış.

Rapa Nui, dünyanın göbeği anlamına geliyormuş. Bu nedenle Maoi heykellerinin ellerinin, göbeklerinde olduğu bilgisi bulunuyor. Bazı DNA araştırmalarına göre adaya gelen başka bir ırk daha olduğu kitaplarda geçiyor. Güney Amerika kıtasından göç eden bir başka kabilenin de burada yaşadığı ve buradakilere zulüm yaptığı ancak RAPA NUI’lerin onları alt ettiği bilgisi mevcut.  Burada yetişen bu ikinci neslin, uzun kulak memeleri olduğu söyleniyor ve moai heykellerinin bazılarında kulakların memelerine kadar geldiğini görmek mümkün. 

Bazı Moai heykellerinin arkasında kuş adam (birdman) figürleri bulunmakta. Yarı kuş, yarı adamdan oluşan bu figür doğurganlığı temsil ediyormuş. Moai heykeli sırtlarında kuş figürleri 2 tane, biri dişi, biri erkek ve altında yumurtası var ve belinde bulunan 2 tane çevrilmiş ip onun kutsallığını sembolize ediyormuş. O dönemde Rapa Nui’ler duvarların üstüne bu kuş figürlerini çizmişler.

Şu an bütün Rapa Nui halkında dövme varmış. Eskiden rahip, aristokrat ve halk arasındaki sosyal sınıf farkını belirtmek için yapılan bu dövmeler, günümüzde tüm Rapa Nui halkında bulunmaktaymış.

Bu heykeller adanın koruyucusu ve bir nevi bereket tanrıları olmakla beraber, aynı zamanda adanın ve medeniyetinin sonunu getirmişlerdir.

Peki bu medeniyet nasıl yok olmuş;

Ada sık ağaçlarla kaplı alanmış. Adada 20-25 yıl önce dikilen ağaçlar olmasa hiç ağaç kalmamış. Ada, okyanusun ortasında her yerden uzakta olduğu için, dışarıdan saldırı görmemiş ve sadece kendi içlerinde medeniyet geliştirmeye uğraşmışlar. Kabileler arasında Moai heykel yarışması yapılıyormuş. Bu 10 m yükseklik ve 14 ton ağırlığındaki heykelleri taşımak için adadaki ağaçlar kesilmiş. 1043 adet Moai yaptıkları söyleniyor, bunların yaklaşık 900 tanesi şu anda erişilebilir durumda. Maoi heykellerini taşımak için kesilen ağaçlar ile orman yok olunca, tarım bitmiş, kano yapıp avlanmaya çıkamamışlar, endemik bozulmuş ve kıtlık gelmiş, aç kalmışlar.

Bereket için yaptıkları heykeller kendi sonlarını getirmiş.

1722 yılında heykeller ayakta ve 900 adetmiş. Adada10 bin kişi yaşıyormuş.

1880’lere gelindiğinde, açlık ve kıtlıktan dolayı, kabile şefine isyan eden Rapa Nui’ler, heykelleri devirmiş. 1860 yılında Perulu’ların adaya gelmesi ile geriye kalan Rapa Nui’ lerin büyük kısmı, köle olarak çalıştırmaya götürülmüş. Onların bir kısmı adaya sağ geri dönüp, geride kalanlara çiçek hastalığı bulaştırmışlar. 1888 yılında Şili hükümeti, adanın resmi sahibi olduğunu ilan ettiğinde, geride sadece 110 Rapa Nui kalmış. Kalan 110 Rapa Nui, çoğalarak günümüzde adada yaşamaktaymış. Bugün adanın toplam nüfusu 8000 kişi ve bunun %60'ı orijinal Rapa Nui imiş.

