Recep Yıldız'ın denizciliğe başlama hikayesinin başlangıcını aşağıdaki bağlantılardan okuyabilirsiniz.
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-1-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-2-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-3-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-4-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-5-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-6-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-7-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-8-bolum
https://yelkenciningazetesi.com/bir-tutkunun-pesinde-9-bolum
Kaledonya Kanalı
Kaledonya Kanalı Dünya'nın en uzun kanallarından biridir. Dört adet doğal gölün nehirlerle birbirine bağlı olarak Inverness ile Fort Williams arasında yaklaşık 60 mil bir suyolu oluşturmuş olması ve geride kalan 22 mil kısmının da insan eli ile kanal haline getirilmesi İskoçya’nın tam da kalbinde bir kanalın önemini daha da öne çıkarıyor. Mühendisler William Jessop ve Thomas Telford tarafından her biri 50 yard/46 metre boyunda su kilitlerinin pek çoğu merdiven şeklinde birbirine bağlantılı ve art arda sıralanmış olarak tasarlanmışlardır.

Batı ve Kuzey İskoçya’daki sert hava ve tehlikeli denizden denizcileri ve donanmayı korumak ve de Batı ekonomilerini doğu ve kuzeydeki İskandinavya ve Hollanda hatta Almanya ekonomileri ile buluşturmak amacıyla 1803 yılında başlayıp 1822 yılında kısmi olarak tamamlanabilmiş, bugünkü şekliyle tam olarak bitimi ise bir 25 yıl daha almıştır. Kanal açılmadan önce kanal görevini büyük buharlı gemiler Kuzey Denizi’ni dolaşarak yerine getiriyordu. Bugün ise daha çok gezi tekneleri, yatlar, balıkçılar ve küçük donanma gemileri Kuzey Denizi ile Atlantik Okyanusu arasında kestirme yol olarak kullanmaktadır.
Kanal çevresinde ayrıca karavan turizmi de gelişmiş, bisiklet, göletler ve kanallar boyunca kano, yürüyüş ve piknik alanlarının yoğun kullanımını beraberinde getirmiştir. Ayrıca kanal boyunca hemen her yanda çeşitli büyüklükte ve klasta oteller ve küçük turistik kasabalar var.

İskoçya’da Kaledonya Kanalı’ndan başka da kanallar vardır. Örneğin yine Atlantik Okyanusu kıyısından CRİNAN dan başlayan 35 mil uzunluğundaki bir diğer kanal ise buradaki uzun bir yarımadanın en kuzeyinden geçip doğu kıyısında Ardishaig'de son buluyor. 1895 yılında tamamlanmış olan bu kanalda tüm kilitler manuel olarak açılıyor ve teknedekiler tarafından bu işlem yapıldığından oldukça uzun sürüyormuş. Ayrıca Glasgow’un doğusunda Bowling’den başlayan yine 35 mil uzunluğunda ve 1768 yılında 1790 yılında tamamlanmış ve 2002 yılında da komple yenilenmiş ve Falkirk'a kadar da uzatılarak "The Forth & Clyde Kanal da nüfusun yoğun olduğu bu bölgede bugün tren yolu ile bağlantılı olarak kullanılmaktadır.

Kaledonya kanalında 29 adet su kilidi -Lock- ve 10 adet de yana dönerek açılır -swing type- köprü varmış. Kanala giremeyeceğimizi hesaplarken 18 haz. Da 16.45 gibi ilk kilide geldiğimizde instructor istersek bize geçiş verebileceğini söyleyince hemen hazırlıklarımızı yaptık ve ilk kilide alındık. Arkamızdaki kapı kapandıktan yaklaşık 5-6 dakika sonra 2 metreden fazla su ile birlikte yükseldik. Burada kilit içinde iken tüm Kaledonya geçişi için bedelimizi 286 £ olarak ödedik. Bu kanal içi, tüm marina konaklama ve geçiş bedeli idi. Önümüzdeki yana açılır "swing door" için trenin geçmesini bekledik, 20 dakika kadar ve sonrasında kapı yana doğru dönerek açıldı ve geçtik. Sonrasında bir kilit daha geçerek geceyi geçirmek üzere SeaPort marinaya bağlandık. Elektrik alırsan sadece para ödüyorsun, onun dışında her şey geçiş bedeline dahilmiş. Elektrikte 16 amper=3 £, 32 amper 6£.
İskoçya; Norveç’in o granit dağlarından ve sarp yamaçlarından sonra çok farklı bir coğrafya, neredeyse hiç dağ yok, genelde deniz seviyesinde düz açıklıklar, her yer baharla birlikte çiçeklere bürünmüş, sevdim burayı da…