1888'de Şili hükümeti, kendi kara parçasına en yakın ada olduğunu söyleyerek, Paskalya Adası'nı ihlal ediyor. Sonrasında Rapa Nui’liler ve İspanyollar arasında gerilmeler oluyor ve 1966 yılına kadar gerilim devam ediyor ve sonunda adaya vali atanıyor. 1966 yılında Rapa Nui halkına seçme seçilme hakkı veriliyor. Turizm 2010 yılında başlıyor. 1955 yılında Van Tilberg Hollandalı arkeoloğun başlattığı arkeolojik kazılar başlıyor. Ve heykeller ortaya çıkınca turizm hareketlenmeye başlıyor.  Ada turizme açılınca Rapa Nui’lilerin arasında bulunan aktivistler ayaklanıyor ve adanın kendilerinin olduğunu söyleyerek, özerklik istiyorlar. Washington’da uluslararası Kızılderili yerli halklar topluluğuna başvuruda bulunuyorlar. Amerika, buraya yerli haklarını korumalısınız diye nota veriyor. Sonunda ada; özerk değil, özel statüsüne geçiriliyor.  Halklara özerklik veriliyor ama özerk bir cumhuriyet kurmalarına izin verilmiyor. Ada topraklarının %73'ü Şili hükümetine, toprakların kalanı Rapa Nui halkına ait.  Burada yaşayanların tek gelirleri turizm. Devlet turizm gelirlerinin %70'ine el koyuyor. Bu nedenle yerli halk geçinmekte zorlanıyorlar. Adaya yeni gelen vali ile beraber değişim başlıyor ve turizm gelirlerinin geliştirilmesi bekleniyor.

Ahu Akivi ziyaretimizden sonra, otelimize geri dönüyoruz ve hazırlanıp akşam için deniz kenarına, kasabanın en canlı olan bölgesine iniyoruz. Otelden deniz kenarına inen yol boyunca tropik bitki örtüsünün kapladığı, yemyeşil bahçeleri olan evlerin önünden yürüyoruz. Bazılarının duvarlarında ilginç resimler bulunuyor.

Deniz kenarında yine ilgimizi çekecek heykeller var. Bunlar sanırım yakın zamanlarda turistik amaçla yapılmışlar.

Fotoğraf çekiyor ve alışveriş yaparak, akşam yemeği için otele geri dönüyoruz. Oteldeki akşam yemeğimiz oldukça lezzetli ve doğal. Gece odalarımıza çekildiğimizde, müthiş bir tropik sağanak başlıyor. Neyse ki gündüz böyle yağmadı ve ben Maoi’leri rahatça görebildiğim için şükrediyorum. Yarın adadaki diğer Moai platformlarını göreceğiz.

23 Kasım 2024, Paskalya Adası'ndaki ikinci günümüzde, sabah kahvaltıdan sonra, yine aracımıza binip, Rano Raraku’ya doğru yola çıkıyoruz.

RANO RARAKU

Paskalya Adası’ndaki Terevaka dağının eteklerinde yer alan, adanın ikonik dev taş heykellerinin (Moai) neredeyse tamamının yontulduğu volkanik bir krater ve antik taş ocağı. Dünyadaki en büyüleyici ve tarihi açıdan en önemli arkeolojik alanlardan biriymiş. Bu sönmüş volkanik krater, adanın ünlü devasa taş heykelleri olan Moai'lerin ana taş ocağı olarak hizmet vermiş. Rano Raraku volkanı en son patlamasını 200 yıl önce gerçekleştirmiş. Maoi heykellerinin %95’i bu taş ocağından çıkmış. Bu volkanın etrafında ve içinde 342 adet bulunmuş.

Yaklaşık 500 yıl boyunca (tahminen MS 1200 ile 1700 yılları arasında) Rapanui taş oymacıları, adadaki Moai'lerin %95'inin ham maddesini sağlamak için bu tek volkanı kullanmışlar. Volkan, tüf adı verilen sıkışmış volkanik külden oluşmakta. Bu tüf ilkel bazalt el keskileri (toki) ile oyulabilecek kadar yumuşak, ancak doğa şartlarına dayanabilecek kadar da sert. Rano Raraku'da yürümek, terk edilmiş bir atölyede yürümek gibi. Burada hâlâ yapımının farklı aşamalarında olan 396 Moai bulunuyor. Bazıları sadece kaya yüzeyine kazınmış ana hatlardan ibaretken, bazıları yarı kalkmış durumda, bazıları ise yamaçlarda omuzlarına kadar toprağa gömülü vaziyette duruyor.

Taş ocağının içinde, bugüne kadar yapımına başlanmış en büyük Moai (El Gigante) yer almakta. Eğer tamamlanıp ayağa kaldırılsaymış, 21.6 metre yüksekliğinde ve tahminen 270 ton ağırlığında olacakmış. Ancak ana kayadan hiçbir zaman ayrılmamış. Aşağıdaki fotoğrafta yatık olarak bu Moai görülebilir. Yüzü belirgin şekilde izlenebiliyor.

Tukuturi ise, adadaki en benzersiz ve gizemli heykellerden biri. Klasik dikdörtgen, uzun yüzlü ve sadece gövdeden oluşan Moai'lerin aksine Tukuturi; diz çökmüş, tam vücutlu, sakallı ve başı hafifçe geriye doğru eğik bir heykel. Antik festivallerdeki bir şarkıcıyı temsil ettiği ve oyulan son Moai'lerden biri olduğu düşünülmekte. Volkanın dış yamaçlarından, adadaki en büyük tören platformu olan Ahu Tongariki'nin kesintisiz ve büyüleyici manzarasını görebilirsiniz. Burada, Pasifik Okyanusu'nun hemen önünde yan yana dizilmiş 15 adet ayakta duran Moai bulunuyor. Aşağıdaki fotoğrafta Tukuturi’nin arkasında, uzakta bulunan okyanus kenarında 15 adet Maoi seçilebiliyor.

Rano Raraku, Rapa Nui Ulusal Parkı içinde yer alan ve son derece sıkı korunan kutsal bir alan. Ziyaretçilerin belirlenen yolların dışına çıkması, taşlara dokunması veya platformların üzerinde yürümesi kesinlikle yasak.

AHU TONGARIKI

Rano Raraku ziyaretimizden sonra sıra, adanın güneydoğu kıyısında yer alan, okyanusa sırtı dönük 15 adet Moai heykelini barındıran ve adadaki en büyük ve en etkileyici platform (AHU) olan, AHU TONGARİKİ arkeolojik sitesi. Yakındaki Rano Raraku  volkanik taş ocağıyla bağlantılı. Bu yakınlık, Tongariki'nin adanın en güçlü klanlarından birinin merkezi olduğunu düşündürmekte.

Volkanik tüften oyulan Moailer ortalama 5-10 metre yüksekliğinde, bazıları 30-80 ton ağırlığında. En büyüklerinden birinin yaklaşık 65 ton ağırlığında olduğunu öğreniyorum.

22 Mayıs 1960'ta gerçekleşen 1960 Valdivia Depremi (insanlık tarihinin ölçülmüş en güçlü depremi, magnetitude 9.5) sonrasında oluşan tsunami, Tongariki'ye ulaşmış. Bazı moai'ler yüzlerce metre sürüklenmiş. Platform büyük hasar görmüş.

1990'lı yıllarda gerçekleştirilen kapsamlı bir restorasyon çalışmasıyla heykeller yeniden ayağa kaldırılmış. Ahu Tongariki, Rapa Nui halkının mühendislik ve taş işçiliğindeki ustalığını gösteren en önemli arkeolojik alanlardan biri olarak kabul ediliyor. Özellikle gün doğumunda, okyanus arka planı önünde sıralanan 15 moai oldukça etkileyici bir manzara oluşturumakta. Günümüzde gün doğumunu izlemek için adanın en popüler noktalarından biri.

Ahu Tongariki ziyaretimizden sonra, yolumuz adanın tek plajı olan Anakena plajına düşüyor. Palmiyelerin arasından yürüyerek plaja ulaşıyoruz.