Akşam saat 18.00’de resmi görevli, aracı ile teknenin yanına geldi ve pasaportuma giriş mührünü vurdu. Pasaportuma giriş yapmaya gerek yok dediler ama ben ne olur ne olmaz diye özellikle istedim. Tekne evrakları için ise herhangi bir işleme gerek yok dedi.
Sabah 09.10’da art arda 4 kilit/havuz geçtik ve yaklaşık 10 metre kadar daha yükseldik. Bu kilit sonrası nehir boyu pontona aborda olduk. Pasaportumuza giriş kaşesi vuracak görevli ile burada buluşacağız, ayağımıza gelecekmiş. Sabah geldiğinde biz çarşıya geçmiştik. Bluenote’taki arkadaşların girişlerini yapmış, akşama doğru benim için tekrar gelecek. Zorunlu bu gece buradayız.

İlk gecemizi geçirdiğimiz Fort Augustus çok güzel, harika bir kasaba, doğası ve doğal güzellikleri yanında insanları ile de. İçinde birkaç kafe, restoran, dükkânlar ve konutları ile keyifle yaşanacak örnek bir yer. Türkler de burada kafe işletiyorlardı. Turistik ve popüler bir yer ama henüz yozlaşmamış. Japonlar merakla havuzlardaki tekneleri ve her yeri fotoğraflıyorlar. Gezmeye karaya çıktık ve kahvaltı için oturduğumuz yerde bizim Karadeniz müziği benzeri sesler gelince o tarafa yöneldim. İskoç milli kıyafetleri içinde güleç yüzlü bu arkadaş meydanın ortasında “Tulum Zurna” çalıyordu. Yaklaştım ve ara verdiğinde biraz sohbet edince de işte bu fotoğrafta buluşsakta tulum zurnanın bir Karadeniz enstrümanı olduğu konusunda onu ikna edemedim😊
O günü çevre gezisi ve çok keyifli barlarında geçirdikten sonra ertesi sabah 09.30 gibi yeniden yola koyulduk, önümüzdeki döner kapı (swing door) ve bir süre sonrasında da en üst seviyeye çıkmak için bitişik birçok kilitten geçtik ve artık 25 mil boyunca başka bir kilit yok, yola devam.
Nehir bir süre sonra genişledi ve etraf açıldı. Hava da güneşli ve çok az parçalı bulutlu, keyifli bir seyir oluyor. Loch Ness göleti, kuzeydoğu kısmının en geniş yeri. Neredeyse Boğaziçi’nin dar yeri kadar oldukça eski bir kale vardı, tam yaklaştığımızda ördeğin teki uçarak teknemize gelip kondu ve yemek istedi. Ben de ekmek alıp hard top üzerine çıktım ve yanıma geldi. Elimden kopararak aldı ekmeği. Bir ara yakalayıp akşama ördek dolması ile şarap aklıma geldiyse de gözleri o kadar güzeldi ki şakası bile kötü geldi. Elimle beslenmesini filme aldım, güzel bir anı oldu.

Kaleye yaklaşırken biraz önce de iki İngiliz veya NATO savaş uçağı tam tepemizden geçerken biri bizim direğimize doğru dalış yaparak alçaldı ve yan dönerek bizi çok yakından selamladı, yani güzel bir karşılamaydı ama o kadar ani oldu ki filme alamadım. Karşılamada 21 pare top atışı da istemiştim ama artık top atışı yapmadıklarını, bununla yetinmem gerektiğini belirttiler:)

Kaleye çekip biraz dolaşmak istediysem de tam biz iskeleye yanaşırken feribot geldi ve ben de vazgeçtim. Bulunduğumuz yerden tamamı zaten görülüyordu, benimki biraz yürüyüş ve sıla özlemi olsun diye kapristi. Kalede turistler vardı, çoğunluğu Japon ve sanırım Koreliydiler.
Kale bakımsız ve kaderine teslim bir halde idi. İçindeki kafe/restoranda bir şeyler yiyip içmek keyifli olurdu ama yanaşacak yeri yoktu ve demir atmak da yasak dedi görevli. İçinde video’da dönen ve buranın tarihini anlatan bir de film varmış. Kalmayıp yola devam ettik.
Loch Ness Gölü bittikten sonra tekrar kanala girdik ve hemen sonrasında da kanalın en güzel kısmına yani Fort Agustus’a geldik.


Marinaya kadar beş su kilidini arka arkaya daha geçtik, saat 14.30’da başladığımız geçişi 16.30’da Bluenote ile yan yana geçişle tamamladık ve marinaya bağlandık. Marinada bağlama yanında bu defa elektrik de bedelsiz idi. Özellikle kilit geçişlerinde insanlar iki HR büyük yelkenliyi yan yana görünce oldukça ilgi gösterdiler ve sanırım en azından 200 kişi 10’ar adet fotoğraf çekti. Her iki teknede de Türk bayraklarımızla bunca kare fotoğrafa girerek sanırım ülkemizin iyi reklamını yaptık. Yanımıza gelip soru soranlar ve konuşanlar da nereden gelip nereye gidersiniz, ne güzel tekne bunlar, birlikte misiniz vs. gibi tonlarca soru sordular. Sonuçta saat 18.30, duşumuzu aldık ve barlara gidip boğazımızı ıslatacağız. İçkilerimizi yudumlarken zaman çabuk geçti ve saat 20.00’de mutfak kapanınca aç kaldık. İnternet bağlantımız teknede vardı ve son fotoğrafları Facebook’a yükledim, mail’ler alındı vs.

21 Haziran sabahında saat 09.30 gibi Fort Agustus marinadan ayrıldık ve 2 mil sonrası iki su kilidini ve bir de dönerek açılan köprüden geçerek Loch Oich Gölü, Laggan açılır köprü ardından Laggan Avenue dedikleri kanalı da geride bırakarak art arda üç yeni su kilidine daha ulaştık. Burada beklerken motoru kapattık ama geçiş sıramız gelince motor yeniden çalışmadı. Start anahtarının bulunduğu yere elektrik gelmiyordu. Tüm sigortalar vs. gözden geçirildi, manuel açıldı ve olası arıza araştırıldı ise de sonuç yok. Inverness'ten Volvo Servisini çağırdık ve bir saat sonra da geldi servis. Birlikte yine bir saatlik aramalardan sonra 24 Volt alternatör arkasındaki ana kablo soketinin gevşediğini amcam buldu ve sorun çözüldü. Bu kablo soketi yakınında Mastervolt Servisi Stavanger'de unutulmuş topraklama kablosunu çekerken sanırım dar alanda bu soketi gevşetmesinin bana maliyeti 200 £.

Kanal içi kontrol teknesi

Su kilidi kontrol istasyonu
Bu üç adet su kilidini de geçerek yaklaşık 6 metre daha yükseldik ve Ceann Loch Göleti’ne girdik Bu gölet kanalın en yüksek su haznesi, bu kilit sonrası artık alçalmaya başlayacağız. 15 ve 16. kilitleri tek kilit olarak ve de 4 metre su düşümü ile geride bıraktık, 8 mil boyu olan Ceann Loch Göleti’ne girdik.

Özellikle şurası çok güzel denen bir yerleşim yeri önümüzde yok, çıkış ağzına kadar on üç adet daha su kilidinde alçalarak yaklaşık 16 mil sonra batı ucundan Kaledonya'dan çıkış yapacağız. Kalan kilitlerden yedi tanesini art arda geçeceğiz ve bu da en azından yarım gün demektir.