AHU NAU NAU

Moai gezimizin sonunu, bu plajda bulunan Moai’ler ile tamamlıyoruz. Anakena plajı üzerindeki en ünlü moailer, Ahu Nau Nau adı verilen törensel platformda bulunuyor. Bu moailer, tüm Paskalya Adası'ndaki en iyi korunmuş heykeller arasında kabul ediliyor. Ahu Nau Nau üzerinde günümüzde görülebilen 7 moai var. Bu heykeller yüzyıllar boyunca kum altında kaldıkları için rüzgâr, yağmur ve tuzlu havadan daha az etkilenmişler. Bu nedenle diğer birçok Moai’lere göre yüz detayları, sırt işlemeleri ve vücut şekilleri çok daha belirgin.

Moai’lerin bazılarının başında Pukao adı verilen, kırmızı renkli silindirik taşlar bulunuyor. Pukao’lar, kırmızı volkanik taşlardan yapılmışlar. Muhtemelen saç topuzu veya soyluluk sembolü olarak kullanılıyorlarmış. Moai’lerin bütün bilgeliğinin kafada ve saçlarında olduğu söyleniyor. Bu nedenle Pukao’ları akılları kaçmasın diye ve statü nedeniyle, Moailerin başına koyuyorlar.

Gözleri olduğu kanıtlanan İlk Moailer bunlar. 1978'de yapılan kazılarda beyaz mercan parçaları bulunmuş. Bu keşifle beraber bilim insanları, moailerin başlangıçta gözlerinin olduğunu anlamış. Gözler beyaz mercandan, göz bebeği ise kırmızı veya siyah taştan yapılıyormuş. Gözler yerleştirildiğinde heykelin ruhsal gücünün (mana) "uyandığına" inanılıyormuş. Anakena Moai’lerinin arka taraflarında, kuş motifleri, geometrik desenler, dövme benzeri işaretler ve kutsal semboller görülebiliyor. Çoğu Moai’de zamanla aşınan bu detaylar, Anakena'da daha iyi korunmuş. Bazı araştırmacılar, Ahu Nau Nau'daki Moailerin sıradan ataları değil, kraliyet ailesine mensup genç prensleri veya seçkin kişileri temsil ettiğini düşünmekte. Çünkü Anakena, efsaneye göre ilk kral Hotu Matu'a'nın adaya çıktığı yer olarak kabul ediliyor.  Anakena'da sadece Ahu Nau Nau değil, aynı zamanda Ahu Ature Huke adlı başka bir moai de var.

Anakena'daki moailer de çoğu Rapa Nui heykeli gibi okyanusa değil, adanın iç kısmına bakıyor. Daha önce de bahsettiğim gibi, Rapa Nui inanışına göre bu heykeller ataların yaşayan topluluğu koruyan ruhsal temsilcileri ve  bu nedenle halkın yaşadığı alanları gözetiyor. 

Anakena plajında gezerken, yerli halkın denize girdiğini gördük. Adada denize girmek bizler için pek mümkün olmasa da, yerliler için aynı şeyi söylemek zor. Rapa Nui’li rehberimiz denize girdi. Bu esnada bizler, tropik kokteyl tadımı yaptık. Gezimizin sonunda otele ve sonrasında yine adanın sahilde bulunan merkezine topluca yemek yemek için gidiyoruz. Güney Pasifik’in ortasında yer alan Paskalya Adası'nın tüm gıda gereksinimlerinin Santiago’dan düzenli seferlerle taşındığını öğreniyorum. Bu nedenle adadaki fiyatlar epeyce pahalı.

Bu gece Paskalya Adası'ndaki son gecemiz. Yarın sabah Santiago’ya geri dönüyoruz.

Paskalya Adası, dünyanın en uzak ama bir o kadar da mistik bir köşesi. Bilinen ve anlatılan tarihi gerçeklerin dışında, Paskalya Adası'nın MU uygarlığının bir parçası olduğu ve burada yaşayan ırkın çok gelişmiş olduğu ancak tufan sonrası yok oldukları bilgisi de araştırmaya değer bence. 

Konuk Yazar: Feyhan Sönmez

Fotoğraflar: Feyhan Sönmez Arşivi

Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur. 

Yorum Yap

İletişim
İletişim +90 (532)2439735