Bugün hava kapalı, soğuk ve hafif yağmurlu. Zaten akşamdan kalmayım, keyfim yoktu bir de hava kötü. Sadece iki saat sonra çıkışı düşünüyorum artık.
Kaledonya başlangıçta bize çok ilginç geldi tabi. Norveç'ten sonra coğrafya değişmişti ve koca koca kaya dağlardan sonra daha rahat nefes alabildiğimiz bir ülke, daracık ve yemyeşil su yolları. Su; nehir suyu ve tatlı su ancak dibini görmek mümkün değil, koyu yeşil bir rengi var, üstelik pis. Doğa yapısı, yerleşim yerleri, ev tarzları vs. enteresan tabi. Fort Agustus çarpıcı, geri kalanı ise yukarıda anlattıklarımın özetidir.


Kaledonya geçişi hem yolumuzu kısalttı hem de çevreyi çok yakından görme şansı verdiği için güzeldi. Norveç gibi Kuzey İskoçya’da fırsat bulursam yine gitmek istediğim yerler arasına kaydedildi. Norveç’te 61 derece Kuzey paralelinin üzerine kadar çekmiştik, Kaledonya çıkısında ise 56 Kuzey paralele kadar güneye inmiş olduksa da hava hâlen özellikle geceleri soğuk:( Kanal çıkısına 15 mil kala İskoçya’nın en yüksek ve meşhur dağı "Ben Lewis" tepeleri Norveç’ten sonra ilk defa karla kaplıydı.
Evet, bugün 22 Haziran Cuma, 4 gün önce başladığımız Kaledonya kanalı geçişimizi noktalamak üzereyiz. Sabah 08.00’de başladığımız art arda yedi kilitten sonra önce ikili sonra da son kilidi geçerek saat 10.40’ta tatlı sudan çıkıp yeniden denize, Atlantik kıyılarına kavuştuk. Böylece Fort Augustus ile başladığımız Kaledonya Kanalı’nı Fort Williams’tan çıkarak noktalamış olduk.


Dışarıda 15 knot rüzgâr var ve bir haftalık aradan sonra tekrar yeniden yelken yapabileceğiz. Hava sabah 08.00’de yağmurlu ve soğuk idi, sonrasında güneş biraz yüzünü gösterir gibi yaptı, yağmur durdu ve azıcıkta olsa ısındık. Önümüzde Atlantik kıyısında ilk ziyaret edilecek yer olarak malt viski cenneti ve şairler kenti olarak ün yapan Oban var.
Böylece 18 Haziran’da girmiş olduğumuz Kaledonya kanalından 22 Haziran sabahı yaklaşık 30 mil güneyde OBAN şehrine gitmek üzere nehri "Finish" tabelası ile terk ettik, tekrar denize kavuştuk.
Bir aydan beri devamlı soğuk bölgelerde olmamız, sıcağa özlemimizi tetikledi. İnsanoğlu garip yaratık dostlar! Yıllarca hasretini kurduğum yerlerde dolaşıp yelken yaptım, keyifle gezdim ama soğuklar bahane, memleket özlemi mi ne, ah şimdi Güney’de denizlerde olmak varmış demeye başladım bile. Buraya kadar gezdiğimiz yerlerden İsveç, Norveç veya İskoçya’da hiçbir yerde ah şu turkuaz sularda bir yüzsem dediğim bir yer olmadı. Tüm İrlanda ve İngiltere de buna dahil, bu açıdan bizim kıyılarımız hem iklim olarak yaşamak ve hem de deniz tatili için doğanın bize bahşettiği harikalar. Kıymetini ne kadar biliyoruz konusunu ise sizlerin takdirine bırakıyorum.

Norveç - İskoçya Kuzey Denizi Geçişi - 574 NM

İsveç -Türkiye Gezi güzergahı – 3,5 Ay, 6.500 NM
Devam edecek
Konuk Yazar: Recep Yıldız
Fotoğraflar: Recep Yıldız Arşivi
Yayına Hazırlayan: Doruk Ajans / Yelkencinin Gazetesi Kuruluşudur